İstanbul’un İkiz kardeşi Roma

27 Kasım 2015 Cuma, Roma…

Klasik İtalya turunun beşinci günü…23 Kasım 2015 tarihli Klasik İtalya turuna katılmamızın en önemli nedenlerinden biri Floransa, diğeri ise Roma’nın tur programında olmasıydı. Yaşadığım kent İstanbul ile Roma, bir bakıma aynı imparatorluklara başkentlik yapmışlardı. Hayallerimde İstanbul’un ikiz kardeşi olarak yaşattığım Roma’yı, özellikle Antik Roma’yı görmek istiyordum.

Doğu Roma İmparatorluğu ki diğer adı Bizans’ın kökeni Batı Roma İmparatorluğu idi. Bu bakımdan İstanbul, eski adlarından biriyle, Doğu Roma’dır. Roma ve İstanbul… Biri Batı Roma İmparatorluğu’nun Başkenti, diğeri ise Doğu Roma İmparatorluğu’nun başkenti… Yaklaşık 1 200 yıl süreyle Doğu Roma ve Bizans’ın Başkentliğini yaptıktan sonra 600 yıl da Osmanlı İmparatorluğu’nun Başkentliğini yapmıştır. İstanbul Doğu Roma, Bizans ve Osmanlı İmparatorluğu’nun Başkenti olarak Dünyaya yaklaşık 1 800 yıl hükmetmiş. Bu nedenle Roma İstanbul’un ikiz kardeşidir.

Tiber Nehri Roma

Tiber Nehri Roma

‘’Sudan Gelen Sağlık’’ sloganlarıyla ve şifalı sularıyla ünlü Montecatini ile ‘’Orta Çağ Kale Köy’’ durumundaki Montecatini Alto’yu kapsayan Montecati’deki Hotel Da Vinci’den ayrılma zamanı gelmişti. Sabah kahvaltısının ardından, yaklaşık 350 km uzaklıktaki Roma’ya hareket ediyoruz. Rotamız üzerinde bulunan Orvieto turu ekstra olarak programlanmış. Ekstra tur ücreti olarak 25 Euro ödeyip Orvieto turuna katılıyoruz. Saat 11,30’da girdiğimiz Orvieto’dan saat 14,00’de ayrılıyor ve iki saat sürecek olan Roma yolculuğumuz başlıyor. Rehberimiz, Orvieto-Roma arasındaki yolculuğumuz süresince, Antik Roma konusunda bizleri bilgilendiriyor. İstanbul ile Roma arasındaki benzerliklerden söz ediyor. Yedi tepeli oluşlarından, anıtsal yapılarından, müzelerinden, ibadet yerlerinden ve daracık sokaklarında yaşanan entrikalara kadar Roma ve İstanbul ikiz kardeşlerdir. Diyor.Roma'ya giriş ve Kolezyumİstanbul’da olduğu gibi, Antik Roma’da da yaşam yedi tepe üzerine kurulmuş. Roma’nın yedi tepesi, Tiber nehrinin Doğusunda ve şehrin merkezinde yer alan tepeler topluluğudur. Erken Roma’nın, politik yaşamı, dini ve Roma mitolojisinde her biri bir figür olarak yer alan yedi tepesi şöyledir; Efsanelere göre şehrin orijinal yeri olan Palatine Tepesi’nde Romulus tarafından kurulmuştur. Geri kalan altı tanesinin günümüzde adları şöyledir; Aventine Tepesi, Capitol Tepesi, Quirinal Tepesi, Viminal Tepesi, Esquiline Tepesi ve Caelian Tepesi. Başlangıçta ve geleneksel olarak, tepeler küçük yerleşimcilerce işgal edilmiştir. Yedi tepenin sakinleri bir seri dinsel oyun sırasında birbirleriyle ilişki kurmaya başladılar. Roma şehrinde böylece, başlangıçta ayrı olarak hareket eden gruplar birlikte hareket etmeye başladılar. Tepeler arasındaki bataklık alanların drenajını yaparak fora ya da pazar alanları oluşturdular. Şimdilerde oldukça meşhur olan Vatikan tepesi, Tiber Nehri’nin kuzeybatısındadır ve Roma’nın yedi tepesinden birisi değildir. Bunun gibi, Kuzey’deki Pincian tepesi, Batı’daki Janiculum Tepesi’de, geleneksel yedi tepe’ye dâhil değildirler. Şu anda Roma’nın yedi tepesinden beşi, anıtlar, binalar ve parklar ile kaplıdır. Capitol’de Roma belediyesi bulunur, Palatine tepesi ise arkeolojik alandır. Roma’nın yedi tepesinden biri olmayan Vatikan tepesi, nehrin karşı tarafında bulunur.

