Anadolufeneri-Poyraköy-Anadolukavağı Üçlemesi İstanbul

12 Eylül 2014 İstanbul

İstanbul Boğazı’nın Anadolu yakasında gör(e)mediğim tek yerleşim yeri kalmıştı. Anadolufeneri Köyü… İzmir’de yaşamakta olan 35 yıllık aile dostumuz Hülya bizi ziyarete geldiğinde, ‘’Akıncı, yazı dizilerinde gördüğüm Poyrazköyü çok beğenmiştim, gidebilir miyiz? ‘’ deyince hemen bir rota belirledik. Hem Hülya arkadaşımızın isteği yerine getirilecek, hem de Anadolufeneri Köyü görülecekti. Eyüp İlçesi’nin Merkez Mahallesi olan Göktürk’ten harekete geçtik. Fatih Sultan Mehmet Köprüsü’nü geçtikten sonra Yeni Riva Yolu’na girdik.

Anadolufeneri ?stanbul

Elmalı Sapağı’na geldiğimizde, sağda gördüğümüz bir marketten su almak amacıyla mola verdik. Hem su aldık, hem de diğer ihtiyaçlarımızı giderdik. Arabamıza binip, harekete geçecektik ki direksiyon sola çekmeye başladı. İnip baktığımda ise ön sol tekerlek lastiğinin havasının inmiş olduğunu gördüm. Yedek lastiği kullanacaktım ki, karşıdaki bir benzin istasyonu gördüm. Lastik tamiri yapıyorlarmış. Yardımlarını alarak lastik değişti ama bir hayli zaman da kaybetmiş olduk. Biraz canımız sıkılmakla birlikte, Riva Beykoz Yolu sıkıntılarımızı giderdi.

Her iki tarafının orman olduğu bu kaymak gibi yolda gidiyor olmak hepimize iyi geldi. Bitiminde, Akbaba Köyü Yolu üzerinden Anadolufeneri Yolu’na geçerek Beykoz sırtlarına tırmanmaya başladık. Ulaştığımız Beykoz sırtları başta  kestane ağacı olmak üzere; meşe, gürgen, ıhlamur, kayın,  kızılağaç, fındık  ve çam ağaçlarından oluşan doğal orman örtüsüyle kaplı… Arabamızın hızını düşürüp camlarını da açarak, mis gibi çam kokularıyla kendimizden geçtik. Doğa Koleji’ni geçtikten 10 km sonra, Boğaziçi’nin Anadolu yakasındaki son yerleşim yeri olan köyün girişine ulaştık.

Anadolufeneri ?stanbul

İstanbul Boğazı”nın Anadolu yakasındaki son yerleşim noktası Anadolufeneri Köyüdür. Bazıları modern yapılar olan villa tipi evlerle çevrili dar bir  yolun sonunda  bizi ilginç mimarisi ile köyün camisi ve hemen sağında köye adını veren  tarihi deniz feneri karşıladı.  Anadolufeneri sahilinden bakıldığında, cami minaresi ile fener bitişikmiş gibi gözükmekte ve ilginç bir manzara oluşturmaktadır. Köyün camisi 1800 lü yıllarda yapılmış.

Anadolufeneri ?stanbul

İstanbul”un en güzel camilerinin başında geldiğini söyledi caminin bitişiğinde boncuklu elişi ürünler satan beyefendi. Caminin seyir balkonu muhteşem bir manzara ve görsel bir şölen sunuyor bize. Anadolufeneri Köyüne gelen herkesin ilk ziyaret ettiği ilk yerlerden biriymiş caminin seyir balkonu. Yüksek bir tepenin üzerine kurulu köyün denize en sıfır noktasındaki bu caminin seyir terası, köyün balıkçı barınaklarının bulunduğu koya tepeden kuşbakışı bir konumla bakıyor.  Mevsimine göre, izleyenlere eşsiz bir manzara sunuyor.

