27 Eylül 1958 Cumartesi, İvriz…

Uykum bitmiş, hava aydınlanmak üzereydi. Ranzanın üstündeki yatağımda dönüp, duruyor ve biraz daha uyumak istiyordum. .Ranzaların demirlerine vuran madeni bir cismin sesiyle yataktan çıktım. Nöbetçi öğretmen bir taraftan ‘’Kalkın, oyalanmayın, geri geldiğimde kimseyi yatakta görmeyeceğim.’’ Derken, bir taraftan da elindeki anahtarlarla ranza demirlerine vurarak ilerliyordu. Benim gibi diğer arkadaşlarım da yataklarından çıkmışlardı. Gün Cumartesiydi, öğleye kadar ders vardı. Bayrak merasiminden sonra temizlik nöbetçileri tarafından yatakhaneler temizlenecekti. Giyinirken İvriz’e geldiğim güne gittim. Bir hafta çarçabuk geçivermişti.

22 Eylül 1958 Pazartesi günü 1958-59 Eğitim ve Öğretim Yılı törenle başlamıştı. Andımız ve İstiklal Marşımız okunduktan sonra Okul Müdürümüz Kamil Açan açılış konuşmasına, eski öğrencilerin dikkatini çekerek başlamıştı. ”Aramıza yeni katılan kardeşleriniz var. Öyle sanıyorum ki çok büyük bir bölümü ailelerinden ilk kez ayrılmıştır. Tanımadığı, tanımaya çalıştığı yepyeni bir çevredir okulumuz yeni gelen kardeşleriniz için. Kendilerini biraz garip, biraz yalnız ve biraz da üzgün hissediyor olabilirler. Onlara sahip çıkalım ve burasını sevdirelim.” Dedikten sonra okulun oldukça sıkı ve katı kurallarından uzunca bir süre söz etmişti. Başarının sırrının kurallar ve disiplin olduğunu öncelikle vurgulamak istiyorum demişti.

Tören ve konuşmalardan sonra sınıflarımıza gitmiştik. Ben 1A sınıfına verilmiştim.İlk dersler ve öğretmenleriyle tanıştıktan sonra okul müdürünün disiplin konusundaki uyarıları karşımıza çıkmıştı. Gerçekten de İvriz’de kurallar ve disiplin büyük ve kırmızı harflerle yazılmıştı. Sigara içmek, içerken yakalanmak, yüz kızartıcı suçlardan birinden dolayı disiplin kuruluna gönderilmek istemezdik. İstemezdik çünkü okuldan bir iki hafta uzaklaştırılmak istemezdik. Daha da kötüsü bir başka okula sürgüne gönderilme ve bütünüyle okuldan uzaklaştırılma ihtimalleri de vardı. Bu nedenle bizleri değişik konularda uyaran öğretmenlerimize karşı gelmek gibi bir düşünce hiç bir öğrencinin kafasından bile geçmezdi.

Okula yabancılığımızı henüz üstümüzden atamadığımız bu ilk haftamızda, her konuda bize yardımcı olan öğretmenlerimiz ve büyük sınıflardaki ağabeylerimiz oldukça hoşgörülü davrandılar. Bizlere rehber oldular. Başarının anahtarının disiplin ve kurallar olduğunu önemle vurguladılar. Oldukça katı bir disiplin bir süre sonra kendini hissettirmeye başlayacaktır. Dediler. Öyle de olmuştu. Sanki bizi yöneten uzunca çalan sert tınılı zillerdi. Yatma kalkma, kahvaltı yemek, mütalaa ve ders saatlerimizi hep bu ziller haber vermekteydi Çok geniş bir alana yayılmış olan okulumuzun  en uç noktalardan bile ziller duyuluyordu. Düzen böyle kurulmuştu.

Eski Köy Enstitüleri ve devamı olan İlköğretmen okullarının en büyük özelliği köy çocuklarını ”leyli meccani” olarak tanımlanan ”Parasız ve yatılı” olarak bünyesine alması ve günün koşullarına göre yetiştirmesiydi. Köy çocukları Köy Enstitüleri için en iyi ve en verimli kaynaktı. Öyleydi çünkü mezuniyetlerinden sonra köylere gideceklerdi. Gittikleri köyleri ve koşullarını en iyi onlar bilirdi. Köy koşullarını en iyi bilmelerinin yanı sıra bildikleri bir gerçek daha vardı. Kendilerinin ve köylerinin aydınlanması ve kurtuluşu okumalarına, bilgilenmelerine ve çok yönlü yetişmelerine bağlıydı.

Kısa sürede alıştık okulun katı kuralları ve disiplinine. Kurallar ve disiplin bilgilenmeyi, iş içinde çok yönlü öğrenmeyi, her koşulda başımızın çaresine bakmayı ve başarıyı getirecekti, buna ihtiyacımız vardı. Üç yıl okuduğum İvriz unutulmazlarım arasındadır. Unutulmazlarım arasındadır çünkü bani ve benim gibi olanları bir oyun hamuru gibi yoğurmuş, mükemmel bir öğretmen kimliği kazandırmış ve hayata dört dörtlük hazırlamıştı.

Share Button