18 Ağustos 1951 Cumartesi, Ceyhan…

Sabahın erken saatleri olmalı…

Uzaktan Hüseyin dayımın sesini duydum sanki. Anam da ”Mehmet, Mustafa…Kalkın artık.” Diye sesleniyordu.

Gözlerimi aralamaya çalıştım ama sanki ortam karanlıktı. Bana mı öyle gelmişti?

” Ana, ortalık karanlık daha, niye kalkalım ki.” Dedim. ”

Evladım güneş doğdu doğacak, hadi kalkın.”

Tekrar gözlerimi açmaya çalıştım, aralandı ama acıyordu ve görmekte zorlanıyordum…

“Anacığım, gözlerim acıyor, göz kapaklarımı açmakta zorlanıyorum.”

“Dur hele Mehmet…Göz kapaklarına  bakayım önce… Senin gözlerin çapaklanmış. Temizlemem gerekiyor.”

Dedikten sonra anam ılık suya batırdığı pamukla çapakları sildi. 

 Sarımtırak ve yapışkan olan rahatsız edici bir iltihaplanmaydı çapaklanma. Çapak gözyaşı kanallarının tıkanıklığı nedeniyle oluşmuştu.

Pamuk tarlalarına komşu dere kenarlarında konaklayan mevsimlik diğer işçilerde olduğu gibi bizim de derme çatma olan çadırlarımız korunaklı değildi.

Güneşten kurumuş toprak üzerine kurulduğu için böcek, yılan, yağmur, soğuk, toz gibi zeminden gelen birçok risk altındaydı.

En çok rüzgarlı havalarda havalanan  tozlar ve diğer parçacıklardan  etkileniyorduk dinlenme aşamaları ve gece uykularında.

Son bir iki gündür devam eden hortumvari bir fırtınadan gözlerimi koruyamadığım için gözyaşı kanallarım tıkanmış olmalıydı.

Gözlerimizin açılmasını beklerken bir taraftan da kaşınıp duruyordum. Gece boyunca yine sivrisinek vızıltıları ve ısırıklarından doğru dürüst uyumamıştım.

Anamın çabasıyla gözlerim açılınca, çabucak elimi yüzümü yıkadım, tuvalet ihtiyacımı da giderdim. Beş yaşındaki kardeşim Mustafa da bana eşlik etmişti.

Torosların ardından ışıltısı gelmeye başlayan güneş, pamuğunu toplamakta olduğumuz tarlanın üstüne gelmeden, pamuk torbamı belime dolayarak, daldım ”Beyaz Altın” tarlasına.

Ardımdan gelen Mustafa adeta kaybolmuştu fazla uzamış pamuk bitkileri arasında. Beni bekle abi diye sesleniyordu arkamdan.

Yeni bir gün yeni bir umuttu bizler için…

Elbistan köylerinde tökezlemiş, umudumuzu yitirmiş, yıkılmış ve delirmenin eşiğine gelmiştik adeta.

Çukurova’da  umutlarımız yeniden yeşermeye başlamıştı. Para biriktirmenin, yeşeren umutları canlandırmanın ve şaha kalkmanın zamanıydı.

Vız gelirdi gözlerimdeki çapaklanma… 

Share Button