16 Eylül 1963 Pazartesi, Ankara…

Atatürk Lisesi Tören Alanındaki bayrak merasiminden sonra Okul Müdürü Mustafa Sarıcalı’nın, günün anlam ve önemi üzerindeki konuşması ile birlikte 1963-64 Eğitim ve Öğretim Yılı resmen başladı. Böylece, daha 1951 yılında, Ceyhan pamuk tarlalarındaki ”Üniversiteli olmak” hayalime bir adım daha yaklaşmış oldum.

Öğrenci ziliyle birlikte sınıflarımızda yerimizi aldık. 24 kişilik Fen B sınıfında İvrizli Yaşar Samyeli, Ali Koçyiğit, Hidayet Durucan ve diğer öğretmen okullarından gelenler içinde Halil Biga, Mazlum Sevinç, Mehmet Koyuncu, Mehmet Kabalcı, Ayla Soykan, Tülay Toker, İbrahim Turgal, Şevket Ceylan, Vakkas Tekin, Hilmi Zilbeyaz, Ahmet Işık ve diğerleri vardı.

İlk dersimiz Astronomi idi. Öğretmen ziliyle birlikte okul müdürümüz Mustafa Sarıcalı sınıfımıza girdi. Sınıfça ayağa kalkarak karşıladık. ”Günaydın çocuklar, oturun lütfen.” Deyip bir süre hepimizi gözden geçirdi.

Ders defterini imzaladıktan sonra bizlere dönerek, ”Ülkemizin değişik Öğretmen Okullarından seçilerek buraya gönderildiniz. Bir başka deyişle, ülkenin en başarılı ve zeki öğrencileri sınıfına giriyorsunuz. Ne var ki öğretmen okullarının ders müfredatı ile liselerin müfredat proğramları oldukça farklıdır.

Öğretmen Okullarında temel kültür ve fen derslerinin yanı sıra Köy Enstitüleri çiftliklerinde de oldukça zaman harcıyordunuz. Bu nedenle, hazırluk sınıflarımızdaki Fen Dersleri sizleri zorlayacaktır.

Geldiğiniz okulların en başarılı ve zeki öğrencileri olduğunuza fazla güvenmeyin. Sistemli çalışır ve sizlere ayrılan zamanları uygun ve verimli parçalara ayırarak başarılı olursunuz.”

Mustafa Sarıcalı bir süre sustuktan sonra ”sınıfınızı idare katında temsil edecek ve bir ölçüde sınıfın düzeninden de sorumlu olacak bir başkan seçmelisiniz. Başkan olmak isteyen ya da önermek isteyen var mı? ” Sorusuna yanıt veren çıkmadı. Kimse başkan olmak istemiyor mu? Sorusundan bir süre sonra kız arkadaşlarımızdan Tülay Toker parmak kaldırdı. Oy birliği ile başkan seçildi.

Sınıf başkanı sorunu çözüldükten sonra, ”şimdi dersimize dönebiliriz.” dedi Mustafa Sarıcalı.

Astronomi Öğretmeni Mustafa Sarıcalı

”Astromi her ne kadar Gök Bilimi olarak anılıyorsa da, aslında Evren Bilimidir. Bir başka deyişle, başta karşımda duran sizler olmak üzere, üzerinde bulunduğumuz Yerküre, içinde bulunduğu Güneş Sistemi, Samanyolu Galaksisi ya da Gökadası ve milyarlarca Galaksiyi ve oluşumlarını inceleyen bilim dalıdır.

Bu nedenle felsefe dahil olmak üzere matematik, fizik, kimya, biyoloji, antropoloji de benzeri bilim dallarıyla çok yakın ilişki içindedir.”

Mustafa Sarıcalı’yı dinler ve not alırken birden zamanda geriye giderek, İstanbul Çapa Öğretmen Okulu Kimya Öğretmenim Münevver Baç aklıma geldi. O da ilk dersinde tahtayı boydan boya kaplayan periyodik cetvel tablosunu astıktan sonra, tablodaki simgeleri göstererek ”evrenin sırlarını öğrenmeye hazır mısınız?” demişti.

Mustafa Sarıcalı da Evrenin oluşumu konusunda, bilim dünyasında kabul gören, Sıcak Büyük Patlama (Big Bang)’dan söz ediyordu. Başlangıçta evreni oluşturan Hidrojen İmparatorluğundan, kütle çekimi nedeniyle bir araya gelen milyar kere milyar Hidrojenin bir araya gelmesiyel gerçekleşen ”Çekirdek Kaynaşması” ve sonuçlarında ortaya çıkan bizlerin yapı taşlarını anlatıyordu.

Soğuk bir ders olarak görülen Astronomi hepimizin ilgisini çekmiş ve can kulağı ile dinlerken bir taraftan da not tutmaya çalışıyorduk.

Astronomi Dersinden sonra programda Felsefe Drsi vardı. Kim gelecekti acaba?

