Bilişsel Devrimin uzantısı olan ”dedikodu” sayesinde efsaneler ve mitler üretilmiş, tanrılar ve dinler ortaya çıkmıştır. Başlangıçta ”nehir kıyısında aslan var” diyebilen atalarımız evrilmiş olan dilleri sayesinde zamanla ”aslan kabilemizin koruyucu ruhudur.” Diyerek ilk dini imgeleri ortaya koymuştur. Atalarımız yine dil ve dedikodu sayesinde kurgular, hayali gerçeklikler ve görmedikleri ve bilmedikleri hakkında konuşabilme becerisi kazandılar.

İnsanlık tarihi hakkında bildiklerimizi yeniden düşünmemizi sağlayacak, yerleşik tarih anlayışını ve bilgilerini değiştirip, dinler tarihini sorgulatacak, bir kısmımızın varlığından haberi dahi olmadığı bir arkeolojik çalışma Göbeklitepe’de devam ediyor.

Göbekli Tepe’yle ilgili en önemli keşif erken Neolitik avcı toplayıcı grupların içindeki ve arasındaki karmaşık organizasyonun iç yüzünü anlama olanağı sağlamış olmasıdır. Göbekli Tepe dikilitaşları ve dairesel yapıları gibi anıtsal bir mimari oluşturmak için işin örgütlenmesi ve yürütülmesi ve farklı gruplar arasında işbirliği gerektiği kadar ileri derecede esnek bir iş bölümü de sağlanmalıdır. Bu da ortak bir inanış sistemine, mitolojik geleneklere ve ortak ikonlara sahip daha geniş bir topluluğun varlığına ile sağlanabilir. Başka bir deyişle en önemli ortak mitlerden ve kurgulardan biri olan yerel ya da evrensel tanrılarla gerçekleşebilir. O halde Göbekli Tepe bu geniş topluluğun ayin merkezlerinden biri olmalıdır.

Tarım Devriminden sonra, üretilen gıda fazlasının yeni ulaşım teknolojileri ile birleşmesi giderek daha fazla insanın önce köylere, sonra kasabalara ve şehirlere doluşmasına neden oldu. Babil gibi büyük şehirler ve giderek krallıklar ve imparatorluklar ticari ağlarla birbirine bağlandı. Yüzbinlerce nüfusun olduğu şehirler ve başarılı imparatorluklar kurma fırsatı ortaya çıkınca, insanları bir arada tutacak ve esnek işbirliği yapmasını sağlayacak ortak mitlere, büyük tanrılara, anavatanlara ve anonim ortaklıklara ihtiyaç duyuldu.

Mitleri oluşturan hikayeler, insan toplumlarının temelleri ve dayanaklarıdır. Diyor Homo Deus’un yazarı Hararı. Hikayeler ve kurgularla ortaya çıkan tanrılar, uluslar ve şirketler, zamanla gerçekliğe hükmedecek kadar güç kazandı. Antik Mısır uygarlığının timsah görünümündeki tanrısı Sobek’e inanıldığı ve güvenildiği için, Nil nehrini kontrol altına alacak kanallar sistemiyle, su toplama kapasitesi 50 milyar metre küb olan Feyyum Gölü inşaa edildi. Sobek’e olan inanç ve güven olmasaydı Feyyum olmazdı. Aynı şekilde, Çinlilerin inandıkları ve güvendikleri tanrı Çin Seddi’nin yapımını sağlarken Antik Yunan Uygarlığı’nın tanrıları da Athena tapınaklarının yapımını sağladı.

Küresel ticareti sağlayan başta para olmak üzere devlet, şirket ve din gibi ortaklaşa kurgular ve hayaller olmadan hiçbir karmaşık insan toplumu işleyemez. Ulus, Kutsal devlet ve şehadet, sonsuz saadet sağlayan cennet kurguları yatatılmadan insanları savaşmaya gönderemezsiniz. Küresel ortak bir mit olan para olmadan ticaret yapamazsınız.

Unutulmamalıdır ki ortak mitler olarak tanımlanan hikayeler insanlar arasındaki esnek işbirliği, ülkeler ve küresel düzenler için sadece birer araçtır. Bütün dinlerin ortak paydasında da küresel ve evrensel düzen kavramları yatar. Araç olarak kullanıldıkları sürece mitler, kurgular ve hikayeler yararlıdır. Amaç haline geldiklerinde ise yarardan çok zarara meydan verirler.

Tanrıya ulaşmak adına durmaksızın ibadete davet etmek, daha ilkokul çağındaki çocukların ”camiye…camiye…” biçimindeki davetleri insanların yaşaması ve belli konforu sağlayacak olan üretime sekte vuracaktır. Ülkede büyüme gerçekleşmeyecek, işsizlik oranı artacak, hayat standardı düşecek, mutluluk endeksleri yerlerde sürünecektir. Bu durumdaki insanları sakinleştirmek için de ”bu dünya geçicidir, aslolan öbür dünyadır.” sloganlarıyla ödül olarak cennet önlerine konulurken, ceza olarak da cehennem önlerine konulacaktır.

Esnek işbirliği, küresel ve evrensel düzenler oluşturmak için birer araç olan kurgular, mitler ve hikayelere körü körüne inanmak, onları araç olmaktan çıkarıp amaç haline sokar. Bu cümleden olarak, Hararı’nın deyimiyle ”Dinler, tanrılar değil insanlar tarafından kurgulanmış olup, sosyal işlevleriyle tanımlanırlar.” Özellikle Semai dinler her alanı kapsayarak, insani kanunlar ve değerler üzerinde meşruiyet kuran hikayeler bütünü olarak bilinir. İnsani sosyal yapılar olan dinler zamanla insanüstü kanunlar oluşturduğunu öne sürerek, araç olmaktan çıkar ve kendini amaç haline getirir.

Tekrar hatırlatmakta yarar var. Sapiens’in, birer araç olan bütün hayali kurgularının temelinde, esnek işbirliği, ülkeler, küresel ve evrensel bazda bir düzen kurma isteği vardır. Daha iyi sosyal, ekonomik ve siyasal sonuçlar için araçlar iyidir. Amaçlara dönüşmeleri kötüdür.

128 total views, 1 views today

Share