Ankara Çankaya Botanik Parkı

 

 Çankaya Botanik Parkı

Kent Parkları ve Türkiye

Kent parkları olarak tanımlanabilecek yeşil alanların önemli bir işlevi kültürel ve kişisel çeşitliliğin sergilenmesi, demokratik ve açık görüşün vurgulanmasıdır. Tanımlı kent boşlukları olarak işlev gören kent parkları, insanları bir araya getiren yerlerdir. İstanbul’da gezi Parkı, Ankara’da Abdi İpekçi Parkı, Güvenpark ve Kuğulu Park bunun çarpıcı örnekleridir. Birden fazla insanın aynı mekanda bir araya gelmesi her an bir sosyal aktivite oluşturmaktadır.

Bu kapsamda, insanların kentsel açık mekanda geçirdikleri süre ne kadar çok olursa, diğer kentlilerle karşılaşma olasılığı o kadar artacaktır. Bu karşılaşmalar, kutlamalar, eylemler, konserler, gösteriler ve pasif iletişim olarak niteleyebileceğimiz hareketlerle gerçekleşebilmektedir. Diğer insanlarla bir arada bulunmak, onları izlemek ve onlardan etkilenmek yalnız kalmaya oranla daha olumlu etkiler ve deneyimler sağlar ve arzu edilen kent kimliğinin oluşmasına neden olur.

Ancak bu uygulama biçim değiştirmeye başladı. Bundan ötürüdür ki gerek Seğmenler Parkı’nda gerekse Ankara Botanik Parkı’nda yeterli kalabalıklar yoktu.Günümüz iletișim teknolojileri, kamusal ilișkilerin herhangi bir fiziksel mekana ihtiyaç duymaksızın sanal ortamlarda gerçekleșmesini sağlamaktadır. Kamusal mekanda rasgele olușan karșılașmalar artık facebook, twitter gibi sosyal iletișim araçları ile önceden planlanmakta, kimin kiminle tanıșacağı ve ne tür aktiviteler yapacağı önceden belirlenmektedir.

İnternet ortamında tanışan ve görüş paylaşımı yapan gruplar, çeșitli etkinlikleri organize ederek demokratik protestolar için kamusal dıș mekanları tercih etmektedirler.Ankara’da bu mekanlar Kuğulu Park, Güvenpark ve Sıhhiye’deki Abdi İpekçi Parkı olduğundan Ankara Botanik Parkı ıssız kalmıştı. Bu ıssızlığın kökeninde biraz da Türkiye’yi yönetenlerin kız erkek ilişkilerine olan farklı bakış açılarının yattığını düşünüyorum.

Ankara Botanik Parkı

 

Atakule‘den Cinnah Caddesi‘ne doğru yürürken, sağ tarafta Ankara Büyükşehir Botanik Parkı levhasını görürsünüz. Levhanın hemen arkasında da fon olarak, uzun eşek oyununu temsil eden bir heykel grubu yer almaktadır.Botanik Parkı, çocukların ilk yürüdükleri, ilk koşturdukları, ilk düşüp kalktıkları bahçedir. Kent kültürü içinde, doğanın doğal bir parçası olan bir bahçede yaşamanın mekanıdır.

Boşuna değildir parkın girişine “uzun eşek oynayan çocuklar heykeli” nin konması. Bundan 50-60 yıl önce günümüzün oyuncakları, alış-veriş merkezleri, parkları, televizyonları ve oyun konsolları yoktu. Günümüzde oldukça ilkel sayılabilecek sokak oyunları olurdu. Uzun Eşek de, Türkiye’de, kırsal yörelerde oynanan oyunlardan biri olup, genellikle erkek çocukların ilgi gösterdiği bir etkinlikti. İki takımın oynadığı hakemli bir oyun olup, oyuncu sayısı 10 kişiye kadar çıkabilirdi. Oyunda amaç, uzun eşek gibi sıralanmış rakip takımın sırtına atlamak ve takımı çökertmekti.

