25 Nisan 1959 Cumartesi, İvriz Kaya Anıtı…

İvriz Kaya Anıtı’ndayız 8-10 arkadaşımla. Hayranı olduğum öğretmenlerimden biri olan Tarih öğretmenimiz Hüseyin Seçmen Kaya Anıtı’nı araştırıyordu. Yakın çevresini tanımayı ve araştırmayı seven biriydi. O’nun önerisiyle gelmiştik buraya. Derslerine yakın çevresindeki tarihi mekanlarla başlar, hikâyeler ve kurgularla renklendirirdi. Olaylara yerel değil, küresel bakmayı severdi.

Söz gelimi, 19. Yüzyılda Osmanlı İmparatorluğu der demez Avrupa, İngiltere ile sömürgeleri, Amerika ve diğer ilgili devletleri de aynı potaya koyarak anlatırdı. Yereli bilmeden küreselin anlaşılamayacağını söyleyen öğretmenimizin İvriz Kaya Anıtı’nın yanı sıra çevresindeki doğa ile de yakından ilgilendiğini bilirdik.  Tarih derslerini anlatırken coğrafi yapılar ve bu yapılardaki bitki ve hayvan bilimi konularında da bilgilendirirdi bizi.

Büyük bir coşku ile İvriz Kaya Anıtı’na gelirken, uyanmış olan doğada, dağların etekleri rengârenk çiçeklere bürünüp, doyumsuz bir renk cümbüşü olarakkarşımıza çıkmıştı. Kokusuyla kendimizden geçtiğimiz Nergis ve güzelliğiyle gözümüze ziyafet çeken Tirfil çiçekleri konusunda da bilgilendirmişti bizleri Hüseyin Seçmen. Yakışıklılığı dillere destan Narkissos gibi mağrur birinden adını aldı Nergis. Demiş sonra da nergis çiçeğinin  hikâyesini anlatmıştı bize. 

Efsaneye göre dünyanın en yakışıklı erkeği Narkissos, İzmir Karaburun’da yaşamaktaydı. Bu güzel ve yakışıklı erkeğe civarda yaşayan tüm kızlar, hatta periler bile âşıktı ama hiç kimsenin aşkına karşılık vermiyordu Narkissos. Narkissos’ tan yüz bulamayan perilerden biri Tanrı Zeus’a yalvararak Narkissos ’un cezalandırılmasını istemişti. Zeus perinin bu isteğini kabul etmiş ve “Başkalarını sevmeyen kendisini sevsin.” Demişti.

Erkek güzeli Narkissos bir gün su içmek için göle eğildiğinde suda kendini görmüş ve kendine âşık olmuştu. Sıkça sudaki görüntüsüne bakar olmuştu. Sudaki görüntüsüne, aşkına karşı koyamamış, kendisine bakarken düştüğü gölde boğulup ölmüştü. Narkissos’a âşık periler sevdikleri yakışıklı adamı sudan çıkarıp gömmeyi düşünürlerken, sudan hiç bilmedikleri, görmedikleri bir çiçek çıkmaya başlamıştı. Periler rengiyle, kokusuyla çok beğendikleri çiçeğe Narkissos adını vermişlerdi. Nergis adı da buradan gelmişti. Fulya olarak bildiğimiz çiçekti Nergis… Efsane ile Âşık Veysel’i bir potada eritmeye çalışalım bu arada.

Nergis der ki ben nazlıyım

Sarp kayalarda gizliyim

Mavi donlu gökyüzlüyüm

Benden ala çiçek var mı?

Dizelerini söyledikten sonra, sadece ozan olarak bildiğimiz âşık Veysel’in köklerinin aslında ne kadar derinlerde olduğunu gösterir bu türkü demişti Hüseyin Seçmen. Hayatının çoğunu karanlıkta geçirmiş bir insanın, birçoğumuzdan daha aydınlık bir yolda yürüdüğünü göstermektedir diye devam etmişti. Öğretmenimizin Nergis konusundaki bilgileriyle birlikte  ‘’ Nergis der ki ben nazlıyım’’ türküsünü de söyleyerek yolumuzu kısaltmış ve İvriz Kaya Anıtına gelmiştik.

İvriz, Bolkar Dağları’nın karlı zirveleri, bol oksijenli yaylaları, buz gibi akan çayı, çayırlarında koşan yılkı atları ve eşsiz doğasıyla bölgenin önemli turistik mekânları arasında yer alıyordu. Geç Hitit Dönemi İvriz Kaya Kabartması da bölgedeki turistik mekânların merkezini oluşturuyordu. Hüseyin Seçmen’e göre yaklaşık 3 bin yıldır ayakta duran tarım anıtının dünyada başka bir örneği yoktu. Günümüzde İvriz Kaya Anıtı UNESCO Dünya Mirası Geçici Listesi’ne girmiştir. “Hititler için su kaynakları, dereler, nehirler, dağlar ve mağaralar kutsaldı. Hititler için Geç Tunç ve Demir Çağı’nda önemli bir su alanı olan bu bölge, kutsal bir mekân olarak Bizans döneminde de kullanılmıştı.

Tarih öğretmenimiz Geç Hitit Sanatının önemli eserlerinden biri olan anıtın üzerinde aşağıdaki satırların bulunduğunu söylemişti.

Sarayda bir çocuk iken 

Ben bu asmaları diktim 

Tarhundas onlara bereket verebilir 

Yüksekliği 4,20 metre ve genişliği de 2,40 metre olan anıtın üzerinde, ülkeye bir elinde üzüm salkımı diğer elinde buğday demeti tutarak bolluk ve bereket getiren Tanrı Tarhundas’a, ellerini kaldırıp dua ederek saygısını sunan Tuana Ülkesi Rahip Kralı Warpalavas’ın betimleri yer almaktaydı.

Anıtın Tuvana Krallığı’ndan günümüze gelebilmiş özgün bir eser olduğunu da söylemişti öğretmenimiz. Bilim insanlarına göre figürlerin yandan tasvir edilmeleri, eteklerinin uç kısımlarının içe doru kıvrılarak yuvarlanması, ayaklarındaki pabuçların uç kısımlarının içe doğru sivrilmesi gibi özellikler Geç Hitit Sanatının geleneksel izlerini yansıtıyormuş. Figürler dikkatle incelediğinde, anıt üzerinde ayrıntılı bir çalışma olduğu görülmekteydi.

Hüseyin Seçmen’in verdiği bilgilerin ışığında, İvriz Kaya Anıtı’nı da inceledikten sonra okulumuza geri döndük. Güzel ve verimli bir gün olmuştu…

Share Button