Roma'ya giriş ve Kolezyum-002

Antik Roma, M.Ö. 9. yüzyılda İtalya Yarımadası’nda kurulan  Roma şehir devletinden doğarak tüm Akdeniz’i çevreleyen muazzam bir imparatorluk haline gelen medeniyetin adıdır. Antik Roma Batı dünyasındaki hukuk, savaş,  sanat, edebiyat,  mimari, teknoloji ve  dil konularının gelişimine büyük katkıda bulunmuştur ve hâlen de günümüz dünyası üzerinde büyük etkiye sahiptir. Yaklaşık 1200 yıl boyunca varlığını sürdürmüş olan Roma uygarlığı bir monarşiden oligarşi ve  cumhuriyetin bileşimi bir demokrasiye ve daha sonra da otokratik bir imparatorluğa dönüşmüştür. Yetkiler tek elde toplanmıştır. Yetkilerin tek elde toplanması, bazı durumlarda, yanlış kararlar alınmasına neden olmuştur. İç istikrarsızlıkların ve özellikle de göçebe toplulukların akınlarıyla yıpranmaya başlamıştır. Başkenti Roma olan Batı Roma İmparatorluğu 5. yüzyılda  Germen kabilelerinin İtalya’yı istila etmesi sonucu yıkıldı.

Tiber Nehri Trastevere Roma

Tiber Nehri Trastevere Roma

Merkezi bugünkü İstanbul olan Konstantinopolis ve Bizans İmparatorluğu da denen Doğu Roma İmparatorluğu ise, bin yılı aşkın süre varlığını sürdürdü. Roma İmparatoru I. Konstantin  ya da Büyük Konstantin,  M.S. 330 yılında imparatorluğun başkentini eski Yunan kenti Byzantion’a taşıdı. Yeni başkente “Nova Roma” (Yeni Roma) adını verse de, imparatorun ölümünden sonra, Konstantin’in Şehri anlamına gelen Konstantinopolis ismi kullanılmıştır. Büyük Konstantin, Roma’dan senatörler ve yüksek memurlar getirterek Konstantinopolis’te yeni bir yönetim oluşturdu ve kenti yeniden imar etti. Roma çok tanrılı olmasına karşın, Konstantinopolis’i bir Hıristiyan kenti yaptı ve kendisi de bu dini benimsedi. Bizans’ın yöneticileri kendilerini  Rona İmparatorluğu’nun gerçek mirasçıları olarak kabul ettiler ancak öte yandan Roma ile ilişkilerini de sürdürdüler. Rehberimizin ikiz kardeşler olarak nitelendirdiği Roma-İstanbul ikilisi hakkındaki bilgilendirme konuşmaları sırasında zaman çabuk geçmiş, yol kısalmış ve saat 16,00 civarında, Tiber Nehri üzerinden geçerek Roma’ya girmiştik.