Anadolufeneri ?stanbulYazın denize girenler ve teknelerine yeni sezon hazırlığı yapan balıkçılar kışın ise hırçın denizin dalgaları izlemeye doyulmayan bir manzara oluşturuyor. Biz, kıyıdaki teknelerle, güneşin koyda oluşturduğu yakamozları seyretmekle yetindik. Seyir terasından çıkarak, köyü panoramik olarak algılamaya çalışıyorum. Şirin, güzel, sakin, kendi halinde hemen herkesin birbiriyle akraba olduğu, içinde dolaşırken İstanbul”da olduğunuzu bir anda unutuverdiğiniz küçük bir balıkçı köyü. Sokaklarında çocukların özgürce oynayabildiği, hala güzel komşuluk ilişkilerinin kaybolmadığı bu köyde herkes birbirini tanıyor.

Anadolufeneri ?stanbul

İnsanların birbirleriyle karşılaştığı zaman selamlaştığı,  hal hatır sorduğu, yardımlaştığı, bir görenin bir daha görmek istediği bir köy Anadolufeneri. Köye gelen ziyaretçilerin yemek yiyebilecekleri  çeşitli balık lokantaları var. Köyün girişinde ise büyük piknik alanı olarak da hizmet veren piknik bahçeleri bulunuyor. Buralarda her çeşit yemeği, odun ateşiyle yanan semaverlerde demlenmiş çayı güler yüzlü bir hizmet eşliğinde yiyip içme olanağı var. Biz Poyrazköy’de, kıyı lokantalarından birinde balık yemek istediğimizden, gezmeyi ve fotoğraf çekmeyi öncelikler arasına aldık.

Caminin sağ tarafındaki Anadolu Feneri bahçesine demirden bir merdivenle çıkıyoruz. İstanbul Boğazı’nın Karadeniz’le birleştiği kuzey ucundaki Yon (Hrom) Burnu üzerinde bulunan deniz feneri, Boğaziçi’nin karşı kıyısındaki Rumeli Feneri’nden 2 deniz mili ya da 3704 metre uzaktadır. Anadolu Feneri, Kırım Savaşı  sırasında, Fransız ve İngiliz gemilerinin Boğaz’ın ve Karadeniz’in girişlerini görebilmeleri için 1834 yılında yapılmasına karar verilmiştir. 15 Mayıs  1856 yılında Fransızlar  tarafından, karşı sahildeki Rumelifeneri ile beraber kule kısmı yapılarak işletilmeye başlanmıştır.

Her iki Fener  de, 1933 yılında, Fransızlara verilen 100 yıllık işletme imtiyazı iptal edilmiş ve tamamen Türkiye Cumhuriyeti yönetimine geçmiştir. Fenerler, kuruldukları yıllarda fitilli gazyağı lambası ile çalışırken, daha sonraları gazlı sistem ile çalıştırılmıştır. Şu anda 1 000 watlık elektrik ampulü kullanılmaktadır.  Işığın kaynağını kuvvetlendirmek için, odak uzaklığı 50 cm olan 4 adet katadioptrik panel kullanılmaktadır. Paneller bilye üzerinde dönebilmektedir.

Panellerin döndürülmesi için kurmalı devir makinesi kullanılırken, 2005 yılında elektrikli tahrik sistemine geçilmiştir. Elektrik kesintilerine önlem olarak, bütangaz ile destekli, kurmalı sistem yedekte tutulmaktadır. İlk günkü gibi korunan ve açık havalarda 16 deniz mili açıklığı görebilen fener, İstanbul’un Karadeniz’e açılan kapılarından birinde Karadeniz’den gelip Boğaz’a girecek gemilere rehberlik etmektedir. Beyaz taştan yapılmış fenerin boyu 20 metredir. Yalnızca Beykoz’a dönük yüzünün dar kısmı karanlıkta kalır. Anadolufeneri orijinal halini koruyan nadir fenerlerden biridir.

