Lizbon Kâşifler Anıtı ve Belem Kulesi

10 Şubat 2018 saat 16,30, Lizbon…

Sabah saat 08,30’da ayrıldığımız otelimizden bu ana kadar Lizbon’un en büyük ve en ünlü Özgürlük Bulvarının batı yaya bölgesinde kurulan antika pazarlarını gezerek Rossio Meydanına gelmiş, meydan ve çevresini yaşayarak gezmiştik. Saat 12,00 civarında Rossio ve Ticaret Meydanı gibi Lizbon’un en büyük meydan ve bulvarlarını içinde barındıran Baixa Bölgesine girip İstanbul’un ruh ikizi olarak gördüğümüz Lizbon’u yaşamak istemiştik.

Lizbon’u yerle bir eden depremin öncesinde Kraliyet Sarayının yer aldığı Ticaret Meydanı 1755 yılından sonra tekrar oluşturulmuş. Otobüslerin ve tramvayların içinden geçtiği Ticaret Meydanı, günün en yoğun saatlerinde insanların bir şeyler yemek, dolaşmak, koşu yapmak için seçtiği yerlerden biri. Turistlerin de önemli uğrak yerlerinden biri olan bu meydan aynı zamanda önemli bir ulaşım merkezi olup, Lizbon’un bütün bölgelerine giden ulaşım araçları buradan geçiyor.

Rossio ’den geldiğimiz bu meydanı gezip, fotoğraflarımızı çektikten sonra sahilde bulunan kayalıklarda oturduk. Seyir terasından Tejo Nehri ile nehir üzerindeki 25 Nisan Köprüsünü seyrettik, fotoğraflarını çektik. Zafer Anıtının yanına döndüğümüzde 15 numaralı tramvayın Belem bölgesine gittiğini öğrendik. Fırsatı kaçırmadık, bindik… Ver elini Belem Bölgesi… Kâşifler Anıtı ve Belem Kulesi…

Ticaret Meydanının yaklaşık 6 km batısında, Tejo sahilinde bulunan Belem’e giderken 25 Nisan Köprüsü altından da geçtik. 1932-1968 yılları arasında 36 yıl boyunca diktatör Salazar tarafından yönetilmiş Portekiz. 1968 yılında felç geçiren Salazar o güne kadar koltuğunu bırakmamış, adeta yapışmış. 25 Nisan 1974 yılındaki Karanfil Devrimi ile Portekiz’de diktatörlük ve sömürgelerindeki savaşlar bitmiş. Portekiz tarihinin yeni bir dönemi başlamış. 

1966 yılında Salazar Köprüsü olarak açılan Lizbon’ un ilk asma köprüsü 1974 yılında, Karanfil devrimi anısına 25 Nisan Köprüsü adını almış.  25 Nisan günü de ülkede Özgürlük Günü olarak kutlanmaktaymış. Köprünün diğer ucunda da İsa Heykeli yer almaktadır. Tejo Nehri üzerinden Lizbon’u karşı kıyı Almada ’ya bağlayan köprünün yapımı 4 yıla yakın sürmüş ve 6 Ağustos 1966 tarihinde trafiğe açılmış. 2.277 metre uzunluğunda ve sudan 70 metre yükseklikte olan köprü üzerinde 6 şeritli yol bulunmaktadır. Alt kısmına 1999 senesinde iki şeritli tren rayı eklenmiş.

Vasco da Gama Anıtı

Köprünün altından geçtikten 6 durak sonra Belem’deyiz. Durağın karşısındaki park içinden geçerek sahile ulaşmak istiyoruz. Dikili taş boyutlarında bir anıt dikkatimizi çekiyor parkın ortasında.  Anıtın Vasco da Gama için yapıldığını öğreniyoruz. Vasco da Gama, 1450 yılında Portekiz’in Sines kasabasında dünyaya gelmiş. Küçük yaşta denizciliğe merak saran Gama, kendisini bu yönde yetiştirmiş. 

Vasco da Gama Anıtı

Denizaşırı Portekiz İmparatorluğunun temellerini atan Kral I. Manuel tarafından 1495 yılında Hindistan’a denizden yol aramakla görevlendirilen Gama’nın emrine dört gemiyle 160 denizci verilmiş. 8 Temmuz 1496 tarihinde yola çıkan donanma uzun süren bir yolculuğun ardından önce Ümit Burnu’na sonra da Mayıs 1498’de Hindistan’ın batı kıyılarına ulaşmış.

Portekiz tarih boyunca çok sayıda ülkeyi kolonileştirmiştir. Afrika ülkelerinden Uzakdoğu’ya ve Güney Amerika’ya kadar birçok ülkeyi sömürgeleştiren Portekiz, sömürgecilik konusunda İngiltere’yi bile geride bırakmıştır. Bugün dünyada 200 milyona yakın insan Portekizce konuşmaktadır.

Kâşifler Anıtı

Vasco da Gama Anıtından sahile geçerek yaklaşık 800 metre yürüyerek Kâşifler Anıtına ulaştık. Portekiz tarihine damga vurmuş olan kâşiflerin hep bu alandan sefere çıkmışlar.  Anıt, 15. yüzyılda ülke kâşiflerinin sefer yapmalarını finanse ve teşvik eden, bu nedenle başarılarında çok büyük etkiye sahip olan Denizci Henry’nin 500. Ölüm yıl dönümü anısına 1960 yılında inşa edilmiş.

