Anıtsal Bir Yapı Paris Operası

“Operadaki Hayalet” Paris’in eski opera binası gezildikten sonra doğmuştu. Yazar bir gazeteci gözüyle belgesel malzemeyi derlemiş, ustaca örmüş ve fondaki detayların üzerine yayarak bir roman ortaya çıkarmıştı. Bir bakıma romandaki tüm karakterler gerçekti ve bu tür roman yazma stilinin bulucusu Fransız Leroux´du. Romandaki karakterlere gelince; 

Operadaki orkestra kemancılarından Erique Claudin, operanın sopranolarından Christine Dubois’ya gizliden gizliye büyük bir ilgi ve hayranlık duymaktadır. ”Kemancı, operada önemli yan rollerden birine çıkan ilgi duyduğu Dubois’nın aldığı şan derslerinin masrafını da kendi maaşından karşılar. Ancak ona sağladığı bu destekten kızın hiç haberi yoktur.”

Bu arada kemancının parmaklarında ortaya çıkan bir rahatsızlık nedeniyle orkestraya uyum sağlayamaz ve işine son verilir. 50 yaşını geçmiş durumda olan kemancı, güzel sopranoya yaptığı gizli koruyuculuk nedeniyle, bütün maddi birikimlerini tüketmiştir. Para bulabilmek için, ömrü boyunca üzerinde çalıştığı bir konçertoyu satmak üzere nota basımevine gider ve incelenmesi için bırakır. Bilinmeyen bir besteci olduğu için eserine pek önem verilmez. Notalarını geri almak üzere gittiği basımevinde, bir yanlış anlaşma sonucunda, yayımcı ile tartışır ve onu öldürür.

Olayın tanığı olan ve paniğe kapılan yayımcının metresi, klişehanede kullanılan asit tepsisini Claudin’in yüzüne fırlatır. Asitten yüzü yanan kemancı acı içinde kıvranarak oradan kaçar. Peşindeki polisleri atlatmak için de Paris kanalizasyon sistemine girer ve orada yaşamaya başlar. Kanalizasyon sisteminin opera binası ile de bağlantısı vardır. Binanın altındaki geniş mahzenlere yerleşen kemancı operanın gardırobundan çaldığı maske ile yüzündeki yarayı gizler…

 

25 Ekim Cumartesi, Paris…

Paris’teki üçüncü günümüzde Şanzelize Bulvarı, Concorde Meydanı ve Tuileries Gardens olarak adlandırılan Kiremitçi Bahçelerini gezdik ve üçüncü kez Louvre Müzesi Piramit girişine ulaştık. Daha önce müzeyi gezmiştik. Gezdikçe Paris ile ilgili gördüğümüz filmler, müzikaller ve romanlar aklımıza geliyor. Bunlardan biri de ‘’Operadaki Hayalet’’ romanından uyarlanan müzikal olup, üniversite öğrenciliği döneminde izlemiştim. Eşim Operada Hayalet Müzikalini görmediğini söylüyor. Ben de anımsayabildiğim kadarıyla önce romanından söz ediyorum.

Louvre Müzesi Paris

Louvre Müzesi Paris

Fransız Gaston Leroux’un Operadaki Hayalet Romanı gerçek bir başyapıt olarak değerlendirilmişti yayınlandığında. Gotik edebiyatın en büyük eserlerinden Operadaki Hayalet’ in tüylerimizi ürperten edebi çekiciliğinin nedeni, bir hayaleti değil vahşete dönüşen bir aşkı anlatıyor olmasıydı. Bunu yaparken de okurlarını ve izleyicilerini de, tıpkı bir hayalet gibi hep arafta bırakmasıydı.

Fransız Gaston Leroux “Operadaki Hayalet” romanını, 1875’te açılışı yapılan Paris Operası´nı gezdikten sonra yazmıştır. Aslında Opera binası, Prusya savaşlarından kalma bir hapishanenin üzerine kurulmuştu. Yazar, bodrumlarına kadar inmiş, zifiri bir karanlığın içinde labirentler, hücreler, gizemli bir yeraltı gölü, demir ızgaralar bulunmakta olan Operanın her yerini gezmişti.

