Ankara Anadolu Medeniyetleri Müzesi Kalkolitik Çağ

Bakır-Taş Çağı olarak da tanımlayabileceğimiz Kalkolitik Çağı M.Ö. 5000-3000 yılları arasında şekillenmiştir.

Taş çağı olarak bilinen Neolitik Çağ’ın sonlarına doğru, bakır madeninin keşfedilmesiyle birlikte insanlığın önünde yeni ufuklar açılmış, medeniyetlerin gelişmesine ve ilerlemesine büyük katkı sağlanmıştır.

İnsanoğlunun ilk bulduğu maden olan bakır, biraz rastlantı, biraz merak ve ilgi ile hem bol miktarda bulunmuş hem de çok az maliyetle birçok alanda kullanılabilmiştir.

Kral Süleyman’dan önce, Antik İsrail’in Timna Vadisindeki bazı taşların üzerine su döküldüğünde yeşil Galena bantları ortaya çıktığı gören atalarımız bu taşların sırrını çözmek istemişler. Yüksek sıcaklıklara kadar ısıtılan bu taşlar erimeyip, farklı bir yapıya dönüşmüştü. Ortaya çıkan bu madde hem sağlam hem de kolay işlenen bakır madeni adını alacaktı sonraki yıllarda. 

Günümüzde İsrail ve Ürdün toprakları içerisinde kalan Antik İsrail’de, arkeologlar tarafından yapılan kazılarda, İsrail’de zengin bakır madenleri ve bunların eritilerek işlendiği 3 adet fırın ortaya çıkarılmıştır.

Kolay işlenebilen Bakır madeni insanların inançlarında da devreye girmiştir. İnsanlar bakır madenini kullanarak heykel tanrıçalar yaptıkları gibi bakırı kalayla karıştırarak bronz (tunç) maddesini de elde edeceklerdi. 

Bakır-Taş Çağı

Atalarımız Neolitik Çağ’dan itibaren yerleşik düzene geçmeye başlayınca, barınma yerlerini çevresel koşullara göre çeşitlendirmişlerdir.

Öyle ki tek odalı yuvarlak kulübelerden başlayarak taş temelli, yanları ağaç ve kamışlarla örülüp, bunların üzeri çamurla sıvanarak oluşturulan kulübelerle başlamışlardır.

Giderek daha düzenli yapılar, özellikle, çamur ve ottan kerpiç kilden çamurdan tuğla yapımının başarılması devrim yaratmıştır. Giderek sürekli kalınan ve gün boyu kullanılan tek odalı, daha sonra iki ve çok odalı evlere, bunların da bir araya gelmesiyle küçük yerleşim birimleri ortaya çıkmıştır.

Kalkolitik Çağ’da oluşmaya başlayan kentlerle birlikte saraylar, tapınaklar, konaklar, kamu binaları ve evler yapılarak kent devletleri kurulmuştur. 

Erken Kalkolitik Çağ

Anadolu’da, bugüne kadar tanınan en gelişmiş Erken Kalkolitik kültür Hacılarda karşımıza çıkmaktadır. Tarım devrimiyle birlikte köyler ve ilk kentlerin nüveleri de atılmaya başlamıştır.

Konutları; kare ya da dikdörtgen planlı, taş temelli, kerpiç yapılar düz damlıdır. Evler arasındaki dar sokakları ve yerleşmenin etrafını çevreleyen kerpiç koruma duvarı ile Hacılar bir kent görünümündedir.

Bitişik düzendeki evlere geniş avludan açılan kapılardan girilir. Evlerdeki geniş mekânlarda küçük bir kutsal alan, işlik, kuyu ve çanak çömlek atölyeleri bulunmaktadır. Bu düzen, günümüzde de Anadolu’nun birçok kasabasında uygulanmakta.  

Anadolu Medeniyetleri Müzesi Ankara

Hacılarda, bu çağın en belirgin özelliği, el yapımı, boyalı çanak çömleğin kullanılmış olmasıdır. Hacıların Erken Kalkolitik Çağa ait kazı katlarında; teknik ve form açısından ileri bir düzeye erişmiş parlak perdahlı, tek renkli çanak çömlekler bulunmuştur. 

Bunların yanı sıra zengin bezeklere sahip boyalı çanak çömlekler de sonraki yıllarda, giderek artış göstermektedir Boyalı olanlarda; krem ya da pembemsi sarı renkte zemin üzerine, kırmızımsı kahverengi ile yapılmış geometrik motiflerle bezenmiştir. Oval ağızlı kâseler, küre gövdeli çömlekler, iri vazolar, dikdörtgen çanaklar, küpler ve testiler değişik kap formları arasındadır. Neolitik Çağın devamı olan pişmiş toprak tanrıça heykelciklerinin çoğu oturur durumda ve daha şematik olarak yapılmıştır. Taş, kemik ve az sayıdaki bakır eşya da aynı geleneğin devamıdır. 

Orta Kalkolitik Çağ

Anadolu medeniyetleri Müzesi’nde Doğu Anadolu’nun Orta Kalkolitik Çağı, Tilkitepe bulguları ile temsil edilmektedir. Van Gölünün güney-doğusundaki Tilkitepe’ de yapılan kazılarda, kazı yapılan yıllarda kazı tekniklerinin gelişmemiş olması, mimari kalıntılar tam saptanamamıştır. Yine de üstteki I. tabakada yuvarlak biçimli yapıların varlığı anlaşılmıştır. Yapı malzemesi olarak kerpiç kullanılmıştır. Yapılarda taş, su basman ve temel yoktur. En alttaki III. tabakada; Halaf Dönemi boyalı ve yalın malları bulunmuştur. Obsidyen aletler ve hammaddelerin yanı sıra Halaf seramiği olarak adlandırılan boyalı çanak çömleklere de rastlanmıştır. Yüzeyden 6-7,5 m derinlikteki tabakada ortaya çıkan bu boyalılar, Halaf Boyalılarını anımsatmaktadır.  