Fenerin kristalini döndüren motor ve ampul sonradan eklenmiş. Denizden 75 metre yükseklikteki fener, saniyede bir beyaz ışık veriyormuş. Bir kaç yıl önce Anadolu Deniz fenerinin  bahçesi düzenlenerek halkın ziyaretine açılmış. Konuklarının oturup, İstanbul Boğazı ile Karadeniz’in kucaklaştığı noktadan  manzarayı, gemileri, balıkçı teknelerini, eğer o gün şanslıysanız, yunusların dansını seyir imkânı sunuyor. Çok beğendik ve banklardan birine oturarak; İstanbul Boğazı’nın bitim noktasını, karşı kıyıda yer alan Rumelifeneri ve Karadeniz’i seyrettik.

Gözümüzü güneybatıya çevirdiğimizde ise üçüncü Boğaz Köprüsü’nün yükselen ayakları görüş alanımıza girmişti. Fotoğraflarla kendimizi ölümsüzleştirdikten sonra köyden ayrılıp, Poyrazköy’e gitmek üzere arabamıza biniyoruz. Anadolu Fener Yolu üzerinde 3,5 km gittikten sonra Poyrazköy sapağına geliyoruz. Beykoz sırtlarının en yüksek yerinde olmalıyız ki, Poyrazköy’e doğru,  S biçimindeki dönemeçlerle ve sıkça frenleyerek inmeye başlıyoruz. Yaklaşık 3 km lik şahane ve ürkütücü bir yolculuktan sonra Limana ulaşıyor ve balık yemek üzere bir Açık hava lokantasına oturuyoruz.

Atalarının Selanik’ten geldiğini söyleyen lokanta sahibi ‘’ Gördüğünüz gibi, denizimiz berrak ve oldukça temizdir diyor. Bunda bölgenin askeri alanla çevrili olması da etkili… Sanırım bu yüzden temiz kalabilmiş denizi. Tipik bir sahil kasabasıdır Poyrazköy… İstanbul’dasınız ama kendinizi İstanbul dışında hissediyorsunuz. Çünkü bizim dışımızda, halkının Karadeniz’den göç etmiş olması ve kendi şiveleri ile konuşuyor olmalar farkındalık yaratıyor… Oldukça sıcakkanlılar ve cana yakınlar…

Poyrazköy Beykoz İstanbul

Poyrazköy; sahili ve nefes kesen bir manzaraya sahip birbirinden hünerli balıkçı lokantaları ile ünlüdür. Ne yenir diye soracak olursanız balık, balık, balık… Yanında kalamar ve midye bir salataya da hayır demezsiniz sanırım… Konaklama için fazla seçeneğiniz yok. Bir adet motel ve kiralanacak evler var… Bizimki gibi, çok lezzetli balık yiyebileceğiniz balık restoranları mevcuttur.’’ Lokanta sahibinin bilgilendirmeleri sona erince siparişlerimizi verdik. Balık, salata ve kola söyledik. Yemekten sonra panoramik tur yaptığımız Poyrazköy’den ayrılarak Anadolukavağı’na doğru yola koyulduk.

Anadolukavağı İstanbul

Anadolufeneri yolunu izleyerek bizi önce Yoros Kalesi’ne sonra da Anadolukavağı’na götürecek olan Tuna Caddesi’ne giriyoruz. Yolumuz üzerinde Kutsal Alan olarak bilinen Antik Hieron  bölgesinde Yaros Kalesi var. Tuna Caddesi bir orman yolu olup, oldukça bozuk görünüyor. Ancak, iki tarafımızdaki ormanlar muhteşem. Arabamızı dikkatli kullanmalıyız. Yerleşimin olmadığı bir bölge…Sanıyorum Askeri bölge…Bir ara yolun sağ tarafında, Boğaziçi kıyısında duruyoruz.  Sağ tarafımızda da Boğaziçi’nin  üçüncü köprü ayakları görüş ufkumuza girmiş  durumda. Panoramik fotoğraflar çekebiliriz. Öyle de yapıyoruz.

