Floransa İzlenimleri II

 

Cattedrale di Santa Maria del Fiore ( Google )

Cattedrale di Santa Maria del Fiore ( Google )

25 Kasım 2015 Çarşamba, Floransa…

Floransa turuna şehrin en büyük kilisesinin bulunduğu San Giovanni Meydanı’ndan başlamazsak olmaz demişti rehberimiz Erdem Bey. Üstelik bir de sürprizi olmuş, yerel rehberimiz Songül Hanımla Floransa’yı tanıtmak istemişti bize.  20 yıldır Floransa’da yaşayan, Sanat Tarihi üzerinde uzmanlaşmış olan Songül Hanım Saint John Vaftiz olarak bilinen Floransa Vaftizhanesi’ni, özellikle doğu tarafında bulunan  ‘’Cennetin Kapısı’’ adlı anıtsal eseri tanıtmıştı. Sonra da bu anıtsal eserin karşısında bulunan bir başka anıtsal esere “Cattedrale di Santa Maria del Fiore ”ye odaklanmamızı istemişti.

Floransa’da gezilecek yerler listesinin başında yer alan Floransa Katedrali şehrin en önemli sembollerinden biridir. Gotik tarzda ve Santa Reparata Kilisesi üstüne inşa edilmiştir. Kilise bodrumuna inildiğinde bu eski kilisenin kalıntıları hala görülebilir. Burada ayrıca Roma döneminden kalma eserler de vardır. Göz alıcı kubbesinin tasarım ve yapımcısı Brunelleschi’nin mezarı da bodrum kısmındadır. “Cattedrale di Santa Maria del Fiore ” adı “Çiçeklerin Aziz Meryem’i” anlamına gelen bu kiliseye “ Duomo” da derler. Aslında “Duomo” “kubbe” demektir.

Bu özet bilginin hemen arkasından katedralin muhteşem kubbesinin şaheserler listesinde yer aldığını söylüyor rehberimiz Songül hanım. Sonra da bizlere dönerek; İstanbul’dan gelen ya da İstanbul’u gezmiş olan konuklarımız Ayasofya Müzesi’ni gezmiş olmalılar. Bu anıtsal yapı Ayasofya’nın kubbesini ilk görenler, havada asılı gibi duran bu kubbeye hayran olmuşlardır. Hayran kaldığımız Ayasofya kubbesinin ortalama çapı 31 metredir. Acaba Floransa Katedrali kubbesinin çapı kaç metredir, bilen var mı? Sorusunu yönelten rehberimiz cevapsız kaldı. Sorunun yanıtını yine kendisi verdi.

Kubbenin oturtulduğu sekizgen kasnak 45 metre çapında ve yerde 55 metre yüksektedir. Bu devasa kubbe 13 – 14. yüzyılda yani, Vatikan’daki San Pietro Katedrali ile Londra’daki Saint Paul Katedrali’nden çok daha önce, yapıldığı için şaheserler listesinin ilk sıralarında yer alır. Ne kadar ilgi çekici bir durum değil mi? Diyen rehberimiz Songül Hanım, üstelik tasarım ve uygulayıcısı olan Brunelleschi’nin asıl mesleği de kuyumculuktu…  ‘’Nasıl oldu da, asabi mizaçlı bir kuyumcu, üstelik de mimari eğitimi olmadan, Rönesans’ın en gösterişli yapısını inşa etti?’’ Diyerek devam etti. 

1296’da antik Santa Resparata Kilisesi’nin yerine inşaatına başlanan katedralin ilk mimarı Arnolfo di Cambio idi. 1333-1337’de Giotto mimarlığı devralıp çan kulesinin inşaatına başladı. 1357 yılından sonra mimarlar Francesco Talenti ve Giovanni di Lapo Ghini oldular. 1412’de katedralin yapılan kısımları Santa Maria del Fiore’ye ithaf edilmiş ve bitmemiş şekliyle açılmıştı. 

Floransa

1418 yılında Floransa kentinin ileri gelenleri senelerdir göz ardı ettikleri önemli bir problemi nihayet ele almaya karar verdi. Problem, katedrallerinin tavanındaki devasa delikti. Mevsimler mevsimleri kovalamış, kış yağmurları ve yaz güneşi Santa Maria del Fiore’nin altarını, daha doğrusu altar olarak adlandırılan ‘’sunak’’ın olması gereken yeri dövüp durmuştu. Başta Medici Ailesi olmak üzere şehrin zenginlerinin hedefi; bankacılık, yün ve ipek ticaretiyle zenginleşen Floransa’nın Avrupa’nın ekonomik ve kültürel merkezlerinden biri olduğunu cümle âleme göstermekti.

