26 Temmuz 1951, Hasanköy Elbistan…

Yürek burkan acı bir çığlıkla uyandım…

Babam evde yoktu.

Anam, kucağında iki yaşındaki kardeşim Şaban ile odada dolanıp, deliler gibi dövünüp duruyordu.

-Yavruum… Şabanıııım… Doyamadığım Şabanıııım… Diye feryat ediyordu.

Anama neler oluyor? Diyerek kalktım.

-Ne oldu ana, neden dövünüp duruyorsun?

-Kardeşinizi, Şaban’ımı kaybettik oğul…Ben dövünmeyeyim de kim dövünsün.

-Dur bakalım ana…Yanlış görmeyesin.

Derken, dışarıda odun kırmakta olan babam da anamın ağıtlarını duymuş, ne oluyor? Diye odaya girmişti. Dövünmekte olan anamın kucağından Şaban’ı aldı.

Kucağında kolları ve bacakları sarkmış olan kardeşimizi yere yatırdı. Cebinden çıkardığı küçük bir aynayı ağzına yaklaştırarak nefesini yokladı.

-Nefes almıyor Mehmet…Kaybetmişiz oğlumu.

Dedi. Gerçekten de kaybetmiştik kardeşimi…

Bulgaristan göçü sonrasının sefaletine, iki ay anasız babasız kalmasına, yetersiz beslenmesine ve bakımsızlığa dayanamamıştı.

Babam dini bütün, tevekkül sahibi biriydi.

-Allah’ım böyle uygun görmüş, oğlumuzun daha fazla hırpalanmasını istememiş olmalı ki Cennetine aldı.

Dedi. Yapacak Bir şey yoktu. Defin işlemleri ve ölüm belgesi düzenlenmesi için Köy muhtarına haber verilmesi gerekiyordu.

Babam bana dönerek,

-Mehmet, ben Muhtarı bulmaya gidiyorum. Ananıza dikkat edin, kendine bizi üzecek bir şey yapmasın.

Deyip gitti. Bir taraftan göz yaşı dökerken bir taraftan da ağıtlar yakmakta olan anamı kardeşim Şaban’dan uzak tutmaya çalıştım.

Ayrıca Karahasanuşağı Köyündeki Kurtuldu Ailesine haber gönderildi. Akşamüzeri başta dedem ve nenem olmak üzere Hüseyin, Kerim, Yusuf ve Mustafa dayımla Cemile teyzem (tetem) Hasanköy’e gelmişlerdi.

Yaklaşık yarım saat sonra Muhtar ve köy bekçisiyle birlikte geldi babam.

*****

Ölüm belgesi düzenleme yetkilisi bulunmayan ya da yetkiliye makul sürede ulaşılamadığı yerlerde bu belge köy muhtarları tarafından verilirdi.

Muhtar ölüm belgesini düzenledikten sonra, köyde imam olmadığından, dedelik mertebesinde olan birine haber uçuruldu.

Cenaze merasimleri, her kültürün ayrılmaz bir parçasıydı. Asırlar boyunca tarihin belli dönemlerinde kabul edilmiş dini inançlarının etkisiyle, her halkın cenaze merasimleri benzer olmakla birlikte bazı ayrılıklar da taşımaktaydı.

Farklı kültür inançlarının izlerini taşırdı. İnsan hayatının önemli geçişlerden biri olan ölüm etrafında birçok tören, inanç, gelenek ve görenek oluşmuştu.

Köy Muhtarının anlattığına göre, Alevi geleneğinde ölüm olayı ‘’Hakka yürümek’’ olarak tanımlanmaktaydı. Hakk’a yürüyen canın, bir örtü ile kefenlendikten sonra cenaze namazı kılınırdı.

Cenaze namazı, bir anlamda, hazırlık aşamasından gömme aşamasına geçişi sağlayan bir halkaydı.

Cenaze namazını, Sünni topluluklarda cami imamları kıldırırlardı. Alevi köylerinde ise bu vecibe Alevi dedelerince yerine getirilmekteydi.

Zira bu gibi yörelerde bütün dinî vecibeler, geleneksel olarak dedelerin öncülüğünde yapılırdı. Çünkü manevi imamlığın ancak bu soya ait olduğu kabul edilirdi.

Bu yüzden okumuş cami hocası, imam olarak kabul edilmez ve zorunlu olmadıkça da Sünni hocalara müracaat edilmezdi.

Cenaze namazında rükû ve secde bulunmadığı ve ayakta kılındığı için bu namaza “secdesiz namaz” denmekteydi.

*****

Ahmet Akıncı Ailesinin üç numaralı evladı, kardeşim Şaban için, yörenin geleneklerine uygun cenaze namazı kılındıktan sonra, gösterilen mezar yerinde usulüne uygun defin işlemi yapılıp, dualar edildi.

Hasanköylüler tarafından başsağlığı dilenip, acımız paylaşıldıktan sonra, eve döndüğümüzde, ailemizde tarifi imkânsız bir acı kendini var gücüyle göstermişti.

Sen kalk, Bulgaristan’ın Karagözler köyünden inançlarımızı kurtaracağız, daha özgür olacağız diye gönüllü ve serbest göçmen olarak Türkiye’ye gel, Maraş Elbistan köylerinden birinde ciğer pareni toprağa ver…

Hani, ”ateş düştüğü yeri yakar derler ya.”

Şaban’ın ölümü de Akıncı ve Kurtuldu Ailelerini yakmıştı.

Ertesi gün Cemile teyzemle Kerim Dayım dışındaki Kurtuldu Ailesi köylerine döndü. Anam bir hafta kendine gelemedi. Hemen her gün ağladı, mezarına gitti ciğer paresinin. Hastalığının tekrar seyredeceğinden korktuk.

Hasanköy ’deki Sosyo-ekonomik uyumsuzluğun ve işsizliğin üzerine Şaban’ın öbür dünyaya göçü tuz biber ekti acılarımızın üzerine. 

Muhacirliğimizin ilk üç ayında ilk insan kaybımızı verdik.

Çukurova’daki pamuk tarlalarında mevsimlik işçi olarak çalışırken gerisi de gelecekti…

Share Button