St. Paul de Vence-Nice

26 Mayıs 2015 Salı, saat 16,20…

Üzerimizde bir tarih ve açık hava müzesi etkisi bırakanTourrettes sur Loup’tan Cote d’Azur’un bir başka efsane kasabası St Paul de Vence kasabasına doğru yola koyulduk. Etrafı surlarla çevrili şirin bir kasaba olan Saint Paul de Vence bir sınır kalesi olarak kurulmuş.

St. Paul de Vence Cote D’Azur Fransa

Rehberimiz Alex ‘’Bir sanat ve kültür kasabası olan Aziz Paul de Vence sizi aşka inandırabilir, yeniden aşık olmanızı sağlayabilir  ve sanatla sarhoş edebilir.’’ Diyor ve bilgilendirmeye devam ediyor. Bu yüzden Saint Paul de Vence, 1900’lerin başından itibaren sanatçıların, şairlerin, senaristlerin meskeni olmuş.İnsanları, gizemli tarihi ve muhteşem doğasıyla modern yaşamdan soğutabilecek özellikler taşır bu kasaba.1911 yılında Cagnes-sur-Mer ile Vence arasında bir tramvay hattının açılışı, o dönemde kale içinde küçük bir köy olan Paul de Vence’in dünyaya açılmasını sağlamış.

St. Paul de Vence Cote D’Azur Fransa

Sanatçılar ve film yapımcıları 1920’li yıllarda keşfetmişler bu sınır kalesi içindeki köyü, günümüzdeki sanat şehrini. Matisse, Picasso, Braque gibi sanatçılar eserlerini yaratmak için buraya gelmişler. Ünlü ressam Chagall, tam 20 yıl burada yaşamış. Sartre, Simone de Beauvoir, Greta Garbo, Sophia Loren, Catherine Deneuve, Burt Lancester kasabanın müdavimleri arasında yer alan ünlü isimlerden bazıları. Alex’in bilgilendirme konuşmaları yolumuzu kısalttı ve kasabaya giriş yaptık.

St. Paul de Vence Cote D’Azur Fransa

Rehberimiz bizi önce Matisse’nin uzun yıllar yaşadığı ‘’La Colombe D’or’’ oteline götürüyor. Duvarlarında çok değerli empresyonist ressamların eserleri ile dolu olan ”Le Colombe d’Or” otelinin bir bölümü Matisse’nin eserlerinin sergilendiği bir müze işlevini görürken, restoranı da tam bir tatbilir deneyim için idealdir diyor rehberimiz. Ayrıca birçok sanatçının eserlerine ev sahipliği yapan bir modern sanat vakıf müzesi olan Fondation Maegt görülmeye değer. Biz de bu otelin müzeye dönüştürülmüş olan bölümüne kişi başı 6 Euro ödeyerek girdik. Ziyaret ettiğimiz bu müzede fotoğraf çekilmesine izin verilmedi.

‘’Altın Kaz’’ ya da ‘’Altın Güvercin’’ anlamına gelen ’’La Colombe D’or’’ otelinin kuruluş hikâyesi de oldukça ilginç. Köydeki girişimcilerden biri olan Paul Roux, annesinin de teşvik ve desteği ile 1920 yılında küçük bir restaurant açar. Teraslı bar olarak da hizmet vermekte olan restaurant kısa sürede tanınır ve çevre kasabalardan da müşteriler gelmeye başlar. Bir süre sonra Paul Roux’da yemeğe gelen eş ve dostun konaklama ihtiyacını karşılamak amacıyla restauranta üç oda ekler. Böylelikle bir efsane doğar.

