18 Kasım 1961 Cumartesi, Çapa…

Bu gün öğleye kadar 4 saat dersimiz vardı. Sınıf defterine o günkü dersleri yazdıktan sonra yoklama yaparak olmayanların numaralarını yazacaktım. Gülay ile Betül eksikti. İçim sıkıldı birden. Nerede kaldılar derken ikisi de kapıdan girdiler. Gülümseyerek ”Günaydın” demişlerdi. Betül’ün gülümseyen yüzü içimi ısıtmış, kalbim daha hızlı çarpmaya başlamıştı. Kendimi mutlu, güçlü ve romantizm içinde bulmuştum. Yerime geçerken baktığımda tekrar gülümsemişti bana.

Lise yılları ergenlik dönemleriydi. Ergenlik dönemlerinde arkadaşlıklar önemli etkinliklerden biri olarak karşımıza çıkmaktaydı. Arkadaş grubu sosyal bir birlik sağlamanın yanı sıra dayanışmayı da beraberinde getiriyordu. Gülay ile cinsel ayırımsız arkadaşlığım Betül için geçerli değildi. Betül’e karşı bambaşka duygular beslediğimin farkına varmıştım bir süre sonra. Ne var ki Betül’e bu duygularımı söyleme fırsatı bulamamıştım.

Gerek ilkokul döneminde gerekse İvriz İlköğretmen Okulunda birlikte olduğumuz kız arkadaşlarımızdan farklı bir yapıları vardı İstanbullu kız arkadaşlarımızın. Erkek arkadaşlarıyla olan ilişkilerinde cinsel ayırım yoktu. Öyle yetişmişlerdi. Betül de beni sınıfın başkanı ve çalışkan arkadaşlarından biri olarak görüyor olmalıydı.

Diğer taraftan o yıllarda farkına varmadığımız bir ayrıntı, kız çocukları konuştuklarıyla göz teması kurmaya, karşısındakinin yüzüne bakmaya ve ayrıntıları yakalamaya erkek çocuklardan çok daha önce başlamakta oluşlarıydı. Oysa biz erkekler göz teması kurmakta zorlanıyor, kızarıp bozarıyor, hatta utanıyorduk.

Özellikle İstanbullu kız arkadaşlarımızın göz teması kurarak erkek arkadaşlarındaki ayrıntıları yakalamaya çalışmaları sırasında oldukça saf ve temiz olan davranışlarını biz Anadolu çocukları biraz farklı algılamıştık. Romantik duygularımız ortaya çıkmıştı. Duygusal bağ kurmuştuk. Bu tavrımızdan ötürüdür ki bir süre sonra Betül’e sırıl sıklam âşık olacaktım.   

Öyle ki sabahları heyecanla onun gelmesini bekler, neşeliyse günüm neşeli, üzüntülüyse benim de günüm üzüntülü geçerdi. Es keza bana ilgisiz davranmışsa geceleri uykularım kaçardı. Haberi olmasa da ilk çocukluk aşkım olmuştu Betül… Gördüğümde ve bana gülümsediğinde kalbim küt küt atmakta, içimde kelebekler uçuşmakta ve ayaklarım yerden kesilmekteydi…

İstanbullu bir kıza romantik duygular beslemiş olmam, platonik düzeyde âşık olmam derslerime biraz daha sıkı sarılmamı sağlamıştı. Romantik ilişkilerde fiziksel görünüşün önemi büyüktü büyük olmasına ama ortamdaki statünüz ve kendinize olan güveniniz de önemliydi. Sınıf başkanlığımın yanı sıra derslerimdeki başarım ve kendime olan güvenimin Betül’ün gönlünü çalacağını düşünmüştüm…

Gözlerimizin içini güldüren, enerjimize enerji katan, sürekli görme isteğiyle kalbimizde tatlı bir çarpıntıya yol açan duyguydu Betül’ün kalbini çalma isteği… Kişiden kişiye değişiklik gösterse de tartışılmaz olan bir şey vardı ki, âşık olmak beni duygusal olarak etkilediği kadar fiziksel olarak da etkilemişti. Öyleydi çünkü kendinizi oldukça farklı hissediyordunuz. Aşkın neden olduğu kimyasal değişimler insanları fiziksel ve duygusal yönden değiştiriyordu.

Âşık olunca asla ölmeyeceğinizi ve her şeyi yapabileceğinizi hissedersiniz. Evrenin sizin için planları olduğunu ve bu kaderin içinde büyük bir rolünüz olduğunu düşünürsünüz. Bütün problemleriniz yok olur ve hayat çok daha aydınlık görünür. Bende de öyle olmuştu.

Âşık olarak yaşamak ne güzel bir şey be kardeşim… Demiştim o günlerde.

Share Button