İzmir Antik Agora

 

İZMİR AGORASI-1 (16)

İZMİR VE ANTİK SMYRNA 

İzmir Körfezi’nin doğusunda Bornova İlçesinde yer alan Yeşilova Höyük’te yapılan kazı çalışmaları sonucunda, İzmir’in 8 500 yıllık bir geçmişe sahip olduğu ortaya çıkmıştır. Smyrna adını alan ilk kent, körfezin kuzeyindeki yarımada üzerinde kurulmuştur.Arkaik dönem öncesinde şehirler MÖ. 8. ve 7. yüzyıllarda biçimlenmeye başlamış, MÖ. 6. yüzyılda da agora, kutsal alanlar, resmi yapılar gibi temel öğelerine kavuşmuşlardır.

 

Batı kültürüne kaynaklık eden İlyada ve Odysseia destanlarının yaratıcısı Ozan Homeros’un kullandığı dil ve lehçe üzerine yapılan incelemeler sonucunda, Homeros’un Smyrnalı olduğu kabul edilmiştir.Batı Anadolu coğrafyasında, özellikle Arkaik ya da Eski Dönemde önem kazanan ve zenginleşen Bayraklı’daki Smyrna Kenti İ.Ö 4. yüzyılın sonlarında, değişik nedenlerden ötürü, önemini kaybettiğinden, kentin başka bir bölgeye taşınması gerekmiştir.

 

 

Körfeze ve karayollarına hâkim konumu, savunma kolaylığı ve korunaklı bir limana sahip olması nedeniyle, bu gün Agora’nın yer aldığı Pagos ya da Kadifekale ve yamaçları Yeni Smyrna Kenti için uygun bir yerleşim bölgesi olmuştur.Antik dönemlerde kentlerin kuruluşu, genellikle bir kahraman ya da  efsane ile özdeşleştirilir.

 

Antik Smyrna Kentinin kuruluşu da Büyük İskender’e dayandırılmaktadır. Makedonya Kralı Büyük İskender’in Asya Seferi sırasında Sardis (Sart, Salihli) ile Ephesos (Efes) kentleri arasında hareket ederken Smyrna’ya uğradığına dair yazılı ya da arkeolojik bir kayıt yoktur. Ancak, efsaneler, İskender’in rüyasından hareketle Smyrna Kenti ile ilişkilendirmektedirler. Bazı efsanelere göre de, İskender, babasının rüyasını gerçekleştirmek için Anadolu seferine çıkar ve Kadifekale civarına kadar gelir.

 

İSKENDER’İN RÜYASI

İ.S 2. yüzyılda yaşamış coğrafyacı ve gezgin Pausanias’ın anılarına göre; İskender’in avlanmak üzere geldiği Kadifekale (Pagos) yamaçlarında, Nemesis tapınağı önündeki bir pınarın başında, bir çınar ağacının altında uykuya dalar. Rüyasında gördüğü iki Nemesis, Tanrısal Öç ve Tanrısal Adalet Tanrıçaları, İskender’den, burada bir kent kurmasını ve halkının buraya göç etmesini isterler.

 

 

 

Efsaneye göre; Tanrıçaların isteklerini duyan Smyrnalılar bölgenin ünlü kehanet merkezi olan Apollon tapınağına giderler. Tanrı Apollon, Smyrnalılara ‘’Kutsal Meles’in (Yeşildere) ötesindeki Pagos (Kadifekale) tepesinde oturacak olanlar, eskisine göre üç dört kat daha mutlu olacaklardır.’’ Yanıtını verir. Pek çok Roma Dönemi paraları üzerinde canlandırılmış olan bu efsane üzerine kent Kadifekale eteklerinde kurulur.

 

 

İ.Ö 1. yüzyılda yaşayan coğrafyacı ve gezgin Strabon, Smyrna Kenti’nin kuruluşunun Büyük İskender’in komutanlarından Antigonos ve Lysimakhos tarafından gerçekleştirildiğini belirtmektedir. Hellenistik ve Roma dönemlerinde kent, mükemmel konumu sayesinde kısa zamanda gelişmiş ve Anadolu’nun önemli kentlerinden biri haline gelmiştir. Strabon; kendi döneminin örnekleri içinde Smyrna’yı  ‘’En Güzel Olan’’ı olarak betimler ve düzenli kent planına sahip olduğunu vurgular.

