Muhacirlik yaşamımızda Maraş Elbistan Köylerinin ayrı bir yeri vardır. Bu ayrıcalık olumlu yönde olmaktan çok, olumsuz yönlerinin ağırlık kazandığı yaşamımızın bir parçasıdır.

Gönüllü ve Serbest Göçmen olarak gelen 1951 Bulgaristan Muhacirlerinin babadan, atadan kalma meslekleri çiftçilikti. Bulgar asimilasyonun bir parçası olarak kapatılan Türk Okulları nedeniyle, okuma yazmaları da yoktu. Özetle, Türkiye’de vasıfsız beden işçisi durumuna düşmüşlerdi.

Belki de demografik yapıda değişklik olsun diye gönderildiğimiz Maraş Elbistan köylüleri ile daha başlangıçta uyumsuzluk ortaya çıktı.

Bizler Sünni Müslümanlardık. Asimilasyonun yıkıcı etkilerinden kurtulabilmek için inançlarımıza sıkı sıkıya sarıldığımız gibi kadınlarımız kara çarşafa bürünmüştü. Aile reisinin olmadığı evlere yabancı erkekler kesinlikle girmezler, giremezlerdi.

Elbistan köylerinde yaşayanlar ise Alevi Kürtlerdi. İnançları bütünüyle bizlerden farklıydı. Erkelerinin büyük bir bölümü çok eşliydi.

Babam ”Dinimiz ve inançlarımızı kurtarmak için göçüyoruz.” Demişti. Oysa bu köylerde cami bile yoktu.

Dağlar arasına sıkışmış bu köylerde tarım arazileri yoktu. Hali vakti yerinde olanların bir bölümü hayvancılık yapıyordu. Bulgaristan Muhacirlerine çiftçilik yapacak arazi yoktu. Vasıfsız beden işçisi olarak çalışacakları bir ortam da yoktu.

Elbistan Alevi Kürt köylerinde yaşayanların büyük bir bölümü fukara insanlardı. Yaz aylarında, dağın öteki yanına, Çukurova’ya mevsimlik işçi olarak gitmekteydiler.

Bütün bu olumsuz koşullar bize cehenneme düşmüşüz etkisi yaptı. İki yaşındaki kardeşim Şaban’ı da Hasanköy’de toprağa verince, bu köylerden kurtulmanın çarelerini aradık.

Çözümü de ”Çukurova’da mevsimlik işçi” olmakta bulduk…

Share Button