Araştırmalar ve devasa boyutlardaki kubbeyi yapabilecek mimar ve tasarımcılar arayışına gidildi. Aradan yıllar geçmesine rağmen hâlâ hiç kimsenin yaklaşık 45 metre genişlikte bir kubbenin nasıl yapılacağına dair “uygulanabilir” bir fikri yoktu. Özellikle de inşaatın var olan duvarlar üzerinde, yerden 55 metre yüksekte başlaması gerektiği göz önüne alındığında… Katedralin yapımını planlayan kent idarecilerinin kafasına takılan başka sorular da vardı. İnşaat planları yapılırken, Floransa’nın baş düşmanı Milano gibi rakip kuzey kentlerinde o zamanlar tercih edilen geleneksel Gotik üslubun destek payandalarından ve sivri kemerlerden uzak durulmuştu. Ancak bunlar, bu derece büyük bir yapıda işe yaradığı bilinen yegâne mimari çözümlerdi. On binlerce ton ağırlığında bir kubbe onlar olmadan ayakta durabilecek miydi?

Toskana’da kubbenin duvarlarını biçimlendirmek için gerekecek yapı iskelesi ve kalıp için yeterli miktarda kereste var mıydı? Kimse bilmiyordu. Çözüm olarak Floransa’nın ileri gelenleri, 1418’de, kazanan isme 200 altın florin gibi oldukça büyük bir parasal ödül ve sonsuz şöhret şansı vaat eden bir kubbe planı yarışması açtı. Dönemin önde gelen mimarları Floransa’ya akın edip fikirlerini sundu. Proje baştan sona şüphe, korku, yaratıcılık sırları ve şehrin gururu ile öylesine yüklüydü ki, üzerine efsaneler dokundu. Kubbenin hikâyesi, Floransalıların becerisine dair bir ibret öyküsüne ve İtalyan Rönesansı’nın ortaya çıkış destanına dönüştü.

Floransa Katedrali

Adaylar arasında bulunan Filippo Brunelleschi adlı kısa boylu, gösterişsiz ve asabi bir kuyumcunun karmaşık ve pahalı bir iskele olmadan, sadece bir değil, iç içe geçen iki adet kubbe inşa etmeyi taahhüt etti. Ancak fikrinin diğer yarışmacılar tarafından çalınmasından korktuğu için bunu nasıl gerçekleştireceğini açıklamayı reddetti. Brunelleschi’nin inatçılığı kent idarecileri ile ağız dalaşı yaşamasına, hatta iki defasında da toplantı odasından zorla çıkarılmasına ve idareciler tarafından “lafebesi soytarı” olarak ilan edilmesine bile neden olmuştu. Bütün bunlara karşın Brunelleschi’nin tasarım ve uygulaması kabul gördü.

Brunelleschi katedralin absid bölümünü üç yandan dışa doğru taşan yarım daire alanlı üç nişle genişletti. Absidin üzerine de, sekizgen bir kasnak oturttu. Bu kasnağın her duvarına da büyük birer pencere açtı. Kubbenin strüktürünü kasnağın köşelerine oturan sivrimsi kemerler oluşturuyordu. Çift çeperli kubbenin tepesinde sekizgen planlı bir fener yükseliyordu. Bu kubbede Gotik izlerin bulunduğu ileri sürülmekle birlikte, zarif biçimi ve tepesini taçlandıran feneriyle Rönesans’a özgü Kent Silueti’nin bir parçası haline geldi.

Sonraki yıllarda Kent Siluetinin parçası haline gelen benzerlerinin ilk örneği olarak mimarlık tarihinde yerini aldı. Bu görkemli kubbe, Panteon kubbesine eşit çapıyla, aslında uzunlamasına akslı bir planı olan katedralin neredeyse merkezi bir yapı gibi algılanmasına neden olmaktadır. Brunelleschi’nin burada çift çeperli kubbe yapımı, yani nişlerin orta mekâna bağlanması ve kubbe feneri gibi uygulamalar, Rönesans mimarisinin en belirgin özelliğidir. Böylelikle, Rönesans’ın en önemli yapı şemalarından merkezi planın birçok sorununa hem biçimsel hem de teknik çözüm getirmiştir.

Brunelleschi’nin Floransa Katedrali üzerindeki ilginç uygulamalarından biri de kubbe kalıbıdır. Kubbe kalıbını, taban döşemesi üzerine oturan bir iskele yapmak yerine, kasnağa zincirlerle astığı bir platforma taşıtmasıdır. Böylelikle iskele masraflarını önemli ölçüde azaltmıştır. Bundan başka, kubbenin dışa doğru açma gücünü karşılamak için kubbenin et kalınlığı içine birbirine demir kenetlerle bağlanmış kalaslardan bir kuşak yerleştirmesi de önemli bir yeniliktir. Bütün Rönesans ve Barok kubbelerinde kullanılan bu teknik, ilke olarak günümüzdeki öngerilimli betonun öncüsüdür. Brunelleschi’nin deneyci bir tekniğe dayanan mimari eserleri “Rönesans Modernizmi”nin en önemli örnekleri sayılır. Gerçekten, Brunelleschi’nin Floransa Katedrali’ne yaptığı çift çeperli dev kubbe, kubbenin tepesindeki sekizgen fener kentin siluetinde belirleyici olmuştur.

