Bir Orta Çağ Kasabası Orvieto

Orvieto

Klasik İtalya turunun beşinci günü 27 Kasım 2015 Cuma…

‘’Sudan Gelen Sağlık’’ sloganlarıyla ve şifalı sularıyla ünlü Montecatini ile ‘’Orta Çağ Kale Köy’’ durumundaki Montecatini Alto’yu kapsayan Montecati’deki Hotel Da Vinci’den ayrılma zamanı geldi. Sabah kahvaltısının ardından, yaklaşık 350 km uzaklıktaki Roma’ya hareket ediyoruz. Rotamız üzerinde bulunan Orvieto turu ekstra olarak programlanmış. Tur şirketleri sinekten yağ çıkarmaya çalışıyorlar. Ekstra tur ücreti olarak 25 Euro aldıkları gibi, Roma turundan da bir günümüzü çalmış oluyorlar. Bu düşüncenizi söyleyerek ücrete itiraz etseniz, aykırı duruma düşeceğiniz gibi, bir de Orvieto’nun girişinde sizi bırakırlar. Ondan sonra derdinizi Marko Paşa’ya anlatın ki çözüme ulaşabilsin. Tur rehberinin de yapacağı bir şey yok sanırım, kendisine verilen programı uygulamak zorunda. Her neyse, biz de tur programına uyarak ekstra ücretimizi ödeyip, sorun yaratmadık.  Ancak, sonraki günlerde, Roma’yı yaşayarak gezebilmek için, hiçbir ekstra tura katılmadık.

Orvieto İtalya

İtalya’nın sanat ve genel tarihinde önemli yer edinen ve olağanüstü doğal güzelliklere sahip olan Orvieto; Roma’dan 130 km Montecatini’den de 230 km uzaklıkta bir Orta Çağ şehri. Orvieto, geniş Paglia Vadisi’nin ortasında bir ada gibi yükselen volkanik tüf birikimlerinin üzerinde, yassı bir platoya kurulmuş. Rehberimizin anlattıklarına göre şehir, rakımı 325 metre olan açık kahverengi volkanik tufa kayalıklı büyükçe bir masa dağ üzerine konumlanmış. Şehrin üzerinde konumlandığı volkanik masa dağ Paglıa Çayı ve Chiani Çayı’nın Tiber Nehri’ne bağlandığı bir düzlük ortasındadır. Tufa kayalıklardan oluşan yerleşim yeri çevresinde, nerede ise dikey 20-50 m yükseklikteki uçurumlar bulunuyor. Bu uçurumların tam kenarında aynı tufa taşından şehrin savunma surlarının bulunması ile Avrupa’nın en dramatik tarihsel şehir manzaralarından birini gösterir. Eteklerinde üzüm bağlarıyla donanmış arazilerle buluşur.

Orvieto, dünyanın en önemli Orta Çağ miraslarından ve İtalyan “Yavaş Şehir”lerinin en önemlilerinden biri olarak biliniyor. Yavaş şehirler, küreselleşmenin getirdiği standartlaşmaya karşı İtalya’da ortaya çıkan bir hareketin adı. Yerel dokuyu korumayı hedefleyen hareket, küreselleşme sonucu ortaya çıkan aynılaşmayı ortadan kaldırarak, şehirlerin kendi özgün yapılarını korumayı hedefliyor. Yaşanılır şehirler yaratmak fikrinden yola çıkan “Yavaş Şehir” akımı, küçük kentlerin geleneksel yapılarını,  sıkı kurallarla korumaları gerektiğini savunuyor. Yavaş Şehir ya da Cittaslow, 1999 yılında İtalya’da kurulmuş uluslararası bir belediyeler birliğidir. Kelime kökeni İtalyanca “Citta’’/şehir ve İngilizce “Slow”/yavaş kelimelerinin birleşmesiyle türetilen Cittaslow, “Sakin Şehir” anlamında kullanılmaktadır. Birliğe üye olmak isteyen kentlerin üye olabilmeleri için birliğin belirlediği kriterler üzerinden değerlendirilmesi ve Cittaslow felsefesine uygunluğu denetlenmektedir.

