13 Temmuz1951 Cuma, Hasanköy…

Toprak İskan Müdürlüğü tarafından iskan edilmeye çalışıldığımız Hasanköy, bazılarına göre yaklaşık 400-500 yıl önce Hasanalili deresi olarak adlandırılan derenin iki yamacında, Hasan ve Ali kardeşler tarafından, kurulmuştu.

Bazılarına göre de Hasan adındaki yerleşimcinin baba adı Ali olduğundan, Hasan Ali diyarı olarak anılır olmuş zamanla. Hasanalili olarak devlet kayıtlarına geçmişti.

Hasanalili yerine, kısaltılarak, daha çok Hasanali ya da Hasanköy olarak adlandırılıyordu. Benim hafızamda da yıllarca Hasanköy olarak kalacaktı.

Köy bekçisinin anlattıklarına göre yerleşimci Hasan’ın üç oğlu tarafından oluşturulan üç aşiret üç mezranın oluşumunu sağlamıştı.

Aşiret ya da kabile örgütlenmesi, kan bağı ve akrabalık yoluyla ilişkide bulunan insanları içine alırdı. Aşiret, varlığını akraba evliliği yoluyla sürdürürdü.

Zaten yok denecek kadar az olan tarım arazisi mülkiyetinin parçalanmaması ve aile içinde kalması için akraba evlilikleri gerekli görülmekteydi. Akraba evliliklerini destekleyen bir uygulama da eve kuma getirilmesi olayı idi.

‘’Kuma’’ olarak bilinen, eş üzerine ikinci, üçüncü ve hatta dördüncü bir eşin getirilmesi ailenin işgücü yönünden önemliydi.

Diğer taraftan feodal topluluklarda kız çocuklarının adı pek olmazdı. İllaki erkek evlat olacaktı zürriyetinin devamı için. Sürekli kız çocuk doğuran kadının, sanki kabahat onunmuş gibi, üzerine kuma getirilerek erkek çocuk doğurması beklenirdi.

Evler birbirinden oldukça uzakta, aralarındaki uzaklık en az 500 metre olacak şekilde, köy altı bir yerleşim olarak biliniyordu Hasanköy.

Köyde yaşayanların tamamı Kürt ve Alevi idi. Mezra tipi yapılanmasından ötürü dere kenarında çok büyük bir alana yerleşilmiş olmasına rağmen az nüfuslu fukara bir köydü. Hayvancılık yapmakta olan üçte ikisi, köy muhtarının da dediği gibi, hayvanlarıyla içiçe olan evlerde yaşıyorlardı.

Hem mezra tipi yapılanmış olmasından hem de Alevi Kürtlerden farklı bir inanış biçimi olan Sünni Mezhebini kabul etmiş Akıncı ailesi köylülerle uyum sağlayamadığı gibi, adeta kendini köy ve köylülerden yalıtılmış hissetti.

Yok denecek kadar az olan Tarım arazisi zaten birkaç ailede toplanmış olduğundan ailemiz çiftçilik yapamayacağı gibi vasıfsız beden işçiliği de yoktu köyde.

Tarım ve hayvancılık yapamayan Hasanköy sakinlerinin yaşlıları, zorunlu olarak, sürekli köyde kalmak zorundalardı. Gençler, yaz aylarında Çukurova’ya mevsimlik işçi olarak gidiyorlardı. Biz de gitsek Çukurova’ya diye düşünmeye başlamıştı babam.

Diğer taraftan, Mevsimlik işçi olarak gidenlerin bir bölümü geri dönmediğinden, köyün nüfusu her yıl biraz daha azalıyordu. Bu azalmaya, demografik yapıyı biraz da olsa değiştirmek için gönderilen bizler de, katkıda bulunmalıydık…

Share Button