Kolezyum, Roma (Colosseo)

Roma

Roma Kolezyum

Roma’daki ilk mola yerimiz, Roma İmparatorluğu’nun ikonik bir sembolü olan, Kolezyum’a oldu. Saat 16,15 olmuş ve çok fazla görecek yerimiz vardı. Rehberimiz 15 dakika serbest zaman tanıdı. Bu kadar kısa bir zamanda sadece fotoğraf çekilebilirdi. Üstelik sonraki günlerde de Roma dışına düzenlenen ekstra turlar vardı. Mola yerinden yaklaşık 50 metre uzaklıktaki Kolezyum’un fotoğraflarını çekmek için en iyi konumları bulmaya çalıştım. Yapı gerçekten de görmeye ve fotoğraflarla ölümsüzlük kazandırmaya değerdi. Flavianus Amfi tiyatro olarak da bilinen Kolezyum bir arenadır demişti rehberimiz. Aklıma İstanbul ve Sultanahmet Meydanı gelmişti. Bizans İmparatorluğu zamanında ”Hipodrom” olarak tasarlanmış ve kullanılmış olan meydandaki yapı Kolezyum örnek alınarak yapılmıştı.. Atların, at binenlerin, araba ve at yarışlarının meydanı anlamına gelen ”hipodrom”, eski dünyanın, özellikle Roma ve Bizans İmparatorluğunun eğlence yerlerinden biri olarak karşımıza çıkar. Kolezyum’da da İmparatorlar Roma halkını eğlendirmenin ve denetime almanın yanı sıra biraz da kendi eğlenceleri için gladyatör dövüşleri düzenlerdi. Ayrıca pek çok halk gösterileri, taklit deniz savaşları, hayvan avcılığı, infazlar, meşhur savaşların yeniden canlandırılması, klasik mitolojiye dayanan dramalar olurdu.

Colosseum (Google) 1

Kolezyum Roma

Usta bir komutan olan Vespasianus tarafından M.S. 72 yılında yapımına başlandı ve M.S. 80 yılında Titus döneminde tamamlandı. Sonraki değişiklikler Domitian hükümdarlığı zamanında yapılmıştır. Kolezyum daha sonra barınma yeri, iş dükkânları, dini kışlalar, taş ocağı, Hıristiyan türbesi olarak çeşitli amaçlarla kullanıldı. Asıl adı Arena iken, sonradan, girişteki heykelin adını aldı. 7 Temmuz 2007 tarihinde, Dünyanın Yeni Yedi Harikası’ndan biri seçildi. Günümüzde depremden dolayı harap vaziyette olmasına ve taşlarının çalınmasına rağmen Kolezyum, Roma İmparatorluğu’nun uzun zamandan beri ikonik sembolü olarak görülmektedir. Bugün modern Roma’nın en çok turist çeken yerlerinden biridir. Ayrıca Roma Katolik Kilisesi ile yakın bağlantıya sahiptir. Paskalya öncesi Cuma günleri Papa amfi tiyatroda fener alayı düzenler.

Venedik Meydanı (Piazza Venezia)

Piazza venezia

Dünyanın Yedi Harikasından biri seçilen Kolezyum’u görme ve fotoğraflarını çekme süresi doluyor. Tekrar tur otobüsündeki yerlerimizi alıyoruz. Bu kez Roma’nın en büyük ve en önemli meydanlarından birine Venedik Meydanı’na gidilecek.  Panoramik bir tur yapılacak, serbest zaman verilmeyecek diyor rehberimiz. Rehberimizin anlattığına göre, Piazza Venezia olarak bilinen bu meydanın çevresi tam bir tarih hazinesi. Meydanda İtalya’nın ilk krallarından ve kurucusu sayılan II. Vittorio Emmanuele’in heykeli ile arkasındaki devasa yapı Venedik Sarayı oluyormuş. Tamamı yapı beyaz mermerden yapılmış. Bembeyaz bir görüntüsü varmış ve muhteşem görünüyormuş. Bu kısa açıklama yapılırken Venedik Meydanı’na girmiştik bile.