Bu ilkel oyunu, çocukluk dönemlerinde oynadığım oyunlardan biri olarak anımsıyorum. Heykel grubunun değişik açılardan fotoğraflarını çekerek, etrafı gözden geçiriyorum. Botanik Parkı, Ankara İli’nin Çankaya ilçesinde bulunan, 65 000 m² bir alan üzerinde kurulu parktır. Botanik Bahçesi’ndeki 65 000 m² alanın yaklaşık 30 000 m²’si yeşil alan, 15.000 m²’si sert zemin, 17 000 m²’si ağaçlık alan ve 1 500 m²’si de havuz olarak ayrılmış.


Parkın tasarımı 1970 yılında Prof. Dr. Yüksel Öztan tarafından gerçekleştirilmiştir. Planlama alanının yapısı ile plan elemanları arasında görsel bir bütünlük yaratmak amacıyla informal bir tasarım benimsenmiştir. Vadi tabanı deniz seviyesinden 1030 metre ile üst kot 1063 metre arasında 33 metrelik bir yükselti farkı vardır. Çankaya Vadisi, dik ve tatlı eğimleri, tabana doğru inen küçük vadileri ile ilgi çekici bir mikroklima alanıdır. Yaz sıcaklarında çölde bir vaha gibidir.Vadinin doğu kısmının morfolojik ve topografik özellikleri değişik kullanımlara olanak sağlamıştır.

Projede kaya bahçesi, su ve bataklık bitkileri ile soğanlı, yumrulu bitkilere yer verilmiştir. Vadi tabanının en önemli peyzaj elemanı 1030 metre-1040 metre kotları arasına yerleştirilen kaskatlı ve doğal formdaki göldür. Vadi tabanında yer alan ilgi çekici diğer bir eleman da 20 metre çapındaki dairesel formlu seradır. Vadinin batı ve kuzeybatısında gül bahçesi ve çocuk bahçesi yer almaktadır. Bu birimler kısa süreli kullanımlar ve bağlantı kolaylığı sağlamak amacıyla ana girişe yakın olarak seçilmiştir.

 

Cinnah Caddesi boyunca uzanan çocuk bahçesine doğru yürüyorum. Kuzeybatı bölümünde ”Dünya Barış Çanı” karşıma çıktı. Çanın konulduğu yapının iki tarafında  Ankara keçileri yer alıyordu.Tiftik keçisi ya da Ankara keçisi, Ankara’ya has bir keçi türü olrak biliniyor. Ataları, 13. yüzyılda Orta Asya’dan Anadolu’ya göçen Türkler tarafından, Hazar Denizi’nin doğusundan getirilmiştir. İç Anadolu’nun iklim özelliklerine uyum sağlamış ve zamanla Ankara’ya özgü bir hayvan olmuştur.

Ankara Keçisi, Ankara’nın bütün ilçelerinde yetiştirilmekle beraber, en çok ürün alınan ilçeler Ayaş, Beypazarı, Güdül ve Nallıhan’dır. Keçilerden dikkatimizi ayırıp, tekrar Dünya Barış Çanı’na odaklanıyorum. Birleşmiş Milletler Genel Kurulu, 1981 yılında aldığı bir karar ile Eylül ayında oturumların başladığı tarihi, milletler ve halklar arasında barışın desteklenmesi ve güçlendirilmesi amacıyla Dünya Barış Günü olarak ilan etmiştir. Dünya Barış Çanı “Dünya Barış Çanı Derneği”nin temel amacı, savaşları ve nükleer silahları yeryüzünden kaldırmaktır.

Açlıkla karşı karşıya olan ülkelere yardım etmek; kültür ve eğitim alanlarında uluslararası işbirliğini teşvik ederek Dünya Barışının tesisine katkıda bulunmak amacıyla 1954 yılında Chiyoji Nakagawa tarafından kurulmuştur. Barış Çanı’na ev sahipliği yapan ülkelerden birisi de Türkiye’dir. Barış Çanı’nı arkada bırakarak kuzeye yöneliyorum. Ankara’nın en iyi seyir terasının bulunduğu Atakule karşımda bana bakıyor. Bir dönem Ankara’nın simgesi yapılmaya çalışılan Atakule sanki ”Beni unutma, bu günlerde çok yalnız kaldım, beni de yaz.” dercesine karşımda duruyordu.