 

 ‘’Izgara Planlı’’ olarak betimlenen kentlerdeki yapılaşma öne çıkmakta ve önem kazanmaktadır. Bir uygarlığın gelişmesindeki ‘’Erken Dönem’’ ya da ‘’Eski’’ olarak tanımlanan Arkaik dönem öncesinde şehirler; MÖ. 8. ve 7. yüzyıllarda biçimlenmeye başlamış, MÖ. 6. yüzyılda da agora, kutsal alanlar, resmi yapılar gibi temel öğelerine kavuşmuşlardır. Ancak şehir içindeki yapıların yerleştirilmesinde genelde bir sisteme bağlı olunmamaktadır.

 

 

Ancak, Bayraklı’da İ.Ö 7. ve 6. yüzyıllarda evlerin güney-kuzey veya doğu-batı doğrultulu yerleştirilmiş oldukları görülmektedir. Evlerin yönlendirilmesindeki sistem ile Bayraklı’da kent planının yaklaşık olarak kuzey-güney ve doğu-batı doğrultulu sokakların oluşturduğu ızgara plan tipine yakın olduğu anlaşılmıştır. Ancak gerçek anlamda dama biçimli ve keskin doğrultulu sokak ve caddelerden oluşan ‘’Izgara Plan’’ tipi MÖ 5. yüzyılın sonuna doğru Hippodamos tarafından Miletos’da uygulanacaktır.

Smyrna ya da Antik İzmir; özellikle Roma döneminde Ephesus (Efes) ve Pergamon (Bergama) ile yarışabilecek nitelik ve nicelikleri kazanmıştır. Roma İmparatorluğu’na bağlı kentler için oldukça önemli olan ‘’İmparator adına tapınak yapma hakkı’’ ya da ‘’Neokoros’’ Smyrna’ya üç kez verilmiştir. Bu prestijli durum, hem sikkeler hem de Agora’da bulunan bazı yazıtlar üzerinde görülmektedir.

 

 

Birçok kent, Antik Çağ’ın sonunda terk edilmesine rağmen Smyrna, körfeze hâkim konumu ve korunaklı limanı sayesinde günümüze kadar yerleşim görmüş ve Kadifekale’ye kadar sokulmuş olan içdeniz de doldurularak Kemeraltı bölgesi oluşturulmuştur. İzmir’in merkezinde ve değişik bölgelerde Antik Kent’e ait yapılar ve kalıntılar izlenebilmektedir.

 

 

 

 

  DEPREMLER VE SMYRNA’NIN YENİDEN KURULUŞLARI

Antik Smyrna ya da İzmir, çok sayıda fay kırıklarına sahip Ege kıyı coğrafyası üzerinde kurulmuş. Bu nedenle tarihin hemen her döneminde irili ufaklı pek çok depremle sarsılmış ve yıkılmıştır. Bu durum, yöre ile ilgili efsanelere de konu olmuştur.

 

 

Efsanelere göre; Zeus ve Plouto’dan doğan İzmir’in ilk efsanevi kurucusu Tantalos, Sipylos Dağı’nda kenti kurmuş, kendini ölümsüz tanrılarla bir tutmuş ve onlardan öğrendiği sırları insanlarla paylaşmıştı. Bu nedenle, ölümsüz tanrılarca Tantalos cezalandırılmak istenmiş, Sipylos dağı bir depremle yok edilmiş ve kurduğu kent bir gölün suları altında kalmıştı.

 

 

 

Arkeolojik bulgulara göre İzmir, ilk büyük depremle İ.S 17 yılında tanışmıştır. Romalı tarihçi Tacitus’a göre bu deprem Sardes’ten (Salihli-Manisa) İzmir’in (Smyrna) kuzeyindeki Aiol Kentleri içinde yer alan Çandarlı ve Aliağa’ya kadar, oldukça geniş bir alanda yıkımlara neden olmuştur.Antik İzmir ya da Smyrna’da gerçekleşen en büyük depremlerden biri İ.S 178 de meydana gelmiştir.