Anadolukavağı İstanbul

Arabamızı uygun bir yere park ettikten sonra, bu muhteşem manzarayı arkamıza alarak fotoğraflarımızı çekiyoruz. Kendimizi fotoğraflarla ölümsüzleştiriyor ve yolumuza devam ediyoruz. Tuna Caddesi ile Yonca Çıkmazı kavşağında Yoros Kalesi kalıntıları ortaya çıkıyor. Tekrar durarak, Boğaziçi’nin en güzel panoramik fotoğraflarını çekme olanağı buluyoruz. Bir film ya da dizi ekibi de sanatçıları da  buradaydı. Boğaziçi’ni fon olarak kullanıp, çekimlerini yapıyorlardı. Tepede biraz ilerleyince, bütün görkemiyle Yoros Kalesi’ni görüyoruz.

Eteklerinde Yoros Kafesi ile karşısında Çam Vadisi Mesire Alanı yer alıyordu. Yoros Kalesi ve çevresinin tarihçesine baktığımızda oldukça ilginç bilgilere ulaşıyoruz. Tarih boyunca İstanbul Boğazı, Karadeniz ve Ege denizi arasındaki temel geçiş noktası olduğundan dolayı ticari ve stratejik anlamda çok önemli bir bölge olmuştur. Tam da bu nedenle boğaz kıyılarında birçok kale ve savunma noktası inşa edilmiştir. Bunlar arasında en göze çarpanı Yoros Kalesi’dir. Görmek istediğim yerlerden biriydi. Kapalı olduğu için gezemedik.

Anadolukavağı İstanbul

Yoros Kalesi ve çevresinden,  Cholchis yolu üzerinde bulunan Jason ve Argonauts tapınağı olarak adlandıran yerlerden ilk kez, antik tarihçi Herodot söz etmektedir.  Dahası, birçok Yunan ve Roma kaynaklarında, buradan “Hieron”, yani kutsal mekân olarak bahsedilmektedir. 12 Tanrı ya da Zeus Ourios/İyi Rüzgârlar sunağını da içeren büyük bir tapınak Antik dönemde tapınma noktası olarak hizmet vermiştir. Hieron, buraya giriş ya da çıkış yapan denizciler için bir tapınma, Karadeniz’e açılan bir kapı konumundaydı.

Dahası Yoros Kalesi, tüm Karadeniz seyir çizelgelerinin ölçüt aldığı bir nokta olmuştur. Korsanlara, fırtınalara, boğaz rüzgârlarına karşı hayati bir korunak olarak hayati öneme sahipti. Erken Bizans döneminde, İmparator Jüstinyen kaleye bir özel bir ücret ve bir vergi memuru atamıştır. Ayrıca Orta Bizans Döneminde daha büyük bir duvarla sağlamlaştırılmış ve kuzey bölgesini kontrol etmek için kullanılmıştır. Bizanslılar, Cenevizliler ve Osmanlılar bu stratejik öneme sahip kaleyi almak için dolayı sürekli savaşmışlardır.

Anadolukavağı İstanbul

1352’deki deniz muharebesinin ardından boğazdaki ticari gemi geçişlerini kontrol etmek ve başkente saldırılmasını engellemek amacıyla kaleye Ceneviz askeri ve ticari birlikleri getirilmiştir. Yaklaşık yarım yüzyıllık Ceneviz idaresi bu kaleye Ceneviz Kalesi adının verilmesine neden olmuştur. Yoros kalesi Venedik ve Cenevizlilerin kolonileşme döneminde hayati öneme sahipti ve altın çağında bugünkünden iki kat daha büyük alana sahip olduğundan Boğaz kıyısındaki en geniş kaleydi.

