Bazı sessiz çığlıklar vardır. Kulaklarınız duymaz ama hissedersiniz. Hissettikleriniz beyninizi kemirir dururlar, yüreğinizi yakar, eritirler… 

Böylesi sessiz çığlıkları koparan sorunların başında halklara yapılan ‘’asimilasyon’’ uygulamaları geliyordu. Gelmeye de devam etmektedir birçok ülkede. 

1948 yılının ocak ayında Bulgar Komünist Partisi Merkez Komitesi, ülkedeki Türklerin güven duyulmayacak bir unsur olduğuna ve bir bölümünün Bulgaristan’dan gönderilmesine karar vermişti.

Yine 1948 yılı şubat ayında Vatan Cephesi Milli Şûrasına bağlı Azınlık Komisyonu kurulmuştu.

İlgili kurulların kararları doğrultusunda 1949’dan itibaren Türklerin, Bulgaristan’dan ihracına yönelik somut adımlar atılmaya başlanmıştı.

Nihayet 1950-1951 arasındaki göçler söz konusu kararların sonucu olarak yaşanmıştı.

Türklerin tarlaları kooperatifleştirme gerekçesiyle ellerinden alınmış, okullarını ve vakıfları devletleştirip eğitim haklarını engellenmişti.

Bulgar yönetimi tarafından bir toprak reformu olarak nitelenen uygulamayla Türkler, kendi topraklarında ücretli isçiye dönüşmüştü. Yoğun olarak yürütülen din karşıtı propaganda, İslam uygulamalarının fiili olarak yasaklanmasıyla beraber gerçekleşmişti.

Dünyanın her yerinde olduğu gibi, Asimilasyon tehlikesiyle karşı karşıya kalan Karagözler Köyü yaşayanları da kayıpları en aza indirgemek için, kendilerini saklama yöntemini benimsemişlerdi.

Saklanmak, asimilasyona uğramış gibi görünmek…

Görmek, bilgilenmek, öğrenmek ve çalışmak için gittikleri 55 km uzaklıktaki Şumnu ve 90 km uzaklıktaki Varna ile bağlantılarını kesmişlerdi neredeyse.

Bağlı bulundukları İlçe Preslav ile de bağlantılarını kesmişlerdi.

Kapalı bir ekonomi sistemi oluşturmuşlardı. Sadece gaz ve tuz gibi üretemedikleri maddeleri almak için gider olmuşlardı şehirlere.

Aralarından göze batmayacak ve Bulgarca bilenleri seçerek bunu sağlamışlardı.

Şehir bağlantılarını keserek yöneticilere kendilerini unutturmak istemişlerdi.

Kapalı bir ekonomi sistemi uygulayan Karagözlüler koyunların yünlerinden çoraplarını, derilerinden çarıklarını, sütlerinden peynir ve yoğurtlarını yapmışlardı.

Şeker kamışı ve şeker pancarından şeker ve şeker ürünlerini, tarlalarından buğday, arpa ve mısır gibi ürünleri sağlamışlardı.

Yalnızlık duygularını yok etmek için maneviyata önem vermişler ve aralarındaki bağları kuvvetlendirmişlerdi. Kadınları kara çarşafa bürünmüştü görünmemek için. Aralarındaki anlaşmazlıkları yok saymışlardı.

Asimilasyon politikaları Türk azınlığı eritmek ve sindirmek kabul edilemezdi.

Yoğun olarak yürütülen din karşıtı propaganda, İslam uygulamalarının fiili olarak yasaklanmasıyla beraber gerçekleşmişti. 

Babam ve babam gibiler için Din ve inançları her şeyin üstündeydi. Dinlerini kurtarabilmek için, bedelsiz olarak mal varlıklarını bırakıp, beş kuruşsuz Serbest Göçmen olarak Türkiye’ye göç kararı almaktan çekinmemişlerdi.

Zor bir karardı ama verilmişti bir kere. Gönüllü olarak gideceklerdi Anavatanlarına…

Share Button