28 Mayıs 1960 Cumartesi, Mersin…

Haziran 1957’de ayrıldığımız Mersin’e yaklaşık 3 yıl sonra tekrar geldim, gelmek zorunda kaldım. Mülkiyetsiz verilen Misli Köyü’ndeki toprakları beş yıl kesintisiz işlemediğimizďen hazine geri almıştı. Hiçbir geliri olmayan  köyden ailem Mersin’e göçmek zorunda kalmıştı.

İvriz Öğretmen Okulu’nda 1959-1960 Eğitim ve Öğretim yılını tamamlamıştık. 27 Mayıs 1960 Cuma günü karnelerimiz dağıtılmış, yaz tatiline girmiştik. Böylece İvriz’de iki yılım geçmişti. Göz açıp kapayıncaya kadar geçen bir süre gibi gelmişti bana, ama ne badireler atlatmıştık bu iki yılda. Okulda her şey iyiydi. Oldukça başarılı olmuş, Takdirname de almıştım. Muhteşem olduğunu düşünüyordum. İyi olmayan yaz tatilleriydi.

Geçen yıl yaz tatilinde, Misli ’de, tarlalarında burçak yolmuştuk anam ve kardeşimle. Bazen ücretli bazen de imece usulüyle çalışmıştık. Genelde iş olmazdı köyde. Bol bol okumuş ve kardeşim Mustafa’nın sınav hazırlıklarıyla ilgilenmiştim.

Bu yaz tatilinde Mersin’de ne yapacağım konusunda kararsızdım. 16 yaşına girmiştim. İlkokul döneminde olduğu gibi yine simit ya da halka tatlısı yapıp, satabilir miydim? Ayakkabı boyacılığı yapabilir miydim? Bilemiyordum… Her şey Mersin’e ulaştıktan sonra belli olacaktı.

28 Mayıs Cumartesi günü Ereğli’den bindiğim trenle, Ulukışla ve Yenice istasyonlarında aktarma yaptıktan sonra, akşamüzeri Mersin Göçmen barakalarına ulaştım. Mustafa henüz gelmemişti. Anam barakada, babam işteydi. Anamın elini öptüm, bavulumu yerleştirip anneanneme gittim. Yan taraftaki barakadaydı.

Hüseyin dayım vefat etmiş. Birlikte gözyaşı döktük. Kerim, Yusuf ve Mustafa dayım işe gitmişler. Ailenin babası durumuna gelen Kerim dayım barakanın etrafını  çevirmiş, çevirdiği avluda ağaçlandırma yaptığı gibi bir de çardak yapmıştı. Biraz daha dikkatli bakınca kümesinin ve tavuklarının da olduğunu gördüm.

Anneannemile bir süre dertleştikten sonra eve döndün. Babam da gelmişti. Hoşgeldin Mehmet deyen babamın ellerini öptüm. Hâl hatır sordu. Okulda çok başarılı olup, takdirname aldığımı söyledikten sonra iş durumunu sordum.   

Ataş Rafinerisi’ndeki sürekli işin sona erdiğini, tekrar günlük işçi döneminin başladığını söyledi. Tarsus Karabucak Okaliptüs Ormanı bünyesinde mevsimlik işçi alacaklarını öğrendim. Mustafa ile sen de fidanlıkta çalışabileceksin. Dedi.

Simit ve halka tatlı satma derdinden kurtulmuştuk. 

Mustafa Konya’dan geldikten sonra Tarsus Karabucak yolu görünecekti demek ki. Gün ola hayır ola dedim.

Share Button