 

Smyrna’lı Sofist Aelius Aristeides’in, dönemin Roma İmparatoru Marcus Aurelius ve oğlu Commodus’a yazdığı mektuplardan öğrenildiğine göre, Smyrna kenti’nin tümünün yıkıldığı, ayakta kalan yapıların da yangınlarla harap olduğu olmuştur. Bu mektuplardan etkilenen İmparator, Roma Senatosu’ndan, Smyrna’nın yeniden kurulması için gerekli ödeneklerin ayrılmasını sağlamıştır. Bu ödeneklerle kent, iki üç yıl içerisinde tekrar kurulmuş ve tarihteki ayrıcalıklı yerini almıştır.


 

İZMİR (SMYRNA) AGORASI

İzmir Agora’sı, İ.Ö 4. yüzyılda Antik Smyrna Kenti’nin taşındığı Kadifekale’nin kuzey yamacında kurulmuştur. Smyrna Antik Kenti’nin idari, siyasi, adli ve ticari merkezi durumunda olan Agora, kentin merkezinde, Izgara Kent Planına uygun olarak yapılmıştır. Helenistik dönemden itibaren zamanla yenilenmiş, eklentiler ve değişiklikler yapılmıştır.Eğimli bir araziye kurulan Agora’nın batı ve kuzey kanatlarında yapılandırılan tonozlu bodrum katları ile avlu alanı, düz bir teras haline getirilmiştir.

 

 

 Alanın dört tarafı sütunlu galeriler yani portikolar ile çevrilmiştir. Sütunlu galeriler ya da portikolar insanların; güneşli ve aşırı sıcak, yağmurlu ve aşırı soğuk havalarda korunması ve sığınması için yapılmış olan yarı açık yapılardır.Agora avlusunda; önemli günler ve kişiler için düzenlenmiş basamaklı anıtsal yerler, anıtlar, heykeller ve mermerden yapılmış oturma yerleri bulunurdu.

 

Dini törenlerde sunulmak üzere, birden çok tanrının sunak yerleri ile kentin saygı gösterdiği bir tanrının tapınak ve sabit sunağı yer alırdı.Izgara planlı Smyrna kenti’nin doğu-batı doğrultusundaki paralel caddelerinden biri Agora içinden geçiyordu. Agora’yı iki eşit parçaya böldüğü düşünülen caddenin batısında, Agora’ya giriş yaptığı yerde görkemli bir kapı bulunmaktadır. İki girişi olduğu düşünülen bu kapı Faustina Kapısı’dır.

 

 

Kapının kuzey kemerinin merkezinde Roma İmparatoru Marcus Aurelius’un eşi Faustina’nın portre kabartması yer alır. Symrnalılar, İ.S 178 yılında geçirdikleri büyük depremden sonra kente yardımlar yapan Marcus Aurielus’a olan minnet duygularını ifade etmek için, bu anıtsal kapının üzerine İmparatoriçe Faustina’nın portresini koymuşlar.  Çifte kemerli olması gereken bu anıtsal giriş kapısının diğer kemerinin, kullanımda olan modern yolun altında kaldığı sanılmakta.

Agora; batı portigodaki Faustina kapısı üzerinden bir cadde ile Liman Mahallesine, bugünkü Kemeraltı’na, Bazilika’nın önünden geçen kuzey cadde ile de yine Liman Mahallesi ve doğu yönündeki Gymnasion Mahallesine bağlanmaktaydı. Yapı, kare planlı geniş bir avlu ve bunu çevreleyen gölgelikten oluşmaktadır. Gençlerin spor müzik edebiyat ve fen bilimlerinde eğitim gördükleri Gymnasionlar M.Ö. 4. yüzyıla kadar şehir dışında ve ormanlık alanlarda yer almaktaydı. Ancak daha sonra kentlerin içerisine inşa edilmeye başlar.

