Belgesellerde Yeni Babil Krallığı ve Babil’in Asma Bahçeleri konulu bir yapımda, boğa ve ejder kabartmalı İştar Kapısı ile Babil’deki Aslanlı yol görüntüleri aklımı başından almıştı. Dicle ve Fırat nehirlerinin verimli topraklarında yer alan Mezopotamya’da kurulmuş olan krallıklardan Yeni Babil’in başkenti, başta Babil’in Asma Bahçeleri olmak üzere İştar Kapısı ve Aslanlı Tören Yolu ile unutulmazlarım arasına girmişti. Babil Kralı II. Nebukadnezar tarafından Tanrıça İştar adına yapılan bu kapı, anlaşılacağı üzere İştar’a duyulan saygı ve hürmetin bir nişanesi olarak yapılmıştı.

Kapının duvarlarında bulunan boğa Tanrı Adad’ın kutsal hayvanı, ejder ‘Muşuşu’nun kabartmaları ise Babil’in baş tanrısı Marduk’un kutsal hayvanıydı. Aslan ise şüphesiz Tanrıça İştar’ın simgesidir ve kutsal tören yolunun her iki yönünü süslemekteydi. İştar kapısı ve Aslanlı Tören Yolu ortak mitlerin, hayali kurguların ne kadar önemli olduğunun kanıtıydı.

Mezopotamya’nın antik şehirlerinden, Uzak Doğudaki Qin ve Roma İmparatorluklarına kadar kurulmuş olan bütün iletişim ağları ”Hayali Düzenler”di. En büyük ortak hayali mit ise ticaretin gerçekleşmesini sağlayacak olan ”para”ydı. Şehirler arası ve İmparatorluklar arası ticaretin, sosyal ve ekonomik ilişkilerin, imparatorlukların kendi sınırları içindeki düzenin ve ortak işbirliğinin normları ortak mitlere olan inanca dayalıydı.

Şehirler ve İmparatorluklar arasındaki en büyük ortak mit  hayali bir alış veriş aracı olan para olurken, imparatorluklar içindeki ortak mitler ise hayali tanrılar, tanrıların yeryüzündeki temsilcileri ve tanrı adına yapılmış kanunlardı. Semai dinlerde tanrı adına kanunları barındıran  ise Tevrat, Zebur, İncil ve Kuran-ı Kerim’di.

Şimdi tarihteki en çok bilinen ve semai olmayan mitlerden ikisine bakalım. Bunlardan ilki M.Ö. 1776 yılında yazılmış olan Hammurabi Kanunları, diğeriyse M.S. 1776 yılında ilan edilmiş olan Amerikan Bağımsızlık Bildirgesi’ydi. Aralarında 3 552 yıllık bir zaman farkı olmasına karşın ortak mitleri semai dinlerden alıntılardı.

M.Ö. 1776 yılında Babil dünyanın en büyük şehri, Babil İmparatorluğu da bir milyondan fazla nüfusuyla muhtemelen dünyanın en büyük imparatorluğuydu. En ünlü kralı ise, lise tarih derslerinden de bildiğimiz gibi, Hammurabi’ydi. Bu kadar ünlü oluşu ise kendi adıyla anılan  ve Hammurabi Kanunları olarak bilinen metinlerden kaynaklanmaktaydı.

Nasıl ki günümüzde kanunlar yapılırken, girişte gerekçeleri ve özetle neleri kapsayacağı yazılmaktaydı. Hammurabi kanunları metni de düzenlenirken öncelikle Hammurabi’yi adil bir kral olarak göstermekteydi. Babil İmparatorluğunun her yerinde standart bir hukuk sistemi kurmak, gelecek nesillere adaletin ne olduğunu, adil bir yöneticinin nasıl olması gerektiğini anlatmak amacı taşıyan bir kanunlar ve kararlar topluluğudur. Denmekteydi.

Hammurabi Kanunları insanları önce erkek ve dişi olarak ayırdıktan sonra üstün insan, sıradan insan ve köleler sınıflamasını yapmaktaydı. Bu sınıflamayı yaparken de tanrıları Anu, Enlil ve Marduk’un  insanları böyle yarattıkları vurgulanmaktaydı.

Her bir cinsiyetin ve sınıfın farklı değerleri vardı. Sıradan bir vatandaş olan bir kadının hayatının değeri 30 gümüş şekel’di. 1 şekel 12,5 gr gümüş olduğuna göre, kadının hayatının değerinin 375 gr gümüşe denk gelmekteydi. Devam edelim, köle kadının hayatının değeri 20 gümüş şekel, yani 250 gr gümüş oluyordu. Erkekler kadınlara göre biraz daha değerliydi. Sıradan bir erkeğin gözünün değeri 60 gümüş şekel idi.

Hammurabi Kanunları aile içinde katı bir hiyerarşi öngörmekteydi. Buna göre, çocuklar bağımsız bireyler olmayıp, ailenin mülküydü. Alınıp, satılabilirlerdi. Eğer bir üstün erkek başka bir üstün erkeğin kızını öldürürse ceza olarak katil değil, katilin kızı öldürülürdü.

Hammurabi Kanunları, Babil toplumunun düzeninin tanrılar tarafından belirlenmiş evrensel ve ebedi adalet ilkeleri temelinde olacağını öne sürmekteydi. Mezopotamya Panteonunun en önde gelen tanrıları Anu, Enlil ve Marduk’un Hammurabi’yi seçerek ”adaletin imparatorluk topraklarında hüküm sürmesini, kötülüğün ve habisliğin ortadan kalkmasını, güçlünün zayıfı ezmesini engellemek istediğini” anlatmaktaydı. Bundan sonra da yaklaşık 300 hüküm kanunun maddeleri ile hiyerarşi düzenlenmekteydi.

Bütün bunlardan ötürüdür ki Tarihte Adalet Yoktur…

 

Share Button