Piazza Venezia

Piazza Venezia

Gerçekten de çevresindeki tüm sararmış yapılardan kolayca ayırt edilebiliyordu Venedik Sarayı.  1885 yılında yapımına başlanan bu anıtsal yapı, 1911 yılında birleşik İtalya’nın ilk kralı olan II. Vittorio Emanuele’ye adanmış. Önünde kralın yaldızlı, bronzdan atlı bir heykeli var. Rehberimizin söylediğine göre heykelin boyu tam 12 metreymiş.  Ayrıca meçhul asker ve Roma’nın koruyucu tanrıçasının heykellerini de barındıran sarayın üst katındaki on altı sütun İtalya’nın 16 bölgesini temsil ediyormuş. Tur otobüsümüz mola vermedi, iki tur attıktan sonra Vatikan’a doğru hareket ettik.

Aziz Petrus Meydanı (Piazza San Pietro)

Vatikan’da gezilecek yerler dendiğinde; San Pietro ya da Aziz Petrus Meydanı, San Pietro Bazilikası, Şistine Şapeli’ni de içine alan Vatikan Müzeleri ve Vatikan Bahçeleri akla gelmektedir. Ne var ki zaman darlığından ötürü biz San Pietro Meydanı ile San Pietro Bazilikası’nı görebileceğiz. Saat 17,30’da Piazza San Pietro olarak bilinen Aziz Petrus Meydanı’na ulaşıyoruz. Aziz Petrus Meydanı, Vatikan Devleti ve şehrinde yer alan devletin en ünlü meydanıdır. Meydanı Roma’dan ayıran ise, düzenli kalabalıklardan oluşan ve Pietro Bazilikası’na girmeye çalışan insanların oluşturduğu bir sıra…

Roma'ya giriş ve Petrus Meydanı

Bu sıra bir yandan da İtalya ile Vatikan arasında bir hudut çizgisi görevi görüyor. Aziz Petrus Bazilikası’nın önünde yer alan meydan Napolili sanatçı, heykeltıraş ve mimar Gian Lorenzo Bernini tarafından Papa VIII. Alexander için 1656-1667 yılları arasında yaptırılmış. Meydanın sağ ve solunda 284 adet dev sütun yer alıyor. Berinini’nin, aralarında 196 cm uzaklık bulunan, 284 adet sütun dizisi buraya gelen ziyaretçileri kucaklamak ister gibi iki yana açılmaktadır. Bu sütunların üzerinde de 140 Aziz heykeli var. Uzaktan çok da büyük görünmeyen bu heykellerin heybeti yaklaştığınızda ortaya çıkıyor, her biri 3 metre boyunda…

Gerçekten de bu düzenleme meydana gelenleri kucaklamaktadır. Ben de bu duyguyu tattım. Her yıl binlerce Katolik’in ibadet için geldikleri Aziz Petrus Meydanı dünyanın en büyük meydanlarından biridir. Meydanın yapımına başlandığı dönemde, bazı Papalık yasakları nedeniyle, düzenleme kilise yetkililerince ön görülen biçimde yapılmış. Eliptik bir yapıya sahip meydanın ortasında 25 metre yüksekliğindeki Mısır’daki İskenderiye’den getirtilen 4 000 yıllık dikili taş bulunmaktadır. Her iki tarafında da anıtsal sayılabilecek fıskiyeli havuzlar yer almaktadır. Üzerinde Çapraz bir Hac bulunan dikili taş, aynı zamanda Güneş Saati işlevi de görmektedir. Papa her yılbaşında meydanda toplanan Katolik ve diğer mezhepten olan dinleyicilerine seslenerek, değişik ve güncel konularda mesajlar vermektedir.