AGORA’DAKİ ZEMİN MOZAİKLERİ

İzmir Büyükşehir Belediyesi’nin dünyanın “Kent merkezindeki en büyük Antik Agorası” olarak bilinen İzmir Agorası’ndaki kamulaştırma sürüyor. Batı Anadolu’nun en büyük zemin mozaiği İzmir Agorası’nda yapılan kazı çalışmaları sırasında bulunmuş. Belediye tarafından kamulaştırılan alanda bulunan ve 900 metrekarelik alanın neredeyse yarısını kaplayan mozaik döşeme, büyüklüğü ve yerinde korunmuş olması ile İzmir ve Batı Anadolu için bir ilk olma özelliği taşıyor. Geometrik desenlerden oluşan büyük boyutlardaki mozaik üzerinde yenileme ve düzenleme çalışmaları ara vermeden yoğun olarak devam ediyor.

AGORA BAZİLİKASI

Bazilikalar; ortada geniş ve yüksek, yanlarda ise dar ve alçak birbirine paralel ince uzun koridorlar şeklinde tasarlanmış bir plana sahip olan yapılardır. Plan özellikleri açısından Hıristiyan kiliselerine öncülük eden Roma Dönemi bazilikaları, kentin hukuk işlerinin görüldüğü bir tür adliye sarayıdır. Öte yandan kentin ticari yaşamına yön veren tüccar ve bankerlerin faaliyetleri için de bazilikalar tercih edilmiştir.

 

 

 

Agoranın kuzey kanadında yer alan bazilika, dıştan dışa 165 x 28 m ölçülerinde, dikdörtgen bir plana sahiptir. Ölçüleri itibariyle, Smyrna agora bazilikası, bilinen en büyük Roma Dönemi Bazilikası olma özelliğine sahiptir. Bazilikanın oldukça iyi korunmuş durumdaki bodrum katı 4 galeriden oluşmaktadır. Güneydeki birinci ve ikinci galerilerin üstü 55 adet kemerle kapatılma yoluna gidilmiştir.

 

 

 Kemerlerin üzeri de yerleştirilen düzgün taş plakalar ile örtülmüştür. Kemerler kesme taştan yapılmıştır. Birinci galerideki her iki kemerden biri, İ.S 178 yılındaki depremden sonra, üst katları güçlendirmek için, kare planlı moloz ve devşirme malzemeden destekler yapılmıştır. Her iki galerinin doğu ve batı ucunda bulunan çapraz kemerler, Roma Dönemi mimarlığının en güzel örnekleri arasındadır.

Galerilerin batı ucunda Batı Portikoya açılan üç kapı bulunurken, doğu ucundaki merdivenle üst seviyedeki Agora’nın doğu caddesine ulaşılmaktaydı. Her iki galerinin önemli özelliklerinden biri de kemer ayakları ve bölme duvarlarının sıvaları üzerindeki duvar resimleri ve yazılarıdır. Sıvalar üzerine Roma döneminin günlük yaşamının desenleri, kazıma ve boyama ile gerçekleştirilmiş.

Üçüncü galeri ise kesme taştan kemerlerle desteklenmiş, moloz taştan tonozlu bir üst yapıya sahiptir. Üçüncü galeri çok sayıda kapı ile ikinci ve dördüncü galeriye bağlanmaktadır. Galerinin içinde, moloz ve devşirme taş malzemeden yapılmış temellere sahip çok sayıda küçük mekân bulunmaktadır. Bu mekânların kemik, cam, seramik alet ve kapların üretimi ve satışı amaçlı birimler olarak kullanıldıkları kapalı çarşı benzeri bir işleve sahip oldukları sanılmaktadır.

 

Dördüncü galeri, farklı işlevleri nedeniyle, farklı bir plana sahiptir. Galerinin her iki ucunda üst örtüsü tonozlu 5 er mekân bulunur. Bunlara bitişik, anıtsal özelik gösteren ve Agora’nın Kuzey Caddesi ile ilişkisini sağlayan iki giriş kapısı bulunmaktadır.Dört galeriden oluşan bu büyüklükteki bir yapının ışıklandırılması ve havalandırılması için mükemmel bir çözüm gerçekleştirilmiştir.

