Madrid’de Bir Öğleden Sonra

                                                                                                4 Nisan 2008 Cuma, Madrid…

İspanya Meydanının tanıtımı ile birlikte, Madrid Şaheserleri Turu sona ermiş ve tura katılanlar rehberimiz tarafından serbest bırakılmıştı. Herkes kendine göre bir rota seçecekti. Eşimle ben gruptan ayrıldık.  İspanya Meydanından çıkıp, kuzeye doğru yönelerek Gran Via caddesine ulaştık.

Gran Via, Paseo de la Castellano ile birlikte İspanyol operetleri ve kitaplarda geçen, filmlerde defalarca gösterilen Madrid’in en ünlü caddesidir. 19.yüzyıldaki kökenine gelince, kentin kuzey-batı bölgesini kentin tarihi merkezine birleştiren küçük, karmaşık ve labirent gibi bir sokakta görünümündeydi. 1901 yılında onaylanan bir teklifle inşaatı 1910 yılında başlamış ve 1929 yılında günümüzdeki görünümünü kazanmıştır. Yaklaşık 1,5 km uzunluğu olan Gran Via İspanya Meydanı’ndan başlayıp, Alkala Caddesine kadar uzanır. Adından da anlaşılacağı üzere bu Büyük Yol boyunca mağazalar, oteller, bankalar, restoranlar, barlar, sinemalar ve tiyatrolar bulunmakta olup şehrin en önemli ticaret bölgelerinden biri haline gelmiştir. İstanbul’daki İstiklal Caddesi’ne benzettim.Bir farkla, Gran Via daha geniş ve daha bakımlı bir cadde. Gran Via caddesinde eski doku epeyce korunmuş.

Madrid Metropolis

Caddeye Gran Via adı, İspanya’da Franco sonrası demokrasinin yeniden kurulduğu 1981 yılında Madrid’in en sevilen belediye başkanı Enrique Tierno Galvan tarafından verilmiş. Caddenin Alkala Caddesine ulaştığı köşesinde simge yapılardan bir olan 45 metre yüksekliğindeki Metropolis 1910 yılında ofis binası olarak yapılmış. 

Madrid’in sembollerinden biri olan Metropolis anıtsal bir yapıdır. Mimarları Jules ve Raymond Fevrier binaya geçmiş yüzyıllar havası yaratmayı amaçlayan Fransız Beaux-Arts tarzını uygulamışlar. İnşaatın bittiği 1910 yılında olağan dışı bir yapı olarak görüldü. Sade zemin üzerinde, kubbeli ilk iki kat sütunlarla çevrili olan Korint bir destek çifte saçakları alegorik 4 heykeli ile kaide ticaret, tarım, sanayi ve madencilik sektörü temsil edilmektedir. Üzerindeki yuvarlak kule 24 ayar altın 30 000 yaprak ile kaplanmış.

Alkala Caddesi’nde biraz ilerledikten sonra, geriye dönüp bakıyoruz. Heybetli bir görünümü olan Metropolis binasını görüyoruz. Madrid’in sembollerinden biri olan Metropolis ’in önünde duruyorum. Eşim fotoğrafımı çekerek beni de sembolleştirmiş oluyor. Metropolis anıtsal yapısını geride bırakarak Kibele Meydanı’na geçiyoruz. 

Plaza de Cibeles Madrid

Madrid’in ana noktalarından biri olan Cibeles Meydanı‘nın en önemli özelliğinin çevresinde bulunan harika mimari eserlerdir. Meydanın çevresinde göreceğiniz saray benzeri büyük beyaz bina Palacio de Cibelestir. Bu anıtsal bina son yıllara kadar Madrid merkez postanesi olarak kullanılmış. Yenilenmeden sonra belediye binası olarak hizmet vermeye başlamış. Meydana bakan harika mimari eserlerden biri de ünlü Banco de Espana binasıdır.