Felsefe Öğretmeni Selman Erdem

Öğretmen zili çalar çalmaz, elindeki birkaç kitapla birlikte Felsefe öğretmenimiz girdi insanın içini açan bir gülümsemesiyle. Kendisini ayakta karşılayan bizlere ”oturun lütfen” dedi, oturduk.

Elindeki kitapları öğretmen masasına bıraktı, ders defterini de imzalayıp tahtaya ”Selman Erdem” adını yazdıktan sonra bize dönerek,

”Kendimi tanıtayım çocuklar. İstanbul Yüksek Öğretmen Okulu mezunuyum. Halen Öğretmen Okulları Genel Müdürü olarak görev yapmaktayım.

Yüksek Öğretmen Okulları, ülkemize nitelikli öğretmenler yetiştireceği için Milli Eğitim Bakanlığı katında özel bir yeri var. Bu nedenle, bakanlıktaki görevimin yanı sıra dersinize girmeyi de görev saydım.

Özgür düşünceli öğretmenler, ki özgür düşünceli bireyler yetiştireceklerinden, felsefe ve bağlı bulunduğu diğer bilim dalları oldukça önem kazanmaktadır.

Felsefe, köken olarak Yunanca “seviyorum”, “ardından gidiyorum”, “arıyorum” gibi anlamlara gelen “phileo” sözcüğü ve “bilgi”, “bilgelik” anlamlarına gelen “sophia” sözcüğünün birleşiminden oluşan bir sözcüktür.

Bu nedenle felsefenin anlamı, “bilgelik sevgisi” ya da “bilgi sevgisi”dir.

Bir başka deyişle felsefe bilgeliğe ve bilgiye değer vermek, bilgiyi önemsemek, bilgiyi aramak, bilgeliğe erişebilme çabasıdır.

Bütün bunlara erişebilmek için sunulan her bilgiyi hemen kabul etmemek, tartışmaya açmak, yeni kuramlar üretmek gerektiğini de bilmektir.

Daha genel bir deyimle, düşünceyi tutsak olmaktan kurtarmak ve özgür düşünceli bireyler ve toplumlar yetiştirmektir.

Bu yönüyle felsefe ve özgür düşünce tarihin her döneminde yasaklanma yoluna gidilmiştir ama herşeye rağmen özgürlük ve özgür düşünce gelişmiştir.

Kazanılan özgür düşünce evreni ve kökenimizi sorgulamamızı sağladığı gibi fen bilimlerinde de önümüzü açmıştır.”

Selma Erdem öğretmenimizi dinlerken zamanın nasıl geçtiğinin farkına varmamış, tenefüse bile çıkmadan dinlemiştik. Sevmiştik Selman Erdemi…

Resim Öğretmeni Saim Onan

Öğle yemeğinden sonra, ilk 2 saat Saim Onan’ın Resim Dersi vardı. İvriz’deki Mehmet Karaman ile Çapa Öğretmen Okulu’ndaki Selahattin Taran’ın yerini tutmasa da güler yüzlü, empati kurmasını bilen biriydi.

Kendini tanıttıktan sonra; Ankara Yüksek Öğretmen Okulu Hazırlık Lisesi’nin temel amacı Fen ve Sosyal bilimlere öğretmen yetiştirmek olduğunu vurguladı. Resim derslerinde bizlerden fazla bir şey beklenmediğini, yapabileceklerimizin yeterli olacağını ve geçerli not vereceğim dedi.

Atatürk Devrim ve ilkelerinin Anadolu’da kalıcı olması amacıyla, ünlü Türk Ressamlarının Anadolu’ya dağılarak yerel resimler yaptıklarını uzunca bir süre anlattı. Güzel sanatların öneminden söz etti. Her ne kadar Fen dalında uzmanlaşacak olsanız da güzel sanatların önemini hiçbir zaman unutmayın lütfen…

Beden Eğitimi Öğretmeni Mümtaz Conger

Uzun boylu, atletik yapılı olan Mümtaz Bey kendini tanıttıktan sonra, ”spor salonunda uygulamalı dersten çok, kuramsal derslere önem verilecektir.” Diye başladı derse

”Avcı ve meyve toplayıcı” atalarımızın yaşam biçimlerini bilmemiz sağlığımız açısından sonderece önemlidir.

Bedenemizin hareket üzerine kurulduğunu, hareketsizliğin bedenimiz tarafından kara kış ya da kıtlık ve kuraklık olarak algılanacağını, bu nedenle de enerji tasarrufu yapabilmek için hayati organlarımızın bir bölümünün kapatabileceğini vurguladı.

Yaklaşık 2 saat ders çalıştıktan sonra ara vererek, en az 15 dakika yürümenin hem bedenimize hem de beynimize oldukça yararlı olacağını hatırlattı.

Mümtaz Conker’in saat 14.45’te biten dersiyle Hazırlık lisesinin ilk gününü tamamladık.

Saat 18.00’de ilk akşam etüdü girdik Ardından akşam yemeği ve ikinci akşam etüdü derken gün tamamlandı. Saat 21.00’de yataklarımıza girmiştik…

Share Button