Balkanlardaki Köklerimiz 1
Anam Mısır Çapalarken Doğurdu Beni…
Takvimler 1944 yılının kavurucu Temmuz sonlarını gösteriyordu. Güneş, köyümüz Karagözler’in sırtını dayadığı Ulu Sakar Balkan’ın dik zirvelerinden sıyrılıp Gerlova Ovası’na doğru devasa bir kor külçesi gibi devrilmişti. Havada yaprak kımıldamıyor, sıcağın baskısıyla bükülen mısır yaprakları hışırdayarak çatlayan toprağa boyun eğiyordu. Cırcır böceklerinin kulakları tırmalayan korosuna, yalnızca toprağa hırsla vurulan çapa sesleri karışıyordu.
İşte o kavurucu günde, rahminde taşındığım Anam Emine, elinde ağır demir çapasıyla tarlada mısırların köklerini açıyordu. Anamın rahmine düşeli vakit tamam olmuştu; artık o karanlık, dar ve sulu evrenden kurtulmak, dışarıdaki dünyaya adımı atmak istiyordum. İlk çığlığımı anamın kasıklarına saplanan keskin bir sancı olarak ilettiğimde, dışarı çıkmak için sabırsızlandığımı anlamıştı.
Çevrede ne bir ebe vardı, ne de sesini duyurabileceği bir komşu… Babam ise askerlik vazifesi adı altında zorunlu işçi taburlarına götürülmüş, uzak diyarlarda prangasız bir köle gibi kanal kazmaya mahkûm edilmişti. Yalnızdı anam; sadece tarlası, mısırları ve karşısında heybetle dikilen Ulu Sakar Balkan vardı. Çaresizlikle başını kaldırıp dağın yüce zirvelerine baktı, derdini Sakar Balkan’a açtı.
Sakar Balkan, ulu bir bilge gibi fısıldadı anamın yüreğine: “Korkma Emine! Balkan kadınları güçlüdür, dirençlidir. Uzan toprağa, mısır saplarına sıkıca tutun ve ıkın… Üçüncü, dördüncü ıkınmada oğlun toprakla buluşacaktır.”
Anam dağın sesini dinledi. Mısır saplarına tutunup var gücüyle yüklendi; gerçekten de dördüncü ıkınmanın ardından gözlerim ilk kez Balkan gökyüzüne açıldı. Anam, doğanın bağrında kendi imkânıyla kordonumu kesti, beni ak tülbendine sardı. Toprağın üstünde bir süre soluklanıp güç topladıktan sonra, beni kucağına basıp evin yolunu tuttu.
Ben Anam Emine’yi işte böyle tanıdım; gücünü dağlardan alan, hayatı toprağın bağrından söküp çıkaran bir Balkan kadını olarak…
Eve ulaştıktan kısa bir süre sonra, komşular vasıtasıyla Aşağı Mahalle’deki büyük aileme haber uçuruldu. Doğum haberini alan komşular birer ikişer eve akın etti; anamı yatağına uzatıp lohusalık döşeğini hazırladılar, ortalığı derleyip toparladılar. Çok geçmeden Aşağı Mahalle’den bizim koca çınar ordusu, Büyük Ailem, sökün etti. Ailenin ilk torunu olarak dünyaya gelişim, babamın yokluğuyla boynu bükük kalan o evde adeta bir bayram havası estirdi.
Zaman, bir su gibi akıp geçti Balkan yamaçlarından. 1945’te kardeşim Mustafa katıldı aramıza; yaprakların sararıp toprağa düştüğü 1949 yılında ise o dilsiz kuzu, küçük kardeşim Şaban dünyaya gözlerini açtı. Beş kişilik, mağrur ve çekirdek bir aile olmuştuk artık.





