Myra Antik Kenti Demre Antalya

18 Ekim 2017 çarşamba, Demre…

Batı Akdeniz kıyılarında yer alan Likya bölgesi genellikle yüksek kıyı özelliği gösterir. Dalaman Çayı, Eşen Çayı, Demre Çayı, Alakır Çayının denize döküldüğü delta ovaları da bu yüksek kıyıların uzanımını kesintiye uğratır. Arkasındaki dağlık alan nedeniyle, ülke içine kolay bağlayacak yollar olmadığından, ülke boyutunda ticari ve ekonomik etkinlikleri olmamış, yerel kalmışlardır.

Üçağız (Kekova) Demre Antalya

Kale-Üçağız ve Kekova Adası da yerel kalmış olanlardan. Ulaşım daha çok deniz yoluyla gerçekleşmektedir.  Yine de son yıllarda yerli ve yabancı turistlerin günübirlik uğrak yerlerinden biri olmuş. Eşimle ben de saklı kalmış bu doğa cenneti, özellikle Kekova Adasını görmek düşüncesiyle ziyaret ettik. Ancak, mevsim gereği, Üçağız’a ulaştığımızda Kekova Adası tekne turu bulamadık. Oldukça pahalı özel tekne turunu da biz istemedik.

Demre sahil yolu

Üçağız balıkçı köyünü gezdik, fotoğrafladık ve kıyıda adalara karşı çayımızı içtik. Yeterince dinlendikten sonra Demre’ye doğru harekete geçtik. Likya Birliği tarihinde oldukça önemli bir yeri olan Myra Antik kentini görmek istiyorduk, Üçağız Myra Ören Yeri arasındaki uzaklık yaklaşık 20 km’dir. Ancak, zorlu doğa koşulları, dönemeçler, eğimi oldukça büyük olan yollara tırmanma zorlukları nedeniyle bir saatten fazla otomobil yolculuğu yaparak ören yerine ulaştık.

Antalya’nın Demre İlçe merkezinde ve civarında yer alan Myra Antik Kenti, özellikle Likya Dönemi kaya mezarları, Roma Dönemi tiyatrosu ve Bizans Dönemi Aziz Nikolas Müzesi ile ünlüdür.

Tarihçi Strabon ‘un yazdıklarına göre Likya Birliğinin altı büyük kentinden biri olan Myra, Likçe yazıtlarda Myrı adıyla anılır. “Likya’nın Metropolisi” ya da ‘’Ana Tanrıçanın Kenti’’ olarak anılan Myra kenti, Likya’nın baş tanrısı Apollon Syrios’un kehanet tapınağı ve kaynaklarda “Likya’nın en güzel tapınağı” olarak geçen Artemis Tapınağı ile Likya’nın tanrı ailesine ev sahipliği yapar.

Myra, Antalya’nın Demre ilçesinde, deniz ve kara yollarının buluştuğu Orta Likya’da, her dönemde Likya sanat ve kültürünü nitelikle temsil eden parlak bir anakenttir.  Myra ve çevresi sadece kültür ve tarihiyle değil doğasıyla da özeldir. Bugün bataklık-göle dönüşmüş olan limanda 146 canlı türü yaşamaktadır.

M.S. 2. yüzyıl Myra’nın büyük bir gelişmeye sahne olduğu dönemdir. Likya Birliğinin Metropolisi olan şehirde, Likyalı zengin kişilerin yardımları ile birçok yapı inşa edilmiş ve onarılmıştır. Bizans Döneminde ise Myra, dini yönden olduğu kadar idari yönden de önde gelen şehirlerden biri olmuştur.

Dünyada Noel Baba olarak tanınan Aziz Nikolas, Likya bölgesinin önemli kentlerinden biri olan Patara’da doğmuş ve Myra’da yaşamıştır. Aziz Nikolas Myra’da piskoposluk yapmıştır. Aziz Nikolas’ın saygın dini kişiliği öldükten sonra aziz mertebesine ulaşmasını sağlamıştır. 

