Yunanca “kyanos” kelimesinden gelen ve koyu yeşilimsi mavi demek olan Siyanür, canlı vücuduna girdiğinde ölümcül olabilecek kadar zehirlidir. İnorganik bir madde olan siyanürün 0,2 gramı 70 kg ağırlığındaki bir insanı bir kaç dakika içinde öldürür. Bu ölümcül madde sadece insanları değil doğayı da öldürmektedir.

İlk kez 2011 yılında Muğla Gümüşköy’de altını ayrıştıran  siyanür çözeltilerinin bulunduğu havuzlardan bazılarının duvarlarının yıkılması ile gündeme gelmişti ülkemizde.

Siyanür maden arama sürecinde kullanılmaz, sürecin son aşamalarında deveye girer. Cevher bulunduktan sonra k0azılan on binlerce ton maden cevheri içinde gözle görülemeyecek kadar küçük altın zerreciklerini  sıvı hale getirilerek çökelmesini ve topraktan ayrılmasını  sağlamaktadır. Bu nedenle altın üretiminde siyanür kullanımı teknik bir zorunluluktur.  Madencilikte siyanür kullanımı 1880’li yıllara kadar gitmektedir.

Kaz dağlarında bırakılan asit gölleri

Günümüzde üretilen altının yaklaşık %85’i bu yöntemle üretilmektedir. 

Siyanürleme yöntemi, cevherin ana kayadan siyanür çözeltisine ilk alınma şekline göre iki temel gruba ayrılır. Bunlar tank liçi ve yığın liçi denmektedir.

Tank liçinde, açık ocaktan çıkarılan cevher bilyeli değirmenlerde öğütülür ve siyanür çözeltisi tankın içerisinden geçirilerek altın ve gümüşün çözünmesi sağlanır. Altının tamamının çözeltiye geçmesi birkaç gün alabilir. İçinde altın taşıyan bu çözelti devamlı olarak aktif karbon kolonlarından geçirilir ve altın ile gümüşün karbon tarafından soğurulması sağlanır.

Bilindiği gibi organik maddelerin altını soğurma özelliği vardır. 1850’li yıllardan önce çözeltiden altını kazanmak için aktif karbon olan mangal kömürü kullanılmaktaydı. Altın soğurmada en iyi mangal kömürü de Hindistan cevizinden elde edilmekteydi. Bu yöntem doğaya ve doğada yaşayanlara zararsız bir yöntemdi.

Duvarları yıkılan siyanür havuzlarından biri

Devam edelim. Yığın liçinde ise doğrudan madenden çıkarılmış ya da kabaca kırılmış cevher geçirgen olmayan bir taban üzerine yayılır. Yayılan malzeme üzerine bir fıskiye sistemi yerleştirilir ve bu sistemle yığın üzerine kireç eriyiği ile seyreltilmiş siyanür çözeltisi püskürtülür.

Sulandırılmış siyanür kireç eriyiği yığının üzerine homojen bir şekilde dökülür. Bu eriyik özellikle cevherdeki altın ve gümüşü eritir. En elverişli bir altın gümüş kazanılması işlemin haftalar ve aylarca devam etmesini gerektirir. Altın ve gümüşü taşıyan çözeltinin içerdiği altın miktarı 0,2 ppm’den az olduğu zaman, Çinko ile altını çöktürme işlemi mümkün olamamaktadır.

Herhangi bir karışımda toplam madde miktarının milyonda 1 birimlik maddesine 1 ppm denir. Derişim birimi olarak bilinir. 

Aktif karbondan altın ve gümüşü ayırmak için ya aktif kömür yakılarak ya da kömürün üzerine sıcak kostik siyanür çözeltisi dökülerek altın ve gümüş açığa çıkarılır. Görüldüğü gibi, siyanür kullanılmadan altın madeni toprak altındaki kayaçlardan çıkarılamaz. Siyanürün, günümüzde altın ve gümüş üretiminde çevreye zararı olmayan alternatifi  vardır; denilmektedir bu işe soyunan küresel şirketler tarafından.

Bu alternatiflere örnek olarak tiyo üre yöntemi verilmektedir. Ancak üretim sonucu oluşan atıklardaki siyanürü uzaklaştırmak INCO süreci ile mümkündür. Bununla birlikte siyanür bozundurma ünitesi bulunmayan tesislerde siyanür atıklarının, yeraltı sularına karışma ihtimali oldukça büyüktür. Dünyanın en güvenli sayılan siyanürlü altın işletmelerinde bile çevre felaketleri gözlenmiştir.

Eurogold ve INCO firmaları tarafından yapılan söz konusu test üretimlerinin sonuçlarına göre atık havuzuna bırakılan suda 1mg/l’nin altında serbest siyanür bulunacağı söylenmekte, bu miktarın da risk yaratmadığı iddia edilmektedir.   Bu yorum bütünüyle yanıltıcıdır. Çünkü önemli olan havuzdan herhangi bir sızma ya da taşma durumunda çevreye ve yerüstü ve yeraltı sularına karışacak siyanür miktarıdır ve önemli olan miktar havuzda üretim boyunca ne kadar siyanür depolanmış olacağıdır.

Siyanürle altın çıkarılması ile ilgili bu tür örneklerle Türkiye’nin başka bölgelerinde ve diğer ülkelerde karşılaşılabilir. Mantık hep aynıdır: Uluslararası tekeller kârlarını arttırmak ve sermayelerini büyütmek uğruna, dünyanın çeşitli yerlerinde siyanürü kullanmakta ve kazalara ya da çevreye, insana verilecek zararları hiçe saymaktadırlar. Siyanürle altın üretimini bütün yönleriyle incelediğimiz zaman görülüyor ki, insanlığa her hangi bir yararı olmamasının yanında birçok zararı mevcuttur. Bu konuya karşı yıllardır yöre halkları, aydınlar, sivil toplum örgütleri, meslek kuruluşları, bilim adamları ve duyarlı insanlar mücadele etmektedir.

Altın, geçmişte değişim ve yatırım aracı olarak kullanılmaya devam edilmiş ve ülkelerin merkez bankalarındaki altın stoku karşılığında para basma gerçekleştirilmiştir. İkinci Dünya Savaşından sonra ise ülkelerin paralarını altın rezervlerine ölçeklendirme zorunluluğu kalkmıştır. Altın stokları artık dolar, sterlin, Euro gibi uluslararası rezervlerden biridir. Yani, altın bu anda büyük şirketlerin, bankaların, borsacıların; kısacası finans kapitalin sermaye döngüsünde kullandığı bir araçtır. Büyük kapitalist şirketler ‘sömürge’ ülkelerde altın çıkararak muazzam karlar elde etmektedir; üstelik çevreye, insanlara verilen zararları ve kamuoyu tepkilerini göz ardı ederek.

Bütün bu süreçte iddia edildiği gibi Türkiye’deki Altın İşletmeciliğinin ülkeye yarar getireceği konusundaki iddialar, küresel büyüklükteki kapitalist şirketlerin çıkarlarıyla bağdaşmayacağı gibi yapılacak hesaplamalar sonucu da duruma bakmak bunun böyle olmadığını göstermektedir. Şirketin Türkiye’ye bırakacağı kar ve sağladığı istihdam göz önüne alınsa dahi, ülkede kalacak olan atıkların ve olası bir kaza sonucu ülkeye vereceği zararların yanında devede kulak misalidir.

Share Button