Brunelleschi geçmişin fragmanlarından yararlanmış, mimari dilinde geçmişi alıntılamış ve bir tür montaj gerçekleştirmişti. Ortaçağ şehirlerine geçmişin kalıntılarıyla meydan okumuştu. Brunelleschi’nin imzasını taşıyan San Lorenzo ve Santo Spirito kiliseleri, Floransa Katedrali’nin kubbesi Ortaçağ şehirlerinin düzeninden, siluetinden kopan “otonom ve mutlak mimari” eserlerdir. Genel olarak geç gotik üslup özelliklerine göre tasarlanmış olan yapı, renkli mermer cephe kaplamalarıyla romanesk üslubu da çağrıştırır. Bildiğimiz katedrallerin oldukça dışında bir dış cepheye sahip olup, pembenin ve yeşilin dereceli tonları kullanılmış… Çiçeklere ve doğaya göndermelerle dolu tasvirlerle süslenmiş.

Muhteşem katedralin süslemeleri 140 yılda tamamlanmış. Bu kadar uzun süre inşası süren bir yapının bu kadar görkemli olması çok normal. Uzun süre dışını, kapılarını incelemek lazım. Bakınca işte sanat budur diyor insan.Bir çok yapıda olduğu gibi sponsor yine Medici Ailesi…Buna karşılık iç mekânında neredeyse Rönesans’ı akla getiren bir yalınlık ve açık seçiklik izlenir. Dışı bu kadar ağır süslerle bezenmiş olan Katedralin içi ise, tam tersine çok sade bir görünümdedir. Sebebi ise Medicilerin o zamana kadar yapılmamış türde bir kilise yapmak istemelerinden kaynaklanmaktadır. Neredeyse Avrupa’daki tüm Orta çağ kiliselerinin içi ikonalarla, fresklerle ve vitraylarla süslüdür. Hâlbuki Floransa katedralinin iç duvarları düz ve bomboştur.  Eskiden bu duvarlarda, Hıristiyanlığın ilk yıllarını tasvir eden büyük halılar asıllıymış. Bu halılar; Hem kiliseyi dekore etmekte, Hem Medicilerin değişik düşünce tarzını ve zenginliğini yansıtmakta, Hem de isteyen ziyaretçilere kopyaları satılarak Floransa’ ya gelir sağlamaktaymış.

Duomo Meydanı’nda Floransa Katedrali’ni tamamlayan kompleksin bir parçası da Giotto’nun Çan Kulesi olup, katedralden bağımsız olarak yükselmektedir. Kule Floransa “Gotik Mimarisi” ile onun tasarlayan Giotto’nun görülmeye değer parçasından biridir. Yapının zengin plastik sanatlar süslemesi çok renkli mermer tabakası vardır. Bu narin yapı kare bir plan üzerinde bir kenarının uzunluğu 14.45 metre ile ayakta durmaktadır. Onun yüksekliği 84,7 metreye ulaşmakta olup, köşelerde dört tane çok köşeli payandalarla desteklenmektedir. Bu dört düşey hat dört yatay hatla kesilerek kuleyi beş seviyeye bölmektedir. Yerel rehberimizi bu önemli açıklamalarını büyük bir dikkatle dinledikten sonra meydanı gezip, anıtsal yapıların fotoğraflarını çekiyoruz.

Duomo meydanı güzel ve dopdolu. İnsan ne yöne bakacağını şaşırıyor. Binalar muhteşem. Süsleme ve heykeller çok güzel. Duomo Katedralinin bulunduğu meydan oldukça büyük. Etrafında çeşitli cafeler ve dondurmacılar var. Mutlaka görülmesi gereken bir yer. Duoma zaten başlı başına sanat şaheseri… Meydan sizi ortaçağa götürüyor..Günün her saati hareketli, canlı cıvıl cıvıl bir meydan… Duomo ve vaftizhane başta olmak üzere, ziyaret edilebilecek Medici dönemi yapılarının bulunduğu en önemli meydan. Floransa’daki en kalabalık yerdir diyor rehberimiz. Sadece binaların dışını saatlerce inceleyebilirsiniz. Meydan sabah erken saatlerin dışında her zaman hareketlidir. Eski şehrin kilit noktası Duomo’ nun sağındaki güneye yönelen yoldan, ünlü markaların mağazalarının yer aldığı şehrin önemli caddelerinden birinden yeni bir meydanı keşfetmek üzere rehberimizin peşine takılıyoruz. Bu yol bizi Piazza della Signoria olarak bilinen Senyörler Meydanı’na götürecek. Bir sonraki gezi izlenimlerinde buluşmak üzere…

Share Button