St. Paul de Vence Cote D’Azur Fransa

Günümüzde bile efsane olmayı sürdüren La Colombe D’or,’un ilk önemli konuklarından biri Fransız şair ve senarist Jacques Prevert’tir. Paroles adlı şiir derlemesindeki kelime oyunlarıyla büyük yankı bulmuş döneminde Prevert. Toplumsal umut ve aşk üzerine yazdığı baladlarıyla ve yaptığı resim ve kolaj çalışmalarıyla da bilinen Jacques otelin ve köyün ünlenmesini sağlamış. Otel, Yves Montand ve Simone Signoret’in tanışmalarını ve düğünlerine ev sahipliği yapmasıyla da dünya çapında ünlenmiş.

Yarım saat zaman ayırdığımız otel-müzeden ayrılarak sınır kalesine gidiyoruz. Rehberimiz Alex bizi kalenin önündeki meydanda bırakıyor.  2 saat sonra aynı yerden alacağını söyleyerek bizden ayrılıyor. Meydanda kafeler ve küçük alış veriş yerleri var.  Kale içini gezip, yorulmuş olanların dinlendikleri bir mekan olmuş meydan. Kale surlarını gözden geçiriyor tepe mazgalının bulunduğu giriş kapısına doğru yürüyoruz.  Tepe mazgalının bulunduğu kapıdan girer girmez de birden 500 yıl öncesine gidiyoruz. St Paul de Vence orta çağdan kalma olağanüstü bakımlı taş binalar ve Arnavut kaldırımlarıyla döşeli dekor gibi bir yer.

St. Paul de Vence Cote D’Azur Fransa

Burası gerçek mi yoksa bir film seti mi insanın kafası karışıyor. Tarihi bir film setinde bulunmanın keyfini çıkarıyoruz.Zaman zaman İnternetten edindiğim notlarıma bakıyorum. Ziyaret etmekte olduğumuz “Castrum de Sancto Paulo” olarak bilinen Saint-Paul Kalesi’ne ait ilk bulgular 10. yüzyıla kadar uzanmakta. O dönemde Konsüller tarafından yönetilen Saint-Paul, idari ve ekonomik açıdan geniş bir bağımsızlığa sahipti. Provence’ın büyük aileleri burada ikamet ederlerdi.1480’den beri Vigurie bölgesinin merkezi olan Saint-Paul, Doğu Provence’ın bir kaleyle tahkim edilmiş en önemli şehirlerinden biriydi.

St. Paul de Vence Cote D’Azur Fransa

1547’de bugünkü surların inşaatı bitmiş. François de Mandon de Saint-Rémy eski kaleyi tamamen yenilemiş. Sivri burçlar ve atılan cisimlerin yönünü değiştiren eğimli duvarlar inşa etmiş. Kalenin duvarları adeta bir bumeranga dönüşmüş. Bu mimari tarzı 120 yıl sonra Vauban tarafından bir sistem haline getirilmiş.1747’ye kadar gerçekleşen büyük dini karışıklıklar ve taht kavgalarına rağmen Saint-Paul, Katolik Kilisesi’nin başlıca güçlü yerlerinden biri olmuş. Kapılarını pek çok ziyaretçiye açmış.  Bunların içinde işgalci ve yağmacılar ve bunların müttefikleri de yer almıştır. Katliamlar, Vandallar, kıtlık bölgeyi mahvetmiş ama Saint-Paul yine de ayağa kalkmış ve önemini arttırmıştı.

St. Paul de Vence Cote D’Azur Fransa

1860’ta, Nice Fransa’ya katıldığında Saint-Paul terk edilmiş gereksiz bir kale haline gelmiş ve kısa sürede harita ve sözlüklerden silinmiştir. Ancak, Paul Roux gibi girişimcilerin çabalarıyla küllerinden yeniden doğmuş.Yüzyılın başındaki turistik ve sanatsal gelişme, yüzyıldır uyuyan bu hayalet şehrin gizemi pek çok ünlü ziyaretçi, hükümdar ve ressam çekmiştir. 1945’ten itibaren şehrin popülaritesi artmış, evler tekrar hayat bulmuş, yıkıntılar tekrar hayata dönmüştür. Her ülkeden, her inançtan âşıklar buraya yerleşmiş ve tutkularını yaşamışlardır. James Baldwin ve Jenny Clagett bir çay salonu işletmiş, Fred Witte sokakları boyamış. Jacques Prevert, Rere’nin yerinde tezgâhta yumurta kırmış “Kara Kedi” zirveye çıkmış.