Günümüzde Telefonica Binası, kültürel etkinlikler ve konferanslar için bir merkez olan Espacio Fundacion Telefonica’nın ev sahibidir. Özellikle sanat ve teknolojiyi içeren etkinlikler sergileri, atölye çalışmaları ve toplantılara ev sahipliği yapmaktadır. 

 

Kibele Meydanı Madrit İspanya

Kibele Meydanı Madrit İspanya

Meydanın ortasında ise, Tanrıça Kibele’sin heykeli bulunuyor. Kibele, bilindiği gibi Eros ’un annesi, bereket tanrıçasıdır. Bu heykel Madrid şehrinin en sevilen sembollerinden biridir. Anıtta, Bereket Tanrıçası Kybele iki aslan tarafından çekilen arabada otururken tasvir edilmişti. Fotoğraf makinesine sarılarak,  eşimin fotoğrafını çekiyor ve ölümsüzler arasına katılmasına katkıda bulunuyorum.

Eşimin arkasında; solda Kibele çeşmesi ve tahtında oturan ”Ana Kraliçe ”ile arabayı çeken aslanlar, çeşmenin sağında ise telekomünikasyon binası görülüyor. Telekomünikasyon binası ile Kibele çeşmesinin ” İspanyol sermayesinin en önemli sembollerinden biri olduğu ifade ediliyor meydanla ilgili yazılarda. Kibele ile ilgili olarak, tarih kitaplarında; kuzey ülkelerinde, Akdeniz çevresinde, Anadolu ‘da, Asya’da ve birçok uygarlıkta, değişik adlarla anılan bir Ana Tanrıçadan söz edilir.

Ana tanrıça; heykellerinin bir bölümünde doğum yaparken görülür, böylelikle dişiliği ve üremeyi temsil eder. Bazı heykellerinde de oturur ya da ayakta iken, yanında iki leopar bulunur. Madrid Kibele meydanındaki heykelinde ise, aslanların çektiği bir arabada, tahtta otururken görülmektedir. Ana Tanrıça Kibele’nin kutsal hayvanları olan leopar ve aslanların her zaman yanında yer alması, ”Hayvanların kraliçesi olduğunu ve hayvanlar üzerindeki sınırsız hâkimiyetini anlatır.

Kibele anıtının bulunduğu tam bu noktada güneye giden Prado Keyif Bulvarı ile kuzeye giden Kastillana Bulvarı birleşiyor. Daha önce gördüğümüz bu meydan ve Kibele anıtı çevresinde dolaştıktan sonra, Alkala Caddesinin batı ucunda bulunan ve Güneş Kapısı olarak adlandırılan Puerta del Sol’a gitmek istiyoruz

Puerta del Sol-Güneş Meydanı

Kibele anıtını geride bırakıp, yaklaşık 1 km uzaklıkta bulunan Puerta del Sol’a 15 dakikada ulaşıyoruz. Güneş Kapısı ya da Güneşin Kapısı anlamına gelen Puerta del Sol Meydanı Madrid’in en merkezi ve işlek meydanıdır. Burası aynı zamanda Madridlilerin en popüler buluşma noktası, protesto ve gösterilerin yapıldığı meydandır. Puerta del Sol olarak bilinen Güneş Meydanı, Madrid’in en önemli ikinci meydanı olan Mayor Meydanı ile en büyük caddesi Gran Via’nın arasında olup her ikisine de bir kaç dakika yürüme mesafesindedir. Puerta del Sol aynı zamanda tarihsel olarak İspanya’nın sıfır noktası sayılıyor. Meydan 18. Yüzyıl’da Madrid’in En İyi Belediye Başkanı Unvanını taşıyan III. Carlos tarafından inşa ettirilmiş. Meydanın ortasında III. Carlos’un bir Heykeli bulunmaktadır.