Yarım saat önce önünden geçmiştim. Seyir terasına çıkış dışında hiçbir ticari faaliyet yoktu. Parkın kuzeyinde yer alan ve Mimar Ragıp Buluç’un tasarımı olan Atakule 1986-89 yılları arasında yapılmıştır. Cinnah Caddesi ile Çankaya Caddesi’nin köşesinde yer alan yapı, Ankara’nın simge yapılarındandır. Yüksek kulesi ile birlikte bir alışveriş merkezi olan Atakule, Ankaralıları ve Ankara dışından gelenleri kendine çeken bir yapıdır.

Ankara’nın her tarafını kuşbakışı görme olanağı sunan kule, başkentin ilk kulesi olma özelliğine de sahiptir.Basından edindiğim bilgilere göre, Ankara’da açılan yeni AVM’lerle yarışamayan Atakule esnafı kirayı ödeyemez duruma düşünce, Atakule’nin AVM binası yıkılıp yeni bir bina yapımına karar verilmiş. Yıkım işleminden sonraki 3 yıl içerisinde yeni projenin bitmesi hedeflenmiş.

Tatlı eğimlerin bulunduğu yürüme yollarına sıkça oturma ve seyir bankları konulmuş. Banklardan birine oturup, çevreme daha alıcı bir gözle bakıyorum.  Sonbaharda ağaçlar ve çevre, sararan yapraklarıyla bu kadar mı güzel olur muş? Sonbaharın ya da ”Hazan” mevsiminin bütün özellikleri duruyordu karşımızda. Sonbaharın en karakteristik ögelerini içinde barındırıyor Botanik Parkı. Parkın her mevsiminin ayrı bir güzelliği olmasına rağmen, ”hazan”ın renklerini giyinip kuşandığında bu dönemde bir başka güzel olmuş.

Yeşilden, sarıya, kızıla ve kahverengine dönüşen o pastel renklerinin her tonunu görebilme olanağı yakaladım. Bir süre daha ”Hazan Mevsimi” renklerini seyrettikten sonra kalkarak, göl çevresine ulaştım. Bazı sabahlar, göl üzerindeki sisle oluşan gizemli görüntü, güneşin kendini göstermesiyle farklı bir resme dönüşür. Renklerin ağaçların arasında sızan ışıkla buluşması, ağaçlardan aldığı renkleri önümdeki havuza yansıtması ile suların değişen renkliliğini izlemek ayrı bir keyif olur diye düşündüm.

Parkın kıvrımlı ve tatlı eğimli yollarını izleyerek, Cumhurbaşkanlığı Köşkü’ne giden Çankaya Caddesine çıktım. Çankaya Caddesi en yüksek kota sahip yerlerden biri. Ankara ‘ya ve Botanik Parkı’na tekrar baktım. Gezim sonrasındaki izlenimim, Ankara Botanik Parkı’nın, bir botanik parkında bulunması gerekenlerin büyük bir bölümünü barındırmamış olmasıydı.

Biraz Botanik Parkı, biraz da Mesire Yeri ya da Millet Bahçesi havasına büründürülmüştü. Basından edindiğim bilgilere göre; Milli Botanik Bahçesi, Ankara-Eskişehir yolu üzerinde, Tarım ve Köyişleri Bakanlığı kampüsünün de yer aldığı Beytepe-Lodumlu mevkiinde, Bakanlık ve AOÇ arazileri üzerinde kurulacak. Bakanlık, Tarımsal Araştırmalar Genel Müdürlüğü ve AOÇ arasında bu amaçla bir protokol imzalandı. İlk aşamada 25 milyon liralık bütçe ayrılırken, bahçenin yapımının 150 milyon liraya mal olması ve 5-6 yılda tamamlanması öngörülüyor.Ankara’nın prestij projelerinden biri olarak düşünülen Milli Botanik Bahçesi’nde, piknik alanları yanında, her türlü sosyal donatı da olacak. Bahçede-Ar-Ge çalışması da yapılacak. Bahçenin yönetimi ve işletmeciliğini AOÇ yapacakmış. Haydi hayırlısı diyerek, yazımızı sonlandıralım.

11,571 total views, 3 views today

Share Button