“Operadaki Hayalet” Paris’in eski opera binası gezildikten sonra doğmuştu. Yazar bir gazeteci gözüyle belgesel malzemeyi derlemiş, ustaca örmüş ve fondaki detayların üzerine yayarak bir roman ortaya çıkarmıştı. Bir bakıma romandaki tüm karakterler gerçekti ve bu tür roman yazma stilinin bulucusu Fransız Leroux´du. Romandaki karakterlere gelince; Operadaki orkestra kemancılarından Erique Claudin, operanın sopranolarından Christine Dubois’ya gizliden gizliye büyük bir ilgi ve hayranlık duymaktadır.

Dedikten sonra anılarımızın canlanmasını istiyoruz. Olayın geçtiği opera binasını görmeliyiz. Rivoli Caddesi’ne çıkarak, biraz yürüdükten sonra Opera Caddesi’ne geçiyoruz. Bizi Paris Opera binası Palais Garnier’ e götürecektir. Cadde boyunca, hiçbir ayrıntıyı atlamadan, Operaya doğru yürüyoruz. Bir taraftan da Operadaki Hayalet Müzikalini anlatmayı sürdürüyorum.

”Kemancı, operada önemli yan rollerden birine çıkan ilgi duyduğu Dubois’nın aldığı şan derslerinin masrafını da kendi maaşından karşılar. Ancak ona sağladığı bu destekten kızın hiç haberi yoktur.”

Opera Caddesi

Bu arada kemancının parmaklarında ortaya çıkan bir rahatsızlık nedeniyle orkestraya uyum sağlayamaz ve işine son verilir. 50 yaşını geçmiş durumda olan kemancı, güzel sopranoya yaptığı gizli koruyuculuk nedeniyle, bütün maddi birikimlerini tüketmiştir. Para bulabilmek için, ömrü boyunca üzerinde çalıştığı bir konçertoyu satmak üzere nota basımevine gider ve incelenmesi için bırakır. Bilinmeyen bir besteci olduğu için eserine pek önem verilmez. Notalarını geri almak üzere gittiği basımevinde, bir yanlış anlaşma sonucunda, yayımcı ile tartışır ve onu öldürür.

Olayın tanığı olan ve paniğe kapılan yayımcının metresi, klişehanede kullanılan asit tepsisini Claudin’in yüzüne fırlatır. Asitten yüzü yanan kemancı acı içinde kıvranarak oradan kaçar. Peşindeki polisleri atlatmak için de Paris kanalizasyon sistemine girer ve orada yaşamaya başlar. Kanalizasyon sisteminin opera binası ile de bağlantısı vardır. Binanın altındaki geniş mahzenlere yerleşen kemancı operanın gardırobundan çaldığı maske ile yüzündeki yarayı gizler.

Paris Operası

İşinden ve yüzünden olan kemancı, ilgi duyduğu güzel soprano ile ilgili hayallerinin de yok olmasıyla, intikam almak ister. Artık operada garip olaylar baş göstermeye başlamıştır. İstediği zaman binanın istediği bölümüne girebilen kemancıya; görülüp, bilinemediği için “Operanın hayaleti” adını takmışlardır. Her şeye rağmen “Hayalet”, genç sopranonun mesleğinde yükselmesine yardımcı olmayı sürdürür. Ancak bu kez daha sert yöntemlere başvurur ve operanın divası birinci sopranoyu zehirleyerek, ilgi duyduğu genç sopranonun divanın yerine sahneye çıkmasını sağlar.

Paris Anıları-Paris Operası

Paris Anıları-Paris Operası

Paris Anıları-Paris Operası

Genç sopranonun iki hayranı daha vardır. Operadaki rol arkadaşı tenor Anatole Garron ve polis müfettişi Raoul D’Aubert… Her ikisi de güzel sopranonun kalbini çalmak için bir yarış içindedirler. Bu arada operanın hayaletini yakalamak için de çalışmalar devam etmektedir. İsteklerinden biri yerine getirilmeyen “Hayalet”, bir gösteri sırasında operanın devasa avizesini seyircilerin üzerine düşürür. Çıkan kargaşada Genç Sopranoyu binanın altındaki labirentlere kaçırır.