14. yüzyılın sonlarından itibaren kale, Osmanlılar tarafından ele geçirilmiş ve Fatih Sultan Mehmet’in 1453’teki İstanbul fethinde önemli bir karargâh olan Anadolu Hisarı’nın yapımında üs olarak kullanılmıştır. Bu tarihten sonra İstanbul’un savunulmasında hayati öneme sahip bir nokta haline gelen kalenin Cenevizliler tarafından kullanılması yasaklanmıştır.  15. ve 17. yüzyıllarda kale birçok kez restore edilmiştir. Sultan II. Beyazıt (1481 – 1512) döneminde kaleye bir cami, hamam ile askerler ve aileleri için farklı mekânlar dâhil edilmiştir.

Birçok Batılı ve Türk gezgin ve coğrafyacı Yoros Kalesi’nden bahsetmiş ve stratejik önemini vurgulamıştır. Yoros kafe ile Çam Vadisi Mesire Alanını geçerek Anadolukavağı’na giriş yapıyoruz. Yolları dar olduğu gibi, oldukça kalabalık bir taşıt trafiği de var. Arabamızı park edecek bir yer ararken, bir otoparka rastlıyoruz ve 10 TL karşılığında arabamızı bırakıyoruz. Turistik bir balıkçı kasabası olmasıyla öne çıkmış olan Anadolukavağı, yeşil ve mavinin bütün tonlarının buluştuğu Boğaziçinin en güzel bulunduğu yerlerden biri.

Daha önceleri köy olan Anadolukavağı, Büyükşehir Belediyeleri yasa tasarısı ile birlikte Beykoz  ilçesinin mahallelerinden biri konumuna gelmiştir. Anadolukavağı’nın kuzeydoğusunda, Boğaziçi ile Karadeniz’in bağlantı noktasına hâkim bir noktada konumlanan, Doğu Roma döneminden kalma Yoros Kalesi, yöre turizminin ana dayanağı olarak biliniyor. Diğer taraftan, Suyu ve inciri ile meşhur olan Anadolukavağı, “şifalı” olarak nitelenen birçok güzel su kaynağına ev sahipliği yapmaktadır.

Anadolukavağı İstanbul

Anadolukavağı denince, camileri ve çeşmeleri yanında, meşhur balıkçı restoranlarına da değinmek gerekir. Bu turistik öğeleri sayesinde, özellikle yaz aylarında,  nüfusunun 4-5 katı konuğu ağırlayabilmektedir. Yerli turistler daha çok karayoluyla gitmeyi tercih ederken, yabancı turistler de şehir hatlarının gezi vapuruyla gitmeyi tercih etmektedirler. Karayolu ulaşımı, Kavacık’tan kalkan 15A hat numaralı belediye otobüsleriyle sağlanmaktadır.

15A hat numaralı bu toplu taşım araçları, Kanlıca-Çubuklu-Paşabahçe-Beykoz güzergâhından Anadolukavağı’na ulaşmaktadırlar. İstanbul’un Rumeli yakasında oturanların tercihi ise şehir hatları vapurlarıdır. Sarıyer’den kalkan şehir hatları motorlarıyla da Anadolukavağı’na gidilebilir. Bunun dışında yörenin turistik öneminden ötürü, 15 Eylül – 15 Nisan tarihleri arasında, her gün bir kez, 15 Nisan – 15 Eylül arasında ise hafta içinde iki kez, yaz sezonunda hafta sonlarında günde üç kez olmak üzere Eminönü’nden kalkan Özel Gezi seferleri de düzenlenmektedir.

Anadolukavağı Beykoz İstanbul

Ayrıca yaz sezonu boyunca, cumartesi günleri Bostancı’dan kalkan vapurlarla, Mehtap gezileri düzenlenmektedir. Mehtap Gezileri canlı müzik eşliğinde yapılmakta olup; saat 20.00 ‘de Anadolu Kavağı’na ulaşıp, 22.00’de geri dönülmektedir. Biz, Anadolukavağı’nı yeterince gezip fotoğrafladıktan sonra, evimize gitmek üzere yola koyuluyoruz…

Share Button