İstanbul Uluslararası Lale Festivalleri Emirgan Korusu

18 Nisan 2011  Pazartesi, Emirgan İstanbul…

13. İstanbul Uluslararası Lale Festivali 14 Nisan 2011 Perşembe günü İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı tarafından açılmıştı. Ben iki gün sonra ziyaret etme fırsatını buldum.

Tamamı yerli üretim olan lale soğanları, Konya’nın Çumra ilçesi ile İstanbul’un köylerinde yetiştirilmiş. Üreticiye ek gelir imkânı sağlanan projeler ile hem üreticiye destek hem de çiçek soğanlarının ıslahı sağlanmış. 2011 lale sezonu için İstanbul’da 11 milyon 500 bin adet lale dikilmiş. Açılışta,2010 yılı sonunda dikilen 112 farklı türdeki bu laleler erken, normal ve geç açan olarak Nisan – Mayıs ayı boyunca görülebileceği söylenmiş. Ayrıca söz konusu yeşil alanlara, lalenin yanı sıra 29 tür de 20 milyon adet mevsimlik çiçek dikilmiş.

İstanbul Uluslar arası Lale Festivali ‘’En güzel lale İstanbul’da yetişir’’ ve ‘’İstanbul Lalesi ile buluşuyor’’ sloganları eşliğinde, 2005 yılında, İstanbul Büyükşehir Belediyesince başlatıldı. Bu yıl, İstanbul Uluslararası Lale festivalinin altıncısı gerçekleştirildi. İstanbul ve İstanbullular lalesine kavuşurken, festival süresince; Emirgan Korusu, Taksim Meydanı, Hıdiv Korusu, Göztepe Gül Bahçesi, Büyük Çamlıca Korusu, Sultanahmet Meydanı ve Gülhane Parkında çeşitli etkinlikler gerçekleştirilecek Nisan ayının sonuna kadar. İstanbul’un tamamında, Silivri’den Tuzla’ya, bu yıl 112 farklı türde lale dikimi yapılmış.

Osmanlı’da Lale Devri

İstanbul Büyükşehir Belediyesinin altı yıldır gerçekleştirdiği lale Festivali, Osmanlı İmparatorluğunun son demlerindeki Lale Devrini anımsamama neden oldu. Lise dönemindeki tarih kitaplarından aklımda kalanlar pek iç açıcı bilgiler değildi. İnternetteki Özgür Ansiklopedi  ve diğer kaynaklardan bilgi toplamaya çalıştım.

Osmanlı Devleti’nde Lale Devri, 1718 yılında, Avusturya Macaristan İmparatorluğu ile imzalanan Pasarofça antlaşmasıyla başlayıp, 1730 yılındaki Patrona Halil İsyanı ile sona eren dönemdir. Adını, o dönemde İstanbul’da yetiştirilen ünü dünyaya yayılan Lale Çiçeklerinden alır.

Bu dönemin padişahı III. Ahmet, sadrazamı ise Nevşehirli Damat İbrahim Paşadır. Osmanlı’da Lale devri, Zevk ve Sefa devri olarak bilinir. Osmanlı’nın gerileme dönemi İçinde yer alır. Padişahın, sadrazamın eğlence ve israfları, yakınlarını iyi mevkilere getirmeleri ve yeni vergilerin konması halkı sıkıntıya soktu ve şikâyetlere sebep oldu. İlmiye sınıfından Zülâli Hasan ile İspiri zade Ahmet Efendiler Patrona Halil’i bir isyan için teşvik ettiler. Tarihimizde Patrona Halil isyanı diye anılan isyan patladı. İsyancıların ısrarıyla İbrahim Paşa öldürüldü, sonra Sultan III. Ahmet tahttan indirildi. Böylece Lale devri kapandı.

Emirgan Korusu

Emirgan, Sarıyer İlçesinin deniz sahiline sahip semtlerinden biridir. Kuzeyinde İstinye, güneyinde Baltalimanı ve batısında Reşitpaşa semtleri bulunur. Emirgan semtinde, İstanbul Boğazına hakim bir tepede bulunan Emirgan Korusu 472 000 m2 lik bir alana sahip, devasa bir korudur. Beşiktaş’tan Sarıyer otobüsüne binenler; Emirgan durağında indikten sonra, Sakıp Sabancı Müzesini geçer geçmez, sol koldaki Koru Yoluna girmelidirler. Yaklaşık 10 dakikalık bir yokuşu yürüdükten sonra, kendilerini koruda bulacaklardır.

Ben, 16 Nisan Cumartesi günü, sabah kahvaltısından sonra; önce dolmuşla Şişli’ye, sonra da İstinye’ye giden belediye otobüslerinden birine binerek yolculuğumu sürdürdüm. Göktürk’ten hareketimden, yaklaşık bir buçuk saat sonra, İstinye Bayırı caddesinin son durağında indim ve Baltalimanı yönüne, Sakıp Sabancı Caddesine girdim. Yaklaşık 300 metre yürüdükten sonra, sağdaki hâkim Tahsin Sokağa girip, 200 metre daha yürüdükten sonra kendimi Emirgan Korusunun girişinde buldum.

Arabalarıyla gelen ziyaretçilerin de Hâkim Tahsin Sokağı kullanmalarını tavsiye ederim. Arabalar, günlük 5 lira ücret ödeyerek koruya girebiliyor; Beltur tarafından işletilen Pembe Köşk, Beyaz Köşk ve sarı Köşk’ün sunduğu hizmetlerden yararlanabiliyorlar. Ansiklopedik bilgiler, Emirgan’da, antik çağ ile ilgili bulguların olmadığını gösteriyor. Eski bir yerleşim bölgesi değil. Ancak, Bizans döneminde, Rumca karşılığı ‘’Serviler’’ olan Kyperodes adıyla anıldığı biliniyor. Yörenin servi ormanlarıyla kaplı olması, Kyperodes adını almasına neden olmuş. Serviler ormanından kalan serviler, gökyüzüne doğru yükselerek, koruya heybetli bir hava katıyor.