Kâse, şişkin gövdeli dışa dönük ağızlı çömlek, boyunlu çömlek, keskin omurgalı çömlek gibi biçimler vardır. Bezeme olarak da boğa başları, bant, dalgalı hatlar, birbirini kesen çizgiler (ağ motifi) gibi motifler vardır. Tarım gelişimi ve köy yaşamının başlangıcından yazının ortaya çıkışına kadarki dönemin ünlü yerleşim bölgelerine örnek olarak Samarra, Halaf ve Hasuna verilebilir.

Bu dönemde her kent aynı zamanda ayrı bir kültürel tarz ortaya sunmaktaydı. Bu kentlerin ortak yönü konutların ortaya çıkışıdır. Yine de konutların mimari tarzı kentten kente değişiklik gösterir. M.Ö. 5500-5000 dolaylarında Mezopotamya’da öne çıkan iki kültür kuzeyde Halaf kültürü ve güneyde Obeyd kültürleridir. 

Geç Kalkolitik Çağ 

Geç Kalkolitik Çağın Batı Anadolu’daki önemli yerleşme birimlerinden biri de Beycesultan’dır. Denizli iline bağlı Çivril İlçesinin 5 km. güneydoğusundaki bu yerleşim yerinde saptanan 40 yapı katından Geç Kalkolitik Çağa ait olduğu anlaşılmıştır.

Dikdörtgen planlı kerpiç yapıların bazıları uzun olup, MEGARON tipini andırmaktadır. Yapıların içinde duvarlara destek görevi yapan payeleri, ocak yerleri, duvar kenarlarında sekileri, içleri sıvalı silo / erzak bölümleri bulunmaktadır. Beycesultan’da bir çömlek içinde ele geçmiş olan gümüş yüzük, bakır aletler, hançer parçası ve üç iğne maden aletler bakımından önemli bir grubu oluşturur. 

Anadolu Medeniyetleri Müzesi Ankara

Geç Kalkolitik Çağ seramiği gri, siyah, kahverengi zeminli ya da bu renkler üzerine beyaz geometrik boyalı, bazıları çizi bezelidir. 

İç Anadolu’nun kuzey kesiminde bugüne değin karşılaşılan en eski yerleşim Geç Kalkolitik Çağa aittir. Bunlardan biri, Yozgat İli’nin 67 km güney-doğusunda bulunmakta olan Alişar’ dır. Alişar Hüyük’te yapılan kazılardan anlaşıldığına göre, Alişar’a Bakır Çağ’ında M.Ö. 4. binyıl ile M.Ö. 1. binyıl arasında yerleşilmiştir.

M.Ö. 3. binyıldaki Erken ve Orta Tunç çağında Alişar surlarla çevrili olup, bölgenin en önemli kenti olarak biliniyor.  Alişar’ daki en eski yerleşke Kalkolitik sonlarına, yani M. Ö. 3200 yıllarına tarihlendirilmektedir. Güneyindeki Kaniş (Kültepe) gibi, M.Ö. 2. binyılda Asurlu tüccarların geldiği bir ticaret merkezi olmuş. 

Bu dönemde yalnız tepelere yerleşildiği, “teras” alanında henüz bir yerleşme olmadığı anlaşılmıştır. Tepenin en altındaki sekiz yapı katı Alişar sıfır olarak tanımlanmakta ve Kalkolitik çağa ait kültür belgelerini içermektedir. 

Yozgat’ın yaklaşık 105 km kuzeyindeki Çorum ili, Alaca ilçesinin Höyük köyündeki Alacahöyük bulunmaktadır.  Alacahöyük’te yapılan kazılarda 15- 9. katlarının Geç Kalkolitik Çağın sonuna ait olduğu anlaşılmıştır.  

İki yerleşim yerinde de dikdörtgen planlı kerpiç yapılara ait kalıntılar ve kahverengi, siyah, koyu gri renklerde çanak çömleklere rastlanmıştır. Tek renkli olan seramiklerin bazısı çizi ya da oyma bezeklidir. Kap formları arasında meyvelikler, maşrapalar ve küpler çoğunluktadır. 

Kalkolitik Çağ’da Anadolu’da ölü gömme adetleri bölgelere göre değişiklik göstermektedir. Ölüler yerleşim yeri içine veya yerleşim yeri dışına toprak, küp ya da taş sanduka biçimli mezarlara gömülmüş, yanlarına ölü hediyesi olarak çanak, çömlek, süs eşyası ve silahlar bırakılmıştır. 

Konya ili, Karaman ilçesinin 13 km. kuzey-doğusundaki Kalkolitik Çağ yerleşim yeri olan Canhasan’ da bu çağın üç evresi saptanmıştır. Konya Ovasını Çukurova’ya bağlayan doğal yol üzerindeki konumu gereği Canhasan, bu bölgeler arasındaki ticari ve kültürel bağlantıyı sağlayan bir yerleşim yeri durumundadır. Hacılara benzer dikdörtgen planlı evlerin duvarları geometrik motifli resimlerle bezelidir. 

Share Button
2642 cevaplar

Yorumlar kapalı.