Vatikan (10)

Aziz Petrus Meydanı

Vatikan’a ulaştığımızda meydan ana baba günü gibiydi. Sanki herkes ordaydı. Binlerce kişi Aziz Petrus Bazilikası’na girmek için kuyruklara girmiş, sıra bekliyordu. Biz de sıraya girdik. Bazilikaya girebilecek miyiz? Sorusunu sordum kendime. Biraz kuşkulandığım gibi, sıra beklerken oldukça üşüdüm de. Yine de duruma biraz da olumlu tarafından baktım.  Petrus Meydanı ve çevresini tanımak için çok fazla zamanımız vardı. San Pietro, 12 havariden birisi olup, ilk Papa olarak kabul edilen azizmiş… San Pietro Bazilikası da onun mezar yeri olarak kabul ediliyormuş. Rehberimize göre Bazilika kelimesinin üç farklı anlamı varmış. Birincisi Roma kamu binası, ikincisi haç şeklinde orta alanı ve koridorları olan kilise ve son olarak resmi törenler için Papa tarafından yetkilendirilen büyük kilisedir. Dünyanın en küçük devleti olan Vatikan ve Papa İsviçreli muhafızlarca korunuyor. 110 kişilik bir ordu olan İsviçreli Muhafızlar, 22 Temmuz 1506’dan beri aktif olarak Vatikan’da görev yapmaktadırlar. Görev yeri sadece Aziz Petrus Bazilikası’dır. Üniformalarının rengi sarı, mavi ve kırmızıdır. İsviçreli muhafız olmak için Katolik, bekâr, İsviçre vatandaşı olunması, askeri görevini yapmış, üniversite ya da liseyi bitirmiş, 19-30 yaşları arasında ve en az 174 cm uzunluğunda olunması gerekmektedir.

Aziz Petrus Bazilikası (San Piazilikası)

Vatikan İtalya

Petrus Meydanı’ndaki sırada yaklaşık 1,5 saat bekledikten sonra Aziz Petrus Bazilikası’na giriyoruz. İçeriye girer girmez yerden metrelerce yukarıya uzanan parlak mermer duvarlar, sanki mermerden değil de hamurdan yapılmış gibi duran heykeller, ucundaki püsküllerden kırışıklıklara kadar en ince ayrıntısı düşünülmüş mermerden halılar ziyaretçileri adeta kendinden geçiriyor. Bazilikanın derinliklerine doğru çekiyor. Öyle ki, San Pietro Bazilikası’nı gezerken, bu muazzam zenginliğin yüzyıllar boyunca milyarlarca insanı nasıl etkilediğini daha iyi anlıyorsunuz. San Pietro Bazilika’sında çok da göz önünde olmayan cam duvarlar arkasında korunan bir heykel herkesin ilgi odağı oluyor. Kemiklerinden, bakışlarından, elbisesinin kıvrımlarına kadar sanki günü geldiğinde canlanacak gibi duran Michelangelo’nun Pieta heykelidir ilgi odağı olan. Kucağında ölü İsa Mesih’i tutan Meryem Ana heykeli, Pieta heykelidir. Bizleri hayrete düşürecek gerçeklikte detaylar sahip bir şaheser Pieta Heykeli… Bu şaheseri inceledikten sonra diğer ayrıntılara odaklanmaya çalışıyoruz.Vatikan Sarayı (62)San Pietro Bazilikası’nda yürürken, tam da kubbenin altına geldiğimizde, Bernini tarafından yapılan,  oldukça ilgi çekici mihrap karşımıza çıkar. 1600’lü yıllarda tasarlanan ve sanki bronzdan değil de esnek plastikten yapılmış gibi kıvrımlı çardak benzeri mihrap bazilikaya adını da veren, çarmıha gerilen St. Peter’in mezarının üzerinde duruyor. Bazilikanın altındaki Le Grotte Vaticane denilen yeraltı odalarında ise Aziz Petrus’un mezarı kadar gösterişli olmasa da önceki Papa’ların mezarları bulunuyormuş. Saat 19,15 civarında girdiğimiz bazilikadan saat 20,00 civarında ayrılarak, önce İspanyol Merdivenlerinin bulunduğu Piazza di Spagna-İspanyol Meydanı’na gidiyoruz.