Anıt üzerinde, ülkenin altın çağında çok önemli görevler üstlenmiş olan otuz kişinin kabartması yer alıyor. Doğu ve batıdan bakış açısına göre kabartmalarda değişiklik olabiliyor. Doğu cephesinden bakıldığında Denizci Henry, elinde bir gemi ve arkasında Kral Alfonsso V, Pedro Alvares Cabral, Vasco Da Gama ve Ferdinand Magellan bulunuyor. Bunlardan Vasco da Gama Hindistan’ı, Pedro Alvares ise Brezilya’yı keşfetmiş. Ferdinand Magellan da dünya etrafında ilk geziyi yapan kâşif olarak tanınmış. Diğer figürler ise matematikçiler, din adamları, haritacılar ve yine kâşiflerden oluşuyor.

Anıta ön cepheden bakıldığında devasa bir kılıç figürü görülür. Merdivenlere doğru giderken solda ve sağda yazılar görebilirsiniz. Sağdaki yazı ‘’Prens Henry’nin 500. Ölüm yıldönümü anısına’’, soldaki ise ‘’Deniz yollarını keşfeden Henry ve diğer kâşiflere…’’imiş. 52 metre yükseklikte bulunan bu anıta giriş için 10 Euro ödememiz gerektiği gibi, belli bir yüksekliğe kadar asansör ile sonra da biraz merdiven çıkarak eşsiz manzarasına ulaşabilirmişiz. Yeterli zamanımız olmadığından dışarıdan fotoğraflarını çekmekle yetindik ve Belem Kulesine doğru yürümeye başladık.

Belem Kulesi

Belem Kulesi, Portekiz Kralı Dom Manuel saltanatının son yıllarında, 1515-1520 yılları arasında Tejo/Targus Nehrini korumak amacıyla inşa edilmiş. 1755 yılında yaşanan büyük deprem öncesi nehrin ortasında olan Belem kulesi, nehir yatağının depremden etkilenip değişmesi sonucu,  kıyıda kalmış. Kule bir süre hapishane olarak da kullanılmış. 16. Yüzyıl başlarında ülkede gelişen ve farklı keşiflerin izlerini taşıyan, Gotikten Rönesans’a geçiş zamanına denk gelen, Karma ve gösterişli bir mimari motif tarzına sahip ‘’Manuel’in’’ mimarisinin çok güzel örneklerinden biri sayılıyormuş.

Şehrin sembollerinden biri olan bu eşsiz kule 16 yüzyılda, Portekizli ünlü bir keşif olan Vasco de Gama’nın anısına yaptırılmış. Belem, günümüze kadar zarif mimarisi ile gelmeyi başaran ender yapılardan biri olarak tanıtılıyor rehberlerce. Dışarıdan sade ve küçük görünse de, aslında gayet büyük ve süslemeli bir kuleymiş Belem. Avludan sonra, dört katlı olup, yükseldikçe görüş açısı genişliyormuş. Merdivenler aşırı dar olduğundan kalabalık bir gurup ile en tepeye tırmanmak çok zormuş. Yapımına 1515 yılında başlanan ve 1519 yılında açılışı yapılan kulenin yüksekliği yaklaşık olarak 30 metredir.

1983’de UNESCO tarafından ünlü Jeronimos Manastırı ile beraber Dünya Mirasları Listesine alınmış. Portekiz Kralı Manuel’in döneminde yaşanan muazzam zenginliğin bir kanıtı olarak görülüyor. Kulenin üst kısmı cephanelik ve özel konutlar içeriyormuş. Zamanımız kısıtlı ve kuleye girmek isteyenlerin çokluğu nedeniyle sadece çevresinde dolaşıp, fotoğraflarını çekmekle yetindik.

Belem Pastanesi

Portekizliler de aynı İspanyollar gibi tuzludan çok tatlıya düşkünler. Kahvenin yanında milföy hamurlu ve kremalı tatlıları çok seviyorlar. Özellikle de “Pastel de Nata” ya da “Pasteis de Belem” diye bilinen içi kremalı, dışı çıtır milföylü tatlıları çok meşhur. Belem Turtası olarak da bilinen dışı çıtır hamur, içi muhallebi, üstü bol tarçın ya da pudra şekeri dökülerek yenen sıcacık bu lezzeti Lizbon’da yapan birçok yer var. Bazılarında tadına da baktık, ancak eşimin araştırmasına göre turtanın esas çıktığı yer Pasteis de Belem’miş. 15 numaralı tramvayın geri dönüş durağından yaklaşık 400 metre batıda, yolumuz üzerindeydi.

Mekânın önünde sürekli sıra bekleyen insanlar, vitrininde turtalar, vişne likörleri ve çeşit çeşit tatlı hamur ürünleri var. Biz de sıraya girdik. Dışarıdan fazla büyük bir yer gibi görünmemekle birlikte, içeriye girdiğinizde bitmek bilmeyen bir dolu salonda hizmet verildiğini gördük. Zar zor bir masa bulup, yerleştik.

Belem Turtası olarak da bilinen “Pastel de Nata” temel olarak tabanı milföy hamurundan olup, küçük kek kaplarında pişiriliyormuş. İçini pastacı kremasına benzer bir krema ile doldurup fırına verildikten sonra kremanın üstü bizdeki fırın sütlaç gibi kızarıncaya kadar bekletiliyor. Bu da tatlıya hafif bir karamel tadı veriyor. Gerçekten de Belem Turtasının tadı Pasteis de Belem ’de bir başkaymış. Çok sevdik, gezimizi taçlandırmış olarak tramvay durağına ulaşıp, otelimize gitmemizi sağlayacak bir rota çizdik.

Share Button