Kemancının yaşadığı yer olan bu loş mekânda ona piyanosuyla eserini icra ederken soprano aniden onun maskesini çıkarır. Gördüğü manzara karşısında çığlıklar atarken rol arkadaşı soprano ve Polis Müfettişi onu kurtarmak üzere yetişirler. Müfettişin silahından çıkan ses tüm yeraltı mahzeninin yıkılmasına yol açar. “Hayalet” yıkıntılar altında kalırken diğerleri kurtulur.

Operanın Hayaleti filminin bu sonucunu oldukça acıklı bulan eşim, Palais Garnier olarak bilinen opera binasını muhteşem olarak bulmuştu. Opera Meydanı’na gelmiş ve anıtsal yapı bütün görkemiyle önümüzde duruyordu. Paris Devlet Operası ya da Palais Garnier, Eklektik Mimarlığı temsil eden bir anıtsal yapıdır dedi eşim. Bilindiği gibi Eklektik, sanattaki farklı çağ ve üsluplardan seçilip devşirilen öğelerin yeni bir tasarım ya da ürün oluşturmak için ele alınması olgusunu ifade eder.

Paris Anıları-Paris Operası

Sanata ve sanat eserlerine özel bir ilgi duyan III. Napolyon, eski operanın bulunduğu yere, yeni ve anıtsal bir opera binasının yapımı için 1860 yılında bir yarışma açar. 171 mimarın katıldığı yarışmaya, 30 Mayıs 1861 tarihinde 36 yaşındaki Charles Garnier ismindeki genç mimar yarışmayı kazanır. Adını yapının mimarı Charles Garnier’den alan bu müthiş opera binasının ön cephesi, çatıdan ışıldayarak parlayan altın sarısı heykelleri, tüm süslemeleri, diğer heykel ve büstleri; özetle her şeyiyle başlı başına bir sanat eseri…

Dolmabahçe Sarayı Muayede Salonu kıvamında bir yer. Dışı ayrı güzel, içi ayrı güzel ve güzel kelimesi bu eseri tarif etmeye asla yetmiyor. Opera binasının içi turistik gezilere açık… Ancak, zaman yetersizliği nedeniyle gezemedik. Üzüntümü gidermenin yolu olarak da Google Haritalar Sokak görüntüleri oldu. Opera Meydanı’nda gezinirken birden kendimi, sanal olarak operanın içinde buldum. Ana holdeki merdivenler, muazzam sütunlar, süsleme ve ince işçilik aklımı başımdan aldı. Biran için kendimi Dolmabahçe Sarayı Tören Salonunda buldum!

Opera Garnier-Büyük Fuaye (alıntı)

Sanal gezintimde üst katlara çıkıp temsil salonu için bir locanın kapısını araladığımda muhteşem bir görüntüyle karşı karşıya kaldım. 1900 kişilik bu salon aslında opera binasının çok küçük bir kısmını oluşturuyor. Girişte gördüğünüz ana merdivenler ve üst kattaki fuayeden/dinlenmelikten sonra temsil salonuna girdiğinizde karşınızdaki sahnenin arkasında derinlemesine giden bir “sahne arkası” bulunuyor. Bu bölüm hareketli dekorların değiştirilebilmesi için çok büyük ve çok yüksek bir bölüm olarak inşa edilmiş.

1875’te açılışı yapılan bina yıllarca Paris Operası olarak anılmış ama 1989’da Opera Bastil’deki yeni operanın açılması ile birlikte buraya “Opera Garnier” ya da “Palais Garnier” denmeye başlanmış. Günümüzde ise meydandaki istasyon nedeniyle kısaca “Opera” olarak anılıyor. Son dönemde operalar daha çok Bastil’de sergilenirken Garnier’de bale gösterileri ağırlıklı olarak sergileniyor. Anıtsal Opera binasını beyinlerimize yerleştirdikten sonra, özellikle eşimin ilgi duyduğu ünlü mağaza Lafayette’ye doğru yürümeye başlıyoruz.

Share Button