12 Haziran 1960 Pazar, Karabucak …

Okaliptüs ağaçlarının yaprakları arasından dans ederek gelen ve hafifçe dalgalanmakta olan cibinlikten geçerek gözüme giren güneş ışınlarıyla uyandım. Yerden yaklaşık bir buçuk metre yükseklikte bir çardakta yatıyorduk kardeşimle. Temmuz ayına girmiş olmamıza rağmen ormanın serinliği ve cibinliğin korunaklı yapısı rahat uyumamızı sağlamıştı. Çardaklarda cibinliksiz olmazdı. Öyleydi çünkü Karabucak bataklığında kurulmuş olan ormanda hatırı sayılır sayıda sivrisinek vardı.

Karabucak Okaliptüs Orman Fidanlığında mevsimlik işçi olarak işe başlamıştık. İlk birkaç gün tavuk kümesinden bozma kapalı alanı yatak odası  olarak kullandıktan sonra babam ‘’Haydi çocuklar ikinizin yatacağı bir çardak yapalım.’’ Dedi. Kardeşimle ‘’olur baba’’ dedik. Babam çok becerikli biriydi, İvriz İlköğretmen Okulu bana da bir hayli el becerisi kazandırmıştı. Ormanda da çardak yapabileceğimiz her türlü direk ve kereste çoktu. Tek ihtiyacımız çivi, çekiç, testere ve kerpeten gibi malzemelerdi. Komşumuz Halil Amca bu konuda yardımcı oldu. Birkaç gün içinde de bu sabah uyandığım çardak yapılmıştı.

Gerinerek doğruldum çardakta. Tatlı bir serinliğin yanı sıra yanımızdaki kanaldan akan suyun şırıltısı içimi sevinçle doldurmuş, bahar havası yaratmıştı. Çok beğendiğim bir özelliğim vardı. O an için bulunduğum durumdan memnun olabilmesini bilmek…

Daha iyisini istemediğim anlamına gelmiyor du bu özelliğim. Olumsuz koşulları sorun haline getirmememi sağlıyordu. Yaşama bütün gücümle tutunmamı ve yaşamdan keyif almamı sağladığı gibi gücüme de güç katıyordu. Hayallerim ve isteklerimden kolay vazgeçmiyordum. Biliyordum ki ‘’şans dediğimiz kavram, hazırlıklı olarak fırsatla karşılaşmak’’ oluyordu. Bir başka deyişle, kendi şansımı kendim yaratmalıydım, yaratım da…

Çardakta neşeyle tekrar gerindim ve işe geç kalmamak için kardeşimi de uyandırdım. Anamla babam benden erken kalkmışlardı. Anam kahvaltı sofrasını hazırlarken babam kümesten oluşturulan konutumuzu biraz daha yaşanılır duruma getiriyordu.

Hayırlı sabahlar baba…dedikten sonra elimi yüzümü yıkadım. Mustafa da kalkmış, giyinmişti bile. Kahvaltı sofrasına oturmadan önce babam ‘’çalışmalar nasıl gidiyor Mehmet, zorlanıyor musunuz?’’ Dedi. Zorlanmıyorduk.

Dikimin yapılacağı saha taş ve yabancı otlardan temizlenmişti.  Bize düşen görev fidanlık seralarından getirilmiş olan tüplü okaliptüs fidanlarını usulüne uygun dikmekti. İvriz İlköğretmen Okulu tarım derslerinde edindiğimiz bilgiler burada çok işime yarayacaktı. Bu düşüncelerle Tarım Öğretmenimiz Salih Ziya Büyükaksoy’u anımsamış ve içimden teşekkür etmiştim.

Salih Ziya Büyükaksoy’u gıyabında babam da tanımıştı…

Share Button