Emirgan’da ilk yerleşimin 16. yüzyılın ortasında gerçekleştiği sanılıyor. Sadrazam Sokullu Mehmet Paşanın nişancılarından (mührünü basanlardan) Feridun Beye, bu büyük arazi sadrazam tarafından hediye edilir. Başlangıçta yazlık bir köşk ve köşkü tamamlayan binaların yapımıyla, yerleşim başlamış olur.Sultan IV. Murat’ın Bağdat seferi sırasında, yolu üzerindeki Revan kalesini engel olarak görmektedir. Revan Kalesinin Valisi Emirgüneoğlu, direniş göstermeden kaleyi IV. Murat’a teslim eder. Sultan IV. Murat da, ödül olarak, Emirgüneoğlu’ nu önce Halep Paşalığına gönderir.

Bir süre sonra da İstanbul’a çağırarak, vezirlik rütbesiyle birlikte, nişancı Feridun Beyden satın aldığı bahçeyi bağışlar. Bu olaydan sonra bahçenin adı ‘’Emirgüne’’ olarak anılmaya başlar ve günümüze Emirgan olarak ulaşır. Emirgan semti ve özellikle Çınaraltı, İstanbul’un en popüler yerlerinden biridir. Ne zaman İstanbul’a yolum düşse, Çınaraltı Sütiş’de oturup, muhteşem deniz manzarasının eşliğinde; su muhallebisi ya da fırında sütlaç’ını yedikten sonra, demli çayını da içerek, keyfimize keyif katarız eşimle.

Emirgan Korusu’ndaki Köşkler

İstanbul’da mutlaka görülmesi ve gezilmesi gereken kasır, köşk ve koruları anlamak ve tanımak için Mısır Hıdivlerini tanımak gerekir. Başta Çubuklu Korusundaki Hıdiv Kasrı olmak üzere; Beykoz Kasrı, SSM Müzesi olarak kullanılmakta olan Atlı Köşk, Borusan Holding yönetim Merkezi olarak kullanılan Perili Köşk, Sait Halim Paşa Yalısı, Emirgan Korusu ve bu korudaki köşkler ve daha niceleri Mısır Hıdivlerinin İstanbul’a bıraktıklarıdır.472 000 m2 lik bu büyük arazi ve içindeki bahçeler, 19. yüzyılın  ikinci yarısında, Sultan Abdülaziz tarafından Mısır Hıdivi (valisi) İsmail Paşaya verilir. Mehmet Ali Paşanın soyundan gelen İsmail Paşa, 1863 yılında Mısır Valisi olur. Valiliği döneminde Abdülaziz Mısırı ziyaret eder. Mısır Valiliği veraset yoluyla babadan oğula geçmekte olup, Osmanlı İmparatorluğu tarafından yasa dışı kabul ediliyordu. Bu ziyaret sonrasında bu uygulama, bir fermanla yasal hale getirildi ve valiler, Mısır Hıdivi adıyla anılmaya başladı. Mısır Hıdivi olan İsmail Paşa, Avrupa’dan etkilenmiş biri olarak, imar hareketlerine girişti.

Emirgan Korusu Sarı Köşk

Yollar, okullar, operalar ve İngiltere’deki şehir parklarından esinlenerek, büyük ve gösterişli bahçeler yaptırır. Süveyş Kanalının açılması için uğraşır ve bu uğurda tüm servetini kaybeder. Borçlanır ve kanalın hisse senetlerini satmak zorunda kalır. Süveyş Kanalının hisselerini satın alan İngilizler, İsmail Paşadan tahsil edemedikleri kalan alacakları için, Sultan Abdülaziz’e başvururlar. Hesapsız harcama ve Mısır hazinesini batırdığı gerekçesiyle, Mısır Hıdivliğinden alınması için Sultan Abdülaziz’e baskı yapılır. İsmail Paşayı Mısır Hıdivliğinden almak zorunda kalır.

Emirgan Korusu Beyaz Köşk

Abdülaziz, İsmail Paşayı İstanbul’a çağırarak, Emirgan köşkünü hediye eder.Mısır Hıdivliğinden ayrılıp İstanbul’a dönen İsmail Paşa, Sultan Abdülaziz tarafından kendisine hediye edilen ve Emirgüne olarak bilinen araziyi yeniden düzenlemeye karar verir. Mısır valiliği sırasında edindiği tecrübelerden de yararlanır araziyi yeniden şekillendirir. İsmail Paşa, bu arazide, 1871-1878 yılları arasında Sarı Köşk, Beyaz Köşk ve Pembe Köşk adındaki köşkleri de yaptırır. Koru, İsmail Paşa’nın varislerinden Satvet Lütfi Tozan’a geçmiş, bilahare İstanbul Belediyesi tarafından satın alınarak 1943 yılında halka açılmıştır.

Emirgan Korusu Pembe Köşk

Emirgan Korusu, Sarıyer ilçesinin hatta İstanbul’un en gözde mesire yerlerinden birisidir. Emirgan Korusu, her türlü ihtiyaca cevap verecek şekilde düzenlenmiştir.. Koru florasının zenginliği, çeşitli çiçek ve gülleri, hala koruyu terk etmeyen bülbülleri ve 120’den fazla ağaç türü ile ilgi çeker.

Share Button
3167 cevaplar

Yorumlar kapalı.