4 Haziran 1960 Cumartesi, Karabucak Tarsus…

2 Haziran 1960 Perşembe günü Mustafa Konya’dan gelmiş, babam da Tarsus Karabucak Okaliptüs Orman Fidanlığında başımızı sokacak bir yer ayarlamak için gitmişti. Döndüğünde yüzü gülüyordu. Kızı fidanlık muhasebesinde çalışan Şerife Teyze ile eşi Halil Amca geçen yıl Mersin Göçmen barakalarından oraya gitmişler. Yardımcı olmuşlar babama, üstelik konaklama yeri de bulabileceklerini söylemişler.

Cuma günü eşyalarımız toplanmıştı.  Eşyalarımızı yüklediğimiz bir kamyonetle Karabucak Okaliptüs Orman Fidanlığına hareket ettik.

Tarsus’a girmeden, Berdan Nehri’nin kollarından birine paralel Karabucak yoluna girmiştik. Yolun iki tarafındaki okaliptüs ağaçları üstü kapalı bir koridor oluşturmuştu. Geriye dönüp baktığımda Toros Dağları yaşamı devam ettiren muhteşem bir anıt gibi göründü. İlkbaharda bu anıtsal dağlar, karlarının erimesiyle birlikte bütün sularını Seyhan, Ceyhan ve Berdan Nehirleriyle Akdeniz’e gönderiyordu…

Akdeniz’e dökülen bu nehir suları kimi zaman coşkulu bir biçimde akarken, kimi zaman da sel olup taşmaktaydı yataklarından. Binlerce yıl bu taşkınların sıkıntısını çekmişti tarihteki Kilikyalılar ve şimdiki Çukurovalılar. Berdan Nehri ise önce yolu üzerindeki Regma Gölüyle Tarsus’u bir liman şehri yapmış, sonrasında da taşıdığı alüvyonlarla bir bataklığa dönüştürmüştü. Karabucak Okaliptüs ormanı Regma Gölü bataklığı üzerine kurulmuştu.

Bu kez insanoğlu doğaya verdiği zararı telafi etmek için Regma bataklığını, ormana dönüştürerek, kurutma yolunu seçmişti. Ormanın neredeyse tamamını oluşturan Okaliptüs cinsi de 1885 yılında ilk kez Türkiye’ye girmişti. Bataklıkta yüzlerce kanal oluşturulmuştu fazla suyu tahliye etmek için.  Ayrıca diğer ağaç türlerine göre daha çok su tüketen Okaliptüsler aracılığıyla bataklık kurutulma yoluna gidilmiş, Karabucak Güresin Ormanı ortaya çıkmıştı.

Akıncı Ailesi olarak bataklık sonrası ortaya çıkan bu ormanın kanallarından birinin çevresindeki bir barakanın yanına eşyalarımızı indirdik.   Hoşbeşten sonra Halil Amca ile Şerife teyze bize konaklama yeri olarak barakanın yanında oldukça büyük bir tavuk kümesini gösterdiler. Burasını yaşanacak hale getirip, yağmur çamurdan korunabilirsiniz. Diyen Halil Amca ‘’sonraki günlerde daha iyi bir konaklama yeri bulabiliriz’’ Dedi.

Kardeşimle büyük bir hayal kırıklığına uğramıştık. Hayal kırıklığımızın farkına varan babam bir süre bizi izledikten sonra ‘’Hadi bakalım çocuklar, burasını yaşanacak hale getirelim.’’ Dedi.

Babam oldukça becerikli ve tevekkül sahibi biriydi. Ben de İvriz’de pek çok el becerisi edinmiştim. Yaklaşık 12 metrekare büyüklüğündeki üstü kapalı tavuk kümesini başımızı sokacak hale getirebilirdik, getirmeliydik diye düşündüm. Önce içindekileri temizledik. Komşularımız bir teneke sönmüş kireç getirmişlerdi duvarları mikroplardan arındırmak için. Kireç kullanıldı ve kümesin içi bembeyaz oldu.

Pek fazla olmayan eşyalarımızdan, öncelikle yatak ve yorganlarımız yerleştirildi. Havalar da oldukça güzeldi, eşyaların bir bölümü dışarıda kalabilirdi. Öyle de oldu. Şerife Teyze bize akşam yemeği niyetine, Allah ne verdiyse bir şeyler de hazırlamış. Yemekten sonra bir demlik çay da ikram edince keyfimiz yerine geldi.

Tavuk kümesinden de olsa orman içindeki bir kanal kenarında başımızı sokacak bir yer edinmiştik. Gecenin bir saatinde yataklarımıza girdiğimizde ‘’Bakalım yarın nelerle karşılaşacağız.’’ Demiş ve derin bir uykuya dalmıştım.

Share Button