 

 Birinci galerinin avluya bakan güney duvarı üzerinde, Helenistik dönemden itibaren kullanılmış olan ve avluda Bazilika’nın basamaklarına açılan dikdörtgen yapılı pencereler yapılmıştır. Ayrıca, dördüncü galeriden Agora kuzey caddeye açılan doğu ve batı kapılarından da yararlanılmış olmalıdır. Birinci ve dördüncü galerilerin sağladığı ışık ve havalandırma, iç galerilere, galeriler arasında çokça açılan kapı ve pencereler aracılığı ile ulaştırılmıştır.

Bu çözümlerin yetmediği mekânlarda da meşale ve kandiller kullanılmıştır. Bazilikanın kuzey cephesinde, bodrum katına açılan iki anıtsal kapıdan batı yandaki günümüzde tamamıyla açığa çıkarılmıştır. Roma Dönemi sonlarına doğru, devlet agorasının giderek ticari bir anlam kazanmaya başladığını gösteren tonozlu dükkân sıraları, bazilikanın kuzey cephesinde gün ışığına çıkarılmıştır.

 

 

 

BATI PORTİKOLAR (SÜTUNLU GALERİLER)

Üç sıra sütun dizisiyle ayrılmış galeriden ya da kemer altından oluşan batı stoa da, bazilika gibi bir bodrum kat üzerinde yükselmekteydi. Günümüzde daha çok, kemerli bodrum katları görülen batı stoanın antik dönemde bodrum katı üzerinde yükselen iki katlı bir yapı olduğu anlaşılmaktadır. Avludan üç sıra basamakla çıkılan zemin kat ve ahşap tabanlı ikinci kat, Antik Çağ’da insanların yağmur ve güneşten korunarak gezinti yaptığı yerlerdi. Olasılıkla Roma Dönemi sonlarında bodrum kat galerilerinin bazı duvarları örülerek yapılan sarnıçlar bunun en güzel örneği olarak günümüze ulaşmıştır.

AGORA’DAKİ SU KANALLARI

Bugünkü modern kent İzmir’in içinde, yapılaşmaların arasında ya da altında su kemerleri ve yer altı su ulaşım kanalları bulunmaktadır. Kadifekale ya da İçkale, Agora, Bouleuterion, Tiyatro ve surların küçük bir kısmı bunlar arasındadır .Smyrna Antik Kenti’nde, Dokuz Eylül Üniversitesi Arkeoloji Bölümü Öğretim Üyesi Yrd. Doç. Dr. Akın Ersoy’un başkanlığını yürüttüğü kazılar sırasında yerin 3-4 metre altında bulunan biri 70 metre diğeri 50 metre boyunca uzanan iki adet su kanalı gün yüzüne çıkarıldı.

 Her iki kanalın da onlarca metre daha İzmir’in altında uzandığı tespit edilmiştir. Ancak çöküntüler nedeniyle daha ileriye bugün için gidilememiştir.Her iki kanaldan da halen içilebilir kalitede su akmaktadır. Kanalların Roma döneminde kent içindeki su kaynaklarından başlayarak mahalle sarnıçlarına ve çeşmelerine su taşınmak üzere inşa edildikleri anlaşıldı. İzmirliler ise kazılar sonucunda ortaya çıkarılan bu kanalları, Romalıların Kadifekale’ye gizlice çıkmak için kullandıkları bir yol olarak görüyor.

Tespit edilen iki kanaldan birinin Osmanlı dönemi Ortodoks Hıristiyanlarınca Süt veren Anne adıyla kutsallaştırıldığı, buradan su içen kadınların sütünün bollaştığına ve doğurganlığının arttığına inanılmıştır. İnancın kökeni Meryemana’ya ve Anadolu’nun en eski inanç sistemini temsil eden Ana Tanrıça’ya dayanıyor.

 

 

 

 

Kaynaklar:

1) İzmir Agorasındaki açıklama yazıları

2) Türkiye Kültür Portalı

3) Vikipedi

Share Button
2768 cevaplar

Yorumlar kapalı.