31 Temmuz 1960 Pazar, Tarsus…

Tarsus Karabucak Okaliptüs Ormanı Fidanlığındaki mevsimlik işçiliğimizin ikinci ayı doldu. Sabahın erken saatlerinde fidanlık muhasebesinden 28’er günlük ücretlerimizi aldık. Kendimizi ödüllendirmeliydik. Babamın da iznini aldıktan sonra yan yana çapa salladığımız mevsimlik işçi arkadaşımız Salih’le Tarsus’a gitmeye karar verdik.

İvriz’deki tarih Öğretmenim Hüseyin Seçmen derslerinden birinde Roma İmparatorluğunu anlatırken  Anadolu’nun en verimli topraklarından birinde bulunan Kilikya Eyaletinin başkenti Tarsus’tan da söz etmişti. Tarsus deyince de dünyanın en romantik kapısı ile Clepatra-Antonius’un unutulmaz aşkları akla geliyordu. Dünyanın en romantik kapısını gündüz gözüyle görmeliydim. Bisikletlerimize atlayarak Tarsus’a indik.

M.Ö. 41 yılında, Mısır’ın ünlü kraliçesi Cleopatra sevgilisi Romalı General Antonius ile buluşmak için yelkenleri erguvan renkli atlastan, kürekleri gümüş, gövdesi altın yaldızlı gemisiyle uzun bir yolculuktan sonra, Akdeniz’in Tarsus sahiline demir atmış, sonradan adını alacak olan Deniz kapısından Tarsus’a girmişti.

Roma’nın genç imparator adayı Marcus Antonius, Mısır Kraliçesi Cleopatra’nın onuruna, Tarsus’u yeniden yaratmış, Cleopatra’yı taçlandırmak için de Deniz Kapısı’nı Cleopatra Kapısı olarak adlandırmıştı. Başka bir deyişle, Cleopatra Kapısı, Antonius ve Cleopatra’nım birbirine duydukları aşkın bir ürünüydü.

İlk Çağ’da Helenlerce Kilikya diye anılan bölge Çukurova’yı, Mersin’den Alanya’ya kadar uzanan kıyıları ve bunların arkasındaki Toros dağları güney yamaçlarını içine alır. M.Ö. 66 yılında Kilikya bir Roma vilayeti olunca, Tarsus’ ta bunun merkezi durumuna getirilmişti.

Tarsus Gözlükule Höyüğünde yapılan kazılar, Kilikya’nın başkenti olan Tarsus’un Anadolu’daki ilk yerleşim yerlerinden biri olduğunu ortaya koymuştu. Tam 10 bin yıldır hiç terk edilmeyen, medeniyetin kesintisiz devam ettiği Tarsus, bu sayede zengin bir kültüre ve ‘ilklere’’ ev sahipliği yapmıştı. Tarsus Kilikya’nın en büyük tek kentiydi. 

Ünlü gezgin Strabon, Tarsus’u Kilikya’nın ana kenti olarak tanımlar. Ve Tarsus, bu durumunu ve ününü Roma İmparatorluğu’nun tüm dönemlerinde sürdürür. Tarsus için iç liman özelliği taşıyan Regma Gölü’nün bataklığa dönüşmesinden sonra Tarsus eski muhteşem günlerini Mersin’e kaptırmıştı.

Bereketli topraklara sahip olan Çukurova’da sanayinin ham maddesi olan ürünlerin bolluğu, bu bölgede sanayinin gelişmesinde en önemli faktör olmuştu. 1800’lü yılların ikinci yarısında, bölge potansiyelinin farkında olan yabancı ülkeler, pamuğun ilk işleme biçimi olan çırçır fabrikalarını Tarsus’ta faaliyete sokmuştu.

Çırçır işletmelerinden iplik fabrikasına ilk geçiş, 1887 yılında Mavromati ve Şürekâsı İplik Fabrikası’nın açılmasıyla gerçekleşmişti. 

Share Button