17 Ocak Cumartesi Misli, öğleden sonra…

Anamın sevecen sesiyle uyandım. ‘’Hadi kalk yavrum, kahvaltı hazır.’’ Demişti. Bir an için nerede olduğumu anımsayamamıştım yine. Bu durum sıkça başıma geliyordu. Bazen Elbistan köylerinden birinde, bazen Osmaniye’de, bazen de Mersin ya da Bor’da bulurdum kendimi. Bulgaristan Karagözler Köyünde bulunduğum da olurdu. Neyse ki çabuk kendime gelmiştim. Niğde Misli Köyündeydim. Öğleye kadar uyumuştum. Anamm sıcak tarhana çorbası yapmış, yanına da hepimize yetecek kadar karabuğday ekmeği koymuştu.

Bilmeden ve doğal olarak sağlıklı beslenmiştik karabuğday ekmeğiyle. İvriz İlköğretmen Okulunda tarım öğretmenimiz Salih Ziya Büyükaksoy’dan öğrenmiştik böyle olduğunu. İnsanlık  17 bin yıldan beri tahıl ürünleri yetiştirerek yaşamını sağlıyordu. Bedenimiz için Karabuğday bir besin deposuydu adeta.

Oysa günümüzde beyaz undan yapılan ekmek, sağlığımıza katkıda bulunmaktan çok zarar sağlıyordu. Bu yönü bilinmediği için de, ilk çıktığı yıllarda kara ekmek içine katık niyetine beyaz ekmek konulduğunu görmüşlüğüm vardı. Fırından aldığınız beyaz ekmek bize boş kalori sağlarken, karabuğday ekmeği, vitaminler başta olmak üzere, temin ettikleri ile eczanelerden uzak kalmanızı da garanti ediyordu.

Tarhana çorbası ve karabuğday ekmeği ile güzel bir kahvaltı yaptık ve kardeşim Mustafa ile dışarı çıktık. Fırtına durmuştu. Kara kış ve Beyaz dünya… Muhteşem bir görüntü ortaya çıkmıştı. Önce okul arkadaşım Osman’ı ve annesi Hatice teyzeyi görmek istemiştim. Etrafımızdaki Beyaz Dünyada  köyün gençleri ve okul arkadaşlarımız tahtadan ve naylon leğenlerden oluşan kızaklarıyla kaymaya başlamışlardı. El sallayarak yolumuza devam ettik, karlara bata çıka Hatice Teyzelere ulaştık. Hatice Teyze bizi oğullarıymışız gibi karşıladı. Ellerini öptük, arkadaşımız Osman’la kucaklaştık. Bir süre daha sohbet ettikten sonra biz de kızak kaymakta olan arkadaşlarımızın yanına gittik.

Misli Köyünde ilkokuldan sonra eğitim ve öğretimini devam ettiren olmamıştı. Olamamıştı çünkü en yakın ortaokul Niğde Merkezde bulunuyordu. Üstelik köyde yaşayanların ekonomik durumları okul masraflarını karşılayacak durumda değildi. İlkokuldan sonra okula devam eden ilk kişi ben olmuştum. Bu da beni oldukça itibarlı bir duruma getirdiği gibi bütün dikkatleri de benim üzerimde toplamıştı. Ayrıcalıklı bir duruma sahip olmuştum.

Sonuçta onlar benim arkadaşlarımdı. Öyleydi, öyle olmalıydı. Olmalıydı çünkü hayat onlarla beraber güzeldi. Tekrar onlardan biri oldum, kızak kaydım, kemik âşık oyunu oynadım. İlkokul beşinci sınıf arkadaşlarımla birlikte olmaktan büyük keyif aldım.

Share Button