Osmanlı’da Fetret Devri

 

Edirne, Osmanlı Devleti tarafından alınmadan önce, Bizans İmparatorluğu’na bağlı küçük bir kent idi. ‘’Kaleiçi’’ denilen bir bölgeden ibaret olan Edirne, Balkanlara ulaşabilmek ve egemenlik kurabilmek için stratejik öneme sahipti. Murad Hüdavendigar olarak bilinen Osmanlının üçüncü padişahı I. Murad Edirne’nin askeri önemini kavramıştı.

1361 yılında Edirne’yi fethederek, Osmanlının İkinci Başkenti yapmıştı. Eski Saray olarak bilinen Saray-ı Atik, 1365 yılında I. Murad tarafından kale dışında yaptırılmıştı. I. Murad’dan sonra tahta geçen I. Beyazıt ya da Yıldırım Beyazıt daha çok Osmanlının birinci başkenti olan Bursa’da bulunmuştu.

Yıldırım Bayezid’in 1402 yılında Ankara Savaşı’nda yenilmesi ve Timurlenk’e esir düşmesi Osmanlı Devleti için felaketle sonuçlanmıştı. Diğer taraftan Timur Anadolu’ya doğrudan hükmetmek yerine itaat altına alma politikası izlemişti. Bir taraftan Anadolu Beylerinin Osmanlıya isyanın kapısını aralamış, diğer taraftan da Şehzadeleri saltanat için mücadele etmeye teşvik ederek güçlü bir merkezi idarenin yeniden ortaya çıkmasını da engellemişti.

Bu manevra Timur’un siyasi zekâsının bir göstergesiydi elbette. Bir işgalci gibi anılmak, kardeş kavgasının müsebbibi gibi davranmak istemiyordu. Zira Anadolu onun için fethedilecek bir coğrafyadan ibaret değildi. Onun esas amacı Anadolu’daki Türklerin gönül rızasını kazanarak tebaası yapmak, dolayısıyla hükümdarlığını ve ordusunu güçlendirmekti. Üstelik Çin’e düzenleyeceği sefer öncesinde zaman kaybetmek ve yeni bir cephe açmak istemiyordu.

Akıllıca bir hamle ile yumuşak huylu olduğunu bildiği Süleyman Çelebi’ye diplomatik bir nezaket içerisinde hediyeler ve kendisine bağlı bir hükümdar olduğunu ifade eden hilatını  göndermişti. Hilat göndermek, Süleyman Çelebi’ye ünvan vermek, senin padişahınım demekti.  Süleyman için bu hilat hükümdarlığının emniyeti anlamına geliyordu. Ancak diğer yandan Osmanlı’nın bağımsızlığını yitirmesi, Timur’un hükümdarlığı altına girmesi demekti.

Süleyman için iki yol vardı, ya bu hilatı kabul edecek ve hâkimiyetini muhafaza edecek, ya da Timur ile yeniden savaşmayı göze alacaktı. Süleyman, devlet erkânının da tavsiyeleri doğrultusunda hilat giydi. Diğer Şehzadeler de Hilat giyerek Timur’a bağlılıklarını gösterdiler. Böylece Osmanlı 100 yıl boyunca koruduğu bağımsızlığından vazgeçerek Timur’a bağımlı bir devlet haline geldi. 

Timur’un bu akıllıca politikası Osmanlı Devletini 11 yıl sürecek bir iç bunalıma sürükledi. 1402-1413 yılları arasındaki bu dönem Fetret Devri olarak geçmiştir. Şehzadeler aralarında mücadele etmişlerse de aslında hükümdarlar ve hüküm süreleri bellidir. Bayezid Han’dan sonra büyük oğlu Süleyman Çelebi, devleti 9 yıl boyunca tartışmasız hükümdar olarak yönetmiştir. Ancak tarihe 5. Hükümdar olarak geçmemiş ve hükümdarlığı meşru kabul edilmemiştir. Oysa devletin en yüksek makamları Sadrazamlık, Subaşılık ve Yeni Çeri Ağalığı kendisine biat etmiş, ordu ve millet onu hükümdar olarak kabul etmişti.
Süleyman Çelebi tahta oturduğunda diğer Şehzadelerden Mustafa, babası Bayezid Han ile birlikte Timur’a esir düşmüştü. Diğer Şehzadeler ise Timur’un onayıyla sancaklarına; İsa Çelebi Balıkesir Karesi, Mehmed Çelebi Amasya, Musa Çelebi de Bursa’da hükümranlıklarını ilan etmişlerdi. En küçük kardeş olan Kasım ise ablası Fatma ile birlikte ağabeyi Süleyman tarafından yapılacak bir antlaşmanın güvencesi olarak  Bizans’a rehin olarak gönderilecekti.

Bunalım devri olarak da adlandırılan 11 yıllık bu dönemde Yıldırım Bayezid’in beş oğlundan dördü arasında taht kavgası başlamış, Anadolu toprakları büyük bir kargaşaya sürüklenmişti. Kardeşlerden Çelebi Mehmet tek hükümdar olup tahta geçinceye kadar binlerce Türk, Şehzadeler arasındaki savaşlarda can vermişti. Osmanlı, Şehzadeler arasındaki bir taht kavgasının bedelinin ne kadar acı sonuçlar doğurabileceğine bizzat tanık olmuştu.

Fetret Devri’ndeki Şehzadeler savaşından galip çıkan ve Çelebi Mehmed olarak bilinen I. Mehmed, Osmanlının beşinci padişahı olmuştu. Osmanlıdaki birliği sağlayarak, Osmanlının yeniden doğuşunu sağlamıştı. Çelebi Mehmed 1413 yılından 1421 yılına kadar Edirne’yi başkent olarak kullanmıştı. 1421 yılında vefat eden Çelebi Mehmed’in yerine, Osmanlının 6. Padişahı olarak II. Murad tahta oturmuştu.

Fiziksel gelişim açısından Sultan II. Murad dönemi, Edirne için en verimli yıllardır. II. Murad döneminde kent hızla gelişmişti. 1424 – 1439 yılları arasında Edirne çeşitli yabancı elçi, heyet ve hükümdarlar tarafından ziyaret edilmişti. Bu dönemde cami, hamam, köprü, medrese, imaret gibi önemli yapılaşmalar gerçekleşmişti. Tunca Nehri boylarında ikinci sarayın yapımı da bu dönemde başlamıştı. Sultan II. Murad, Edirne’yi aynı zamanda bir askeri üs olarak değerlendirmiş ve çeşitli seferleri buradan yönetmekle kentin ün kazanmasını sağlamıştı.

Fatih Sultan Mehmed de Edirne’de dünyaya gelmiş ve İstanbul’un alınması planlarını burada oluşturmuştu. İkinci saray onun döneminde tamamlanmıştı.

359 total views, 1 views today

Share Button