Orvieto İtalya

“Yavaş Şehirler” kriterlerine uyan bu şehirler genellikle tarihi dokusunu, kültürünü, doğal hayatını, zanaatkârlarını ve mimarisini koruyabilmiş şehirler. Amaç, modern ile geleneksel arasında, kaliteli yaşamı destekleyen bir denge oluşturabilmek. Yavaş şehirli olabilmenin en önemli kuralları;  gürültü kirliliğini ve trafiği azaltmak, yeşil alanları, yaya bölgelerini artırmak, yerel üretim yapan çiftçilerle bu ürünleri satan dükkân ve lokantaları desteklemek, yerel sanatı ve zanaatı korumak olarak özetlenebilir. Rehberimizin Orvieto hakkındaki bilgilendirmelerini dinlerken zaman geçmiş ve puslu olan havada şehrin hayaleti belirmişti. Rehberimiz bir anons ile dikkatimizi çektikten sonra ‘’Orvieto puslu bir havada Floransa-Roma otobanından baktığınızda, köpüklü dalgalar arasında ilerleyen bir savaş gemisi gibi görünür.’’ Dedi. Gerçekten de bizim de oturduğumuz ön koltuklardan görünüm, köpüklü dalgalar arasında ilerleyen bir savaş gemisi gibiydi.

Orvieto İtalya

Tur otobüsümüz otobandan ayrılarak Orvieto yoluna girdi ve turist otobüslerinin otoparkında bizi indirdi. Bir kartal yuvası gibi oldukça yukarıda bulunan şehre çıkmanın en kestirme yolu füniküler olduğunu söylüyor rehberimiz. Ödediğimiz ekstra turun ücreti olan 25 Euro’nun acısını biraz da olsa hafifletmek için Füniküler biletlerinin ücretini kendisi ödüyor. Çıkışta bekleyen belediye otobüsleriyle de Piazza Duomo meydanına en yakın noktaya bırakılıyoruz. Rehberimizden edindiğimiz bilgiye göre ‘’Yavaş Şehir’’ statüsünde olan Orvieto merkezine ve sokaklarına, belediye otobüsleri dışında, motorlu taşıt girişi engellenmiş. Tarihi 3000 yıl öncesine dayanan ve antik yapısı oldukça iyi korunmuş durumda olan bu şehir, ilk bakışta bölgedeki diğer şehirlerden farksız gözükse de, surlarından içeri girdikten sonra attığınız her adımda karşınıza çıkan dükkânlar, Orvieto’yu bölgenin diğer şehirlerinden ayırarak en üst noktaya yerleştiriyor.

Orvieto tam bir tasarım cenneti. Sokaklar diğer Toscana yolları gibi harika, görüntü muhteşem hele dükkânlar rengârenk. Tüm ana ve ara sokaklar küçük sanat, tasarım, dekorasyon ve el yapımı dükkânlarıyla dolu. Rehberimizin bu kısa açıklamasından sonra Duomo Meydanı’na giriyoruz. Meydana adını veren katedral ile çevresinde Modern Sanat Müzesi Emilio Greco, Opera del Duomo Müzesi, Orvieto Ulusal Arkeoloji Müzesi ve Faina Arkeoloji Müzesi bulunuyor. Müzeleri ve katedrali gezmek için zamanımız yok. Roma giderken şöyle bir uğradığımız yer Orvieto. Duomo di Orvietto olarak anılan katedralin cephesinin muhteşem olduğunu söylemişti rehberimiz. Her ne kadar cephede yenileme çalışmaları varsa da, yenilenmekte olan rölyefleri mutlaka gözden geçirilmesi gerekiyor. Öyle yaptım ve fotoğraflarını çektim.

