Çapa Öğretmen Okulu Kimya Öğretmeni Münevver Baç
Rulo yapılmış büyükçe bir periyodik cetvel levhasıyla sınıfa giren Münevver Baç ‘’Günaydın Çocuklar, bu gün sizlerle evreni oluşturan maddenin, galaksilerin, yıldızların, gezegenlerin ve doğal olarak yaşamın oluşumunun şifreleri üzerinde konuşmak istiyorum. Bu şifrelerin farkına varabilir ve öğrenebilirsek insanlığın ihtiyacı olan her türlü maddeyi üretebilecek hale gelebiliriz. Dedikten sonra periyodik cetvel tablosunu tahtaya asmıştı.

Çapa Öğretmen Okulu Fizik Öğretmeni Meziyet Çağlayan
Bir süre Kadir’i dinleyen Meziyet Çağlayan, ‘’Teşekkür ederim Kadir. Beni mutlu ettiniz. Şimdi de güncel yaşamımızda sıkça başımıza gelen bir olay üzerinde duralım.’’
Dedikten sonra arka sıralarda oturan İzzet arkadaşımıza, Söyler misin İzzet; boynuzlu otobüslerde seyahat ederken şakacı bir sürücü aniden frene basarsa ya da gaz pedalına basarsa ne olur? Sorusunu yöneltmişti.
İzzet bir süre düşündükten sonra, ‘’Önümüzdekileri kucaklamak zorunda kaldığımız gibi aniden gaza bastığında da arkadaki yolcuların kucağına oturmak zorunda kalırız öğretmenim?

Çapa Öğretmen Okulu Resim Öğretmeni Selahattin Taran
Müzik öğretmenlerimiz Ekrem Zeki Ün ve Halil Bedii Yönetken ’de olduğu gibi asıl adı Selahattin Hüsnü Taran olan öğretmenimiz de bizden önce yerini almıştı resim atölyesinde. Sınıfımızın tamamı yerleştikten sonra ‘’Günaydın çocuklar, güzel sanatların önemli kollarından biri olan resimle haşır neşir olmaya hazır mısınız?’’ Dedikten sonra ‘’ Sanat yaşama gülümseyebilmektir. Yaşama gülümseyebilmek de sanattır. Öyledir çünkü gülümseyen birine ne kadar güzel, ne kadar çekici, tıpkı bir sanat eseri gibi…’’ Denmesinin nedeni budur. Sabahları karşılaştığınız herkese gülümseyerek Günaydın demekle Sanat yaşamınızı başlatmış olursunuz.’’ Demişti.

Çapa Öğretmen Okulu Müzik Öğretmeni Ekrem Zeki Ün
Halil Bedii Yönetken’le çabuk kaynaşmıştık, Ekrem öğretmenimiz konusunda biraz tedirgindik. Gereksiz tedirgin olmuştuk. Güler yüzle karşılamıştı bizleri. Rahatlamıştık…
Bir süre bizi süzdükten sonra ”teori bilinmeden kompozisyon yazamazsınız.” Diye başlamıştı konuşmasına. İnsanlar yaşadıkları çeşitli toplumsal olayları, acıları, sevinçleri, duygu ve düşüncelerini birbiriyle uyumlu ses ve söz kalıplarıyla ifade etme yolunu tercih etmiş ve bu yolla da olayları anlatmada en etkili ifade yöntemini, müziği bulabilmiştir. İnsanlık tarihi ne kadar eskiyse, müzik tarihi de o kadar eskidir.

Çapa Öğretmen Okulu Piyano Öğretmeni Halil Bedii Yönetken
Halil Bedii Yönetken yaptığı bu girişten sonra piyanoya dönerek tuşlara bir iki kez bastıktan sonra ‘’Sordum Sarı Çiçeğe’’ ilahisini çalmaya başlamıştı. ‘’ Sordum sarı çiçeğe, Annen baban var mıdır? Çiçek, eydür derviş baba Annem babam topraktır.’’ Dörtlüsünden sonra gelen ‘’Hak La ilahe illallