Halikarnas Balıkçısı ve Bodrum

Bodrum’la özleşmiş olan Halikarnas Balıkçısı Cevat Şakir Kabaağaçlı’yı 1968’li yıllarda kitaplarıyla tanımıştım.  Paris 68’deki öğrenci olaylarından etkilenmiş biri olarak dünyaya çeki düzen vermeye çalışanlardan biriydim. Cevat Şakir’i okudukça; denizler gibi engin bilgisi, kültürü, yüreğinden kopup gelen derin insan ve doğa sevgisiyle küçük bir balıkçı kasabası olan Bodrum’u nasıl değiştirdiğini kitaplarından öğrenmiştim.

Cevat Şakir tek başına Bodrum’u değiştirerek Bodrum yapan kişi olduğuna göre 68 kuşağı da dünyayı değiştirebilir diye düşünmüştüm. Ne var ki bütün insanlık tarihi boyunca yüreğinde derin bir insan ve doğa sevgisi taşıyanların başına gelenler O’nun ve O’nun gibilerin de başına gelmişti. Ben de onlardan biriydim.

İlk talihsizlik, babası Şakir Paşa ile yapılan bir tartışmada ateşlenen bir silahla ölümüne neden olmuş, 15 yıl hüküm giymiş, yedi yıl sonra sağlık nedeniyle tahliye edilmişti.

Tahliye edilip, serbest kaldıktan sonra kendine yeni bir yol çizmek zorunda olan Cevat Şakir, artık sanatıyla para kazanmak zorundaydı. Resim ve karikatürlerinin yanı sıra çok sayıda yazıları da çeşitli gazete ve dergilerde yayınlanmıştı. Hüseyin Kenan takma adıyla “Resimli Hafta” adlı bir dergide “Hapishanede İdama Mahkûm Olanlar Bile Bile Asılmaya Nasıl Giderler?” Adlı yazısında asker kaçaklarını dramatize etmiş ve askerlerin yargılanmadan cezalandırılmaları konusuna dikkat çekmişti. Askerleri isyana teşvik ettiği gerekçesiyle İstanbul İstiklal Mahkemesi’nde yargılanmış, üç yıl Bodrum’a sürgüne gönderilmişti.

Cevat Şakir’in şansına iyi kalpli bir kaymakam çıkmıştı karşısına. O’nu Kaleye kapatmamış, çarşının içinde aylık kirası 25 kuruşa şirin bir Bodrum evinde cezasını çekmesine izin vermişti. İyi ki vermişti Bodrum kaymakamı. Öyleydi çünkü Cevat Şakir o anda bir Cennete düştüğünü hissetmiş, baştan aşağı Bodrum Mavisine bulanmıştı.

Yazı yazmış, koyları keşfetmiş, bitkilerle ilgilenmiş, balıkçılık yapmış, bir kayık almış bazen günlerce maviliklerde kaybolmuştu. Bir süre sonra “denizde balık adam, karada ağaç adam” olmuş çıkmıştı. Bitkilerle ilgili kitaplar bulmuş, okumuş, araştırmış, Avrupa’da bu işle ilgilenenlerle yazışmış, tohumlar istemişti. Fidanlar bulmuş, Bodrum’un her yerine ekmiş, dikmiş, sonra da ora ahalisiyle birlikte onlara gözü gibi bakmıştı.

Küçük bir kıyı kasabası olan Bodrum’a palmiyelerin yanı sıra gelin çiçeklerini, begonvilleri, mimozaları da O getirmişti. Mimozaların gelişinin en az kendileri kadar güzel bir de hikâyesi varmış. Romantik dönem Fransız edebiyatının başeserlerinden biri olan Carmen’i Türkçe ’ye çevirirken, esmer İspanyol kızlarının saçlarına küçük mimoza demetleri taktığını okuyan Cevat Şakir ’’Neden benim Bodrumlu esmer kızlarım da saçlarına mimoza demetleri takmasınlar’’ Diye düşünmüştü. Paris’ten mimoza tohumları getirtmiş, onları Bodrum sokaklarına, bulabildiği her yere, rastgele ekmişti. Bir süre sonra her yeri mimoza sarmıştı. Günlerden bir gün, bir düğün alayında Bodrumlu kızların da saçlarına mimozalar taktığını görünce de sevincinden havalara uçmuştu.

Bu sırada devlet, cezasının kalan kısmını İstanbul’da tamamlamasına karar vermişti. Üç yıllık cezasının son yarısını İstanbul’da tamamladıktan sonra, doğal güzelliklerine hayran kaldığı, çok sevdiği ve halkıyla kaynaştığı Bodrum’dan uzak kalamamıştı. Öyle de olmuş ve Bodrum’a dönüp yaklaşık yirmi beş yıl kalmıştı burada.

Yaşadığı talihsiz olaylardan ve dramatik aşklardan sonra kendini yeniden Ege kıyılarında bulmuştu Cevat Şakir. Ege’nin ikliminde edebi yönü daha da zenginleşmiş ve yazılarında, çok sevdiği Bodrum’un antik çağlardaki ismi olan Halikarnasos’tan esinlenerek, Halikarnas Balıkçısı takma adını kullanmıştı.

Ege kıyısının, denizinin ve insanın güzelliklerini anlatmış ve romanlarını, denemelerini, öykülerini çoğunlukla deniz düzleminde işlemişti. Öykülerinde deniz insanın ihtiraslarını, duygularını, günlük yaşamlarını, aşklarını ve saflıklarını konu eden Halikarnas Balıkçısı, bunları şiirsel bir dille meydana getirerek mistik bir atmosferde kurgulamıştı. Balıkçılık dâhil çeşitli işlerde çalışan Balıkçı, edebi eserlerinin çoğunu da burada kaleme almıştı.

Cevat Şakir Bodrum’da yaşadığı dönemde arkadaşları ile ilk kez Mavi Yolculuk fikrini ve uygulamasını gerçekleştirmişti.  Mavi Yolculuk turlarında amaç arınmaktı. Diyor Halikarnas Balıkçısı anılarında.  Dünyadan ve medeniyetten kaçıp, Bodrum koylarının sakin dinginliği ve Antik Ege kıyılarının muhteşem güzelliğiyle kafayı dinlemekti. Yanımıza peynir, su, İstanköy peksimeti, tütün ve rakıydı alınırdı. Mavi yolculuk süresince gazete okunmaz radyo dinlenmezdi. Haftalarca denizde kalınır sadece acil durumlar için karaya çıkılırdı. Mavi Yolculuklar Halikarnas Balıkçısı ile birlikte diğer katılımcıların da edebî eserlerini büyük oranda etkilemişti.

1890’da Girit’te doğan Cevat Şakir Çocukluğu babasının elçilik görevi nedeniyle bulundukları Atina’da geçmiş, ilkokulu Büyükada Mahalle mektebinde, ortaöğrenimini Robert Kolej’de tamamlamıştı. Üniversiteyi İngiltere Oxford Üniversitesi’nde dört yıl Yakın Çağlar Tarihi okuyarak bitirmişti Çocukları orta öğretim çağına geldiğinde, Bodrum’da okul olmaması sebebiyle ailesini İzmir’e nakletmiş ve 13 Ekim 1973 tarihinde, kemik kanserinden dolayı İzmir’de vefat etmiş, vasiyeti üzerine Bodrum’a gömülmüştü. Mezarı Gümbet’teki Türbe Tepesinde Halikarnas Balıkçısı Müzesi ismi ile yer almaktadır. 

Halikarnas Balıkçısı’nın kitaplarıyla tanıdığım Bodrum’u ilk kez 1979 yılında, koylarından birinde bir ay süreyle kiraladığımız yazlık konuta geldiğimizde tanımıştım. 13 Eylül 2018 Perşembe günü ikinci kez buluşmuştum Halikarnas Balıkçısı’nın sevgilisiyle. Betonlaşma ve çirkinleşme burada da kendini göstermişti.

Dört gün yaşadığımız Bodrum’da havasını soluduğumuz, gözümüzle dokunduğumuz her şey O’nun elinin, O’nun ruhunun eseriydi. Halikarnas Balıkçısı kitaplarında Gökova’nın güzelliklerini, Bodrum ve doğa sevdasını defalarca dile getirmiş, insanlığa anlatmış ve emanet etmişti. Hakkıyla sahip çıkıp koruyamadığımız bu emanetlerden, tüm doğal yaşamdan ve denizlerden çığlıklar yükseldiğini gördük. O’nun emanetlerini, çevreyi ve denizlerimizi yaşatmak için yapmamız gereken çok şey olduğunun farkına vardık. Varmalıydık…

 

525 total views, 3 views today

Share Button