Puerta del Sol-Güneş Meydanı

Ortaçağda Madrid’i çevreleyen surların güneye açılan kapısı da aynı ismi taşıyordu ve kapının üzerinde bu ismi simgeleyen parlayan bir güneş figürü vardı. Bugünkü meydan, surlar yıkıldıktan sonra bu tarihi kapıya atıfta bulunarak yarım daire ve parlayan bir güneş biçiminde tasarlanmış. Meydandan Gran Via’ya doğru çıkan sokaklar da bu güneşin ışınlarını simgelemektedir. Bugünkü halini 18. Yüzyılda alan meydanın etrafı 18. ve 19. Yüzyıllardan kalma binalarla çevrilidir. Bu yapılar içinde en önemli olan 1768’de inşa edilmiş olan Kraliyet Merkez Postanesi olarak kullanılmış olan binadır. Ortaçağda, İspanya’nın her yanından gönderilen postalar bu binaya gelir ülkeye buradan dağıtılırdı. Bu bina bugün Madrid Otonomi Yönetim Binası’dır ve önünde Madrid Belediyesi’nin 7 yıldızlı lacivert bayrağı dalgalanır. Madrid şehrinin ve Madrid Belediyesi’nin simgelerinden birisi lacivert üzerine 7 yıldızdır. Yedi yıldızın simge olarak seçilmesinin nedenine gelince, Küçük Ayı Takım Yıldızı’nın en büyük 7 yıldızının Madrid’den çok iyi gözlemlenebilmekte olmasıdır.

Madrid

Madrid’in diğer bir önemli simgesi de, kocayemiş ağacına tırmanıp yabani çilek yiyen ayı figürüdür. Bu simge de Madrid’in tarihteki flora ve faunasına gönderme yapar. Meydanın Alcala Caddesi yakınında şehrin sembolü olan ünlü Ayı ve Kocayemiş Ağacı Heykeli her turistin önünde fotoğraf çektirdiği Madrid’in birincil sembolüdür. Ben de hemen fotoğraf makinesine sarılarak, eşimin fotoğrafını çekiyorum yaban çileklerini yemeye çalışan ayı heykeliyle. Çekiyorum çünkü efsaneye göre bronz ayının önünde fotoğraf çektirenler günün birinde mutlaka Madrid’e geri dönerlermiş. Biz de bu efsanenin gerçekleşmesi dileğinde bulunduk.

100 yıl önce oluşturulmaya başlanan; şu anda eski ve yeni Madrid’i birbirine bağlayan ve muhteşem yapıların süslediği Mayor Caddesine çıkıyoruz.  Mayor Caddesinde yaklaşık 400 metre yürüdükten sonra, caddenin güneyinde kalan Mayor Meydanına (Plaza Mayor) ulaşıyoruz.

Mayor Meydanı Madrit İspanya

Mayor Meydanı Madrit İspanya

Madrid’e gidenlerin mutlaka görmek isteyecekleri ya da rehberlerinin göstermek isteyecekleri meydanlardan birisidir Mayor. Plaza Mayor, Ortaçağda, site surlarının hemen dışında düşünülen bir pazar yeriymiş. Kral Philip II döneminde, 1560 yıllarında yapımına başlanmış, Philip III döneminde, 1617 yılında tamamlanmış.120 metre uzunluğunda, 90 metre genişliğinde dikdörtgen şeklinde bir alan ortaya çıkmış.

Tarihinde, üç kez yangın geçirmiş ve 1790 yılında bu günkü yapısına kavuşmuş.   Kuruluşundan bu yana; kralların taç giyme törenlerinin yanı sıra, festivaller, boğa güreşleri ve hatta engizisyon mahkemelerinin uygulamalarının da bu meydanda gerçekleştirildiğini ve 50 000 kişinin izleyici olarak bulunabileceğini öğreniyoruz. Meydanın merkezinde, fotoğrafımın çekildiği, 1616 yılında inşa edilen kral Philip III ün heykeli bulunmaktadır.