Zaman içinde Picasso, Braque, Chagall, Dufy, Hartung, Bonnard, Miro, Leger ve daha niceleri Saint-Paul’de ev satın alarak, kendi evlerinde kalmaya başlamışlar. 1964’te Malraux, Maeght Vakfını kurduğunda, sinema dünyası da Saint-Paul’e geldi.  Carne, Kosma, Allegret, Clouzot, Signoret, Montand, Ventura, Geret…

St. Paul de Vence Cote D’Azur Fransa

Ve sonrasında tüm Hollywood geldi. Artık seyahat organizatörleri güzergâhlarına Saint-Paul de Vence’ı da eklemeye başlamışlardı. Sokaklar hareketlendi, evlerden kahkahalar yükseldi, 40’tan fazla vitrinde dönemin sanatçılarının eserleri sergileniyordu. Sanat dünyasının aktörleri geleceğin koleksiyonlarını yaratmak için günlük yaşamdan besleniyorlardı. Maeght Vakfı hiç şüphesiz çağdaş sanatın en büyük tapınağıydı. Maeght çifti tarafından kurulan vakıf, kültür hizmeti alanında en çarpıcı örneği oluşturmuştu.

Bu bilgiler ışığında biz, ana cadde Rue Grande’ı takip ederek yola devam ettik. Şık sanat galerileri ve butiklerin arasında bulduk kendimizi. Oldukça ilgimizi çeken yolun ortasındaki kurnalı Büyük Çeşme 1850’de yapılmış. Fotoğraf kareleriyle biz de çeşmenin yanında yer aldık. Kaybolma korkusunu bir yana bırakıp huzur içinde dolambaçlı sokaklara daldık. Sarmaşıklı taş duvarları geçip araya gizlenmiş heykelleri, çeşmeleri keşfettik.

St. Paul de Vence Cote D’Azur Fransa

Burada yaşamış ünlü ressamların reprodüksiyonları tüm galerilerde satılıyor.  Gerçekten tarif edemeyeceğim güzellikte butikler, takı dükkânları, sanat galerileri, parfüm dükkânları, sabun dükkânları, zeytinyağı dükkânları var burada. Daracık sokakları geçtikten sonra ömrümüzce unutamayacağımız heyecan verici manzarasıyla muhteşem bir teras çıktı karşımıza.

O ne manzara öyle… Muhteşem. Çok heyecan verici… Böyle bir güzelliğin olduğunu bilmek bile insana mutluluk veriyor. St Paul de Vence sanat tarihi kitabı gibi bir yer. Buradan Nice’e doğru uzanan yeşilliğin seyrine doyamadık. Burayı ziyaret etmek için herkes kendi sebebini yaratabilir. Bu tarihi kasabaya geldiğimiz anda kendimizi başka bir zamanda dolaşıyormuş gibi hissettik. Hiç ayrılmak istemedik buradan, hayatımızın geri kalanını burada geçirmek isteyecek kadar etkilendik.

St. Paul de Vence Cote D’Azur Fransa

Surların dışında ise şapeller, mezarlıklar, zeytinlikler, bağlar ve bahçelerin içine gizlenmiş villalar ile muhteşem vadi manzaraları bizi bekliyordu. Ancak, bize ayrılan zaman dolmuş ve Alex bizi bekliyordu. Bu günkü kültür turundan çok etkilenmiş, memnun kalmış ve mutlu olmuştuk. Aracımıza binerek konaklama yerimiz olan Marina Baıe des Agnes’e doğru yola çıktık…

Share Button