20 Ekim 1958 Pazartesi, İvriz…

Kahvaltımızı yapmış ve Tören alanında toplanmıştık. İvriz’e geleli neredeyse bir ay olmuştu. Okul Müdürümüz Kamil Açan diğer hafta başı törenlerinde olduğu gibi bu kez de eğitim ve öğretim üzerinde durmuştu.

” Eğitim bir insanın hayatını devam ettirebilmek için öğrendiği her şeydir.” Dedikten sonra ”Sizlere burada öncelikle hayatınızı devam ettirecek her şeyi öğreteceğiz.” Demekteydi. Özellikle eğitimin altını sürekli çizmekte, Köy Enstitülerinin biraz da bu amaçla kurulduğunu vurgulamaktaydı. Eğitim bir ömür boyu sürecek bir etkinlikti. Öğretim ise ‘’Ülkenin Milli Eğitim bakanlığınca düzenlenmiş Müfredat programları çerçevesinde, bir amaca yönelik olarak yapılan sistemli bir uygulamaydı.’’ Daha yalın bir tanımla eğitim adam etmeyi,  bir başka deyişle insan olmayı, öğretim ise bilgi kazandırmayı amaçlayan süreçlerdi.

Bizler de okullarımızı bitirip; ilk, orta ve lise dengi okullarda öğretmen ve idareci olarak göreve başladığımızda eğitim ve öğretimin ne denli önemli olduğunun farkına varacaktık. Gerçekten de ”Eğitimin bir insanın hayatını devam ettirebilmek için öğrendiği her şey olduğunu, bir zamanı mekânın olmadığını, İnsanoğlu ölene kadar eğitimin sürdüğünü yaşayarak öğrenecektik, öğrenmiştik.

Aileden başlayan Eğitim İnsanoğluna kişiliğini, insanı insan olarak sevmeyi, paylaşmayı, yardımlaşmayı, sergilediği davranışları, ahlakı kazandırıyordu. Öğretim ise okullarda gerçekleştiriliyordu. Nitekim ne zaman okul müdürü Kamil Açan’ın odasına gitsem koltuğundan kalkarak karşılardı. Neden kalktığını, bu davranışın beni utandırdığını söylediğimde ”Seni ve diğer arkadaşlarını insan yerine koyduğumun göstergesidir.” Demiş ve eklemişti. İdareci ve öğretmen olarak görev aldığınız yerlerde odanıza gelen öğrenci velisi ya da bir başkasını kalkarak karşılarsanız, Anadolu insanının dediği gibi, adam yerine konulduğunu anlayacak ve size ona göre davranacaktır.

Bu sözü hiç unutmadım. Gerek meslek hayatımda gerekse günlük yaşamda, yaşı ne olursa olsun, ayağa kalkarak karşıladım, karşılamaya devam ediyorum. Eğitimden amaç bu olmalıydı… Bu tür davranışları İstanbul Çapa İlköğretmen Okulu idareci ve öğretmenleriyle Ankara Yüksek Öğretmen Okulu idareci ve öğretmenlerinde de görmüştüm. Köy Enstitüleri uyguladıkları eğitimle öğrencilerine ”İnsan Olmayı” öğretmişlerdi.

Okulu, yönetimini, öğretmenlerimizi tanımaya ve kurallarını öğrenmeye başlamıştık. Okulda tam bir kışla havası vardı. İyi ki vardı çünkü 600 civarında öğrencinin olduğu İvriz’de kadrolu çalışan 10-12 görevli bulunurdu. Söz gelimi yemekhanemizde bir aşçıbaşı ile yardımcısı olurdu. Onlar yemekleri hazırlardı.  600 öğrenci ile birlikte okul müdürü ve öğretmenlerin de yemek yediği yemekhanede yemek masalarının hazırlanması, yemekten sonra masadakilerin toplanması ve bulaşıkların yıkanması gibi işler yemekhanedeki nöbetçi olan öğrenciler tarafından yerine getirilirdi.

Yemekhane ve idarede olduğu gibi diğer birimlerde de öğrenciler görevliydi birer hafta süreyle. Her hafta başında, duruma göre, 60-70 öğrenci nöbete çıkar, bir hafta süreyle derslere girmezdi. Ders notlarını derse katılan arkadaşlarından alır, kendi defterine çeker ve çalışırdı.

Fırında, çamaşırhanede, yemekhanede, müzikhanede, laboratuvarda, idarede, ziraatta ve diğer birimlerde birer hafta süreyle aldığımız sorumlulukların bizi hayata hazırladığını yıllar sonra yaşayarak öğrenecektik. Öğrenecektik çünkü Eğitim bir insanın hayatını devam ettirebilmek için öğrendiği her şeydi. Köy Enstitüleri ve devamı olan İlköğretmen okulları bizlere her türlü sorumluluk yükleyerek her şeyi öğrenmemizi sağlıyordu.

Share Button