Mayor Meydanı Madrit İspanya

Mayor Meydanı Madrit İspanya

Kral Philip III, İspanya’daki Müslüman ve Yahudilerin İspanya’dan sürülmesine önayak olmuş birisi olarak tanıtılıyor tarih kitaplarında. 500 yıl önce, Osmanlı İmparatorluğu tarafından kucak açılan Yahudilerin, Kral Philip III tarafından sürgün edildiğini de öğreniyoruz. 09.12.1609’da kral III. Philip’in emriyle Gırnata bölgesi, Extramadura ve Mürsiye’den yaklaşık 52 bin Müslüman sürgün edilmiş. Bundan 19 gün sonra 28.12.1609’da Kastilya bölgesi Müslümanlarının sürülmesine karar verilmiş ve yaklaşık 50 bin Müslüman bölgeden çıkarılmış. Takiben, 17.04.1610’da çıkarılan bir kararla Aragon bölgesi Müslümanlarının sürülmesine başlanmış. 61 binden fazla Müslüman trajik şartlar altında sürgün edilmiş.

Onları 4 bin Katalonya bölgesi Müslümanı izlemiş. Böylelikle, 1609-1614 yılları arasında tahminen 330 bin Müslüman çok ağır ve insanlık dışı şartlar altında İspanya’dan sürülmüş. 25.03.1611’de ülkeyi Müslüman nüfustan temizledikleri için başta kral III. Fhilip olmak üzere İspanyol yöneticileri Tanrılarına şükür için büyük bir tören düzenleyerek, heykelini dikmişler.

Mayor Meydanı Madrit İspanya

Mayor Meydanı Madrit İspanya

Eski Madrid’in, yani Orta Çağlardan kalan yapıların yer aldığı bölümün ortasındaki Plaza Mayor, sütunlarla bezeli antik binalarla çevrili bir alan. Ünlü Engizisyon Mahkemeleri bu meydanda yapılırmış. Bu mahkemelerde temize çıkmak pek mümkün olmadığı için, suçlananların hemen hepsi yine burada yakılarak idam edilirlermiş. Plaza Mayor, sokak sanatçıları ya da taştan heykeller gibi duran sokak girişimcileriyle de ünlü meydanlardan biri. Önlerine koydukları kaplara para atıldığında, hareketleniyor ve büründükleri kılıkların özelliklerine göre, hünerlerini sergiliyorlar.

Plaza Mayor ’da güzel bir deniz ürünleri salatası ya da paella eşliğinde, sayıları 150′ye ulaşan işlemeli cepheye sahip dükkânları oturduğunuz yerden tek tek inceleyebilirsiniz. Biz de öyle yaptık. İşlemeli cepheye sahip kafelerden birine oturarak, deniz ürünleriyle birlikte sunulan sandviçlerden alarak, kolalı içeceklerle birlikte açlığımızı bastırdık.

İspanyolların meşhur yemeği ”Paella”yı bir başka mekânda yemek üzere, kafeden kalktık ve ilgimizi çeken dükkânları gezmeye başladık. Bu yüzlerce yıl yaşındaki binaların alt katları, yani bodrumları labirent gibi. Kimisi bar veya gece kulübü, kimisi ise hediyelik eşya satılan yer olmuş. İçlerinde gezinmek heyecan verici.

Mayor Meydanını çevreleyen yapılarda daracık geçitler, sağda veya solda bir kaç basamakla çıkılan iki kişinin sığabildiği hücreler, insana bir eğlence yerinde değil de Engizisyon işkencelerinin yapıldığı bir mahzende olduğu duygusu veriyor. Meydanın çevresinde tamamen antik binalar var. Bunların en ünlüsü ise Plaza de la Villa’daki 600 yıllık ‘Torre de Lujanes’. Vaktiyle yenik Fransa Kralının bu binaya hapsedilmiş olduğunu da öğreniyoruz.

Mayor Meydanın gezilip, görülmesiyle günü sonlandırıyor ve konaklama yerimize dönüyoruz.

Share Button
2978 cevaplar

Yorumlar kapalı.