Etrüsk döneminin ruhani merkezi olan Orvieto, Hıristiyan dünyası için önemli iki yortunun da başladığı bir yer. 1263’te bir papaz Roma’ya hacca gider. Dönerken yolda Santa Cristina Kilisesi’nde ayine katılır. Efsaneye göre, ekmekten sunağın örtüsüne kan damladığını görür. Papa örtünün Orvieto’ya getirilmesini ister. Böylelikle Corpus Christi yani İsa’nın Bedeni yortusunu başlatılır. Hem rahipler hem de kasaba halkı bu örtü için değerli bir mabet yapılması konusunda anlaşır ve katedralin yapımına 1290 yılında başlanır. Tamı tamına 301 yıl sonra, 1591 yılında tamamlanır.

İtalya’nın en büyük katedrallerinden biri olan Orvieto Katedrali, görkemli mimarisi, iç ve dış cephelerindeki işlemeleriyle dikkat çekmektedir. Katedral tam anlamıyla bir gotik yapıdır diyor rehberimiz. Bunu zaten dış cephesinde bulunan Gül pencere ve heykellerden anlamak mümkün oluyor. Ön cephesinde İncil’den bölümler anlatılan incelikle detaylandırılmış kabartmalar ve altın mozaikler bulunuyor. Bu mozaiklerin parıldaması katedrali daha da büyüleyici hale getiriyor.

Katedralin yan duvarları ise ön tarafta bulunan ihtişamın aksine son derece sade. Beyaz mermer, traverten ve mavi-gri bazalt taşları ile bezenmiş. Yan duvarları siyah- beyaz taş olan Katedral, gotik mimari stilinin bir şaheseri olarak tanınıyormuş. 1960’da restorasyondan geçmiş. Corpus Christi yortusu dışında diğer önemli bir dini kutlama da Palombella /Beyaz Güvercin Yortusu’dur diyor rehberimiz.  Duomo Meydanı geride bırakılarak Orvieto’nun renkli, dar ve kıvrımlı sokaklarına giriyoruz. Daha önce de belirttiğim gibi, sokaklarda araç yok. 12. yüzyılda kendini yöneten bir komün olarak kardinale bağlanıp, Papalık şehri olmuş ve 1860’da İtalya Birliği’ne katılmış. Orvieto’nun tarihi bölgesinin görüntüsü o zamandan günümüze korunmuş. Dar kemerli ortaçağ sokakları ve sarımsı renkteki evleri tüf olarak bilinen sünger taşı ve bazalt taşından yapılmış. Volkanik tüf kayalar çok sayıda gözenek içeren bir volkanik kaya türü olduğundan aklıma Kapadokya’daki peri bacaları ile yer altı şehirleri geliyor.  Acaba Orvieto’da durum nedir? Sorusunu yöneltiyoruz rehberimize.

Orvieto İtalya

Orvieto ile Kapadokya arasındaki benzerliğin şaşırtıcı olduğunu söylüyor rehberimiz. Halkı, volkanik platonun doğasını 3 bin yıl boyunca iyi kullanmış. Yeraltında tüneller, pasajlar, atölyeler, kuyular, su sarnıçları inşa etmiş. Yeraltındaki şehir 1970’lerde, toprak kayması sonucu bulunmuş. “Orvieto’nun altı bomboş” sözünün doğruluğu ortaya çıkmış. Çok sayıda odalar tünellerle birbirine bağlanmış. Mağaralar bir takım alet tamirinde kullanılan yerler, depolama yerleri olarak yapılmış. Yer altında Orta Çağ’dan kalma bir zeytin presi ile değirmeni bulunmuş. Asil ailelerin çoğu, şehir kuşatıldığında evlerindeki gizli tünelle surların eteklerine ulaşıyormuş. Etrüskler yağmur suyunu tutmak, dağıtmak amacıyla kanallar yapmış. 264’teki Roma kuşatmasına tam iki yıl bu sistem sayesinde dayanmışlar. Rehberimizin bilgilendirmesi eşliğinde tekrar Füniküler istasyonuna gelerek, otobüsümüzün park yerine ulaşıyor ve bir süre sonra da Roma yolculuğumuz başlıyor.

Share Button