İspanyol Merdivenleri (Spanish Steps)

İspanyol Merdivenleri Romaİspanyol Meydanı, Roma’nın en hareketli bölümlerinden biridir. Diyor rehberimiz. Adını bölgede yer alan İspanyol Elçiliği’nden alan meydan, gece gündüz hem Romalıların hem de turistlerin en sevdiği yerlerden biridir. Meydanının bu kadar popüler olmasının nedeni meydanda yer alan şehrin ünlü merdivenleridir. Şu anda bakımda olan bu ünlü merdivenler, 1723-1726 yılları arasında Francesco De Sanctis tarafından Kral XV. Louis için tasarlanmış.  İspanyol Merdivenleri’nin yapım amacı üst bölümünde yer alan Trinita dei Monti Kilisesi’ne meydandan ulaşım sağlamaktır. İspanyol Merdivenleri’nin alt kısmına Roma’nın ünlü çeşmelerinden olan kayık şeklindeki Fontana della Barcaccia yer alır. Roma’daki Barok çeşmelerin en az dikkat çekeni olan Barcaccia, Gian Lorenzo Bernini ya da babası Pietro tarafından 1627 yılında tasarlanmıştır. Çeşmeyi besleyen su kanallarındaki basıncın düşük olmasından dolayı çeşmede fıskiyeler yerine su sızdıran bir tekne tasarımı kullanılmıştır.

Aşk Çeşmesi (Trevi Fountain)Trevi Çeşmesi İtalya

İspanyol Meydanı ve merdivenlerini geride bırakarak, öncelikle karnımızı doyurma yoluna gidiyoruz. Rehberimizin önerdiği bir restorandan İtalya’nın ünlü makarnalarından karnımızı doyurma fırsatını yakalıyoruz. Yanında birer kadeh şarap içtikten sonra da Roma’nın dar ve gizemli sokaklarından geçerek Trevi Çeşmesi’ne gidiyoruz.

Aşk Çeşmesi ya da Üçyol Çeşmesi olarak da bilinen la Fontana di Trevi Roma’da Poli Sarayı’nın bir kenarına Nicolò Salvi tarafından Klasik ve Barok karışımı olarak yapılmış, dünyadaki en ünlü çeşmelerden birisidir. Üç yolun kavşağında bulunduğu için Trevi adı konulduğu varsayıldığı gibi, üç yeraltı suyolunun bu noktada toplanmasının isminin nedeni olduğu iddiası da vardır. Trevi Çeşmesinin genel ifadesi “deniz”dir. Deniz kabuğu şeklinde bir at arabası, arabayı çeken denizden çıkan kanatlı atlar ve arabada bulunan mitolojik deniz tanrısı, görünümün konusunu oluşturmaktadır. Heykel ve mimarî çok güzel bir biçimde kaynaşmıştır. Trevi Çeşmesi’nin tarihi, İmparator Agustus döneminde başlar. Tarih, su arayan askerlere su kaynağının yerini gösteren bir kızın efsanesine dayanmaktadır. İmparator Augustus’nun damadı Agrippa, akan suyu Vergine su kemeri ile Panteon’a kadar ulaştırmıştır. 8. yüzyılda, 12. yüzyılda V. Niccolo tarafından ve 15. yüzyılın ortasında 4. Paolo tarafından restore edilmiştir. 1998’de büyük bir düzenleme geçirmiş, temizlenmiş ve su sistemi de yenilenmiştir.

Trevi Çeşmesi de görüldükten Roma turu tamamlanmış oldu. Yarın ve sonraki gün ekstra düzenlenen turlar var. Onlara katılırsak Roma’yı görmüş olmayız diye düşündük eşimle.  Gecelemek üzere otelimize giderken aramızda irdeleme yaparak. ekstra turlara katılmama kararı aldık. Böylelikle bize kalan iki gün süre ile Roma’yı gezerek yaşamak istedik. Çok da iyi yaptığımızın farkına vardık seyahatimizin sonunda.

Share Button