Aziz Nikolas Kilisesi’nin bulunduğu Myra kentinin Likya Bölgesinin başkenti olmasında ve saygınlığının artmasında Aziz Nikolas’ın büyük etkisi olmuştur. St. Nikolas Kilisesi Bizans sanat tarihinin önemli bir anıtı, en seçkin örneğidir.

Demre ya da Myra günümüze dek ulaşan ününü biraz da Noel baba olarak bilinen Aziz Nikolas’ın M.S. 4. yüzyılda şehrin piskoposu olmasına ve ölümünden sonra aziz mertebesine ulaşıp adına kilise yapılmasına borçludur.

Myra Antik Kenti, 7. yüzyıldan itibaren gerek deprem, su baskını ve Myros Çayının getirdiği alüvyonlar, gerekse Arap akınları sebebiyle önemini yitirip 12. yüzyılda köy hüviyetine dönüşmüştür. Günümüz kalıntılarını, akropolün güney eteğinde yer alan tiyatro ile her iki yanında yer alan kaya mezarları oluşturur.

Yapılan araştırmalara göre bugün oldukça sağlam durumda olan Roma Dönemi surlarının dışında, Helenistik hatta M.Ö. 5. yüzyıla tarihlenen sur kalıntılarına akropol tepesi ve çevresinde rastlamak mümkündür.

11.500 kişi kapasiteli, bölgenin en büyük ve en nitelikli tiyatrosu, alüvyon altında gömülü kentin Roma Dönemi’nde bölgenin en büyük merkezi olduğunu göstermektedir. Akropolün güney eteğinde yer alan tiyatro, gerek oturma sıraları gerekse sahne binası ile iyi korunmuş bir Roma Dönemi tiyatrosunun özelliklerini yansıtır. Sahne binası ikinci katın yarısına kadar ayaktadır ve seyircilere bakan yüzü bir mimari cephe oluşturacak şekilde sütun ve nişlerle süslenmiştir.

Tiyatronun hemen iki yanında, kabartmalı ve düz kaya mezarları yer alır. Likyalıların ahşap ev mimarisinin kaya mezarlarına en iyi uyarlanmış örnekleri olan Myra mezarlarının içinde, ölüyü ve yakınlarını betimleyen kabartmalı mezar, en ilginç örneklerden biridir. Ayrıca yine kabartmalı veya kitabeli birçok kaya mezarı, kayalığın güneye bakan yüzünde üst üste veya yan yana sıralanmaktadır.

Tiyatro yakınındaki şehir merkezine giderken yolun solundaki hamam kalıntıları ise Roma Dönemi tuğla mimarisinin erken ve ilginç örneklerini oluştururlar. Şehrin su ihtiyacı, Demre Çayının aktığı vadi kenarındaki kayaya oyulmuş kanallarla karşılanmıştır.

Şüphesiz şehrin ilginç anıtsal kalıntı temelleri 5. yüzyılda yapılmış şekliyle günümüze ulaşmış olan Noel Baba Müzesi adıyla da bilinen Aziz Nikolas Müzesi’dir. Kazı ve onarım çalışmaları Hacettepe Üniversitesince yürütülen kilisenin, iyi korunmuş mimarisi, duvar resimleri ve mozaikli mekânları her yılın 6 Aralık günü birçok ülke temsilcisinin katıldığı Noel Baba Festivali’ne ev sahipliği yapmaktadır.

Ören yeri ve tiyatroyu gezip, fotoğraflarımızı çektikten sonra ören yerinin tam karşısındaki yerel bir kafede karnımızı doyurduk.

Gerek tarihi, gerekse coğrafi açıdan verimli bir gün geçirmiştik. Yüzlerce yıl geriden günümüze geri dönerek Kalkan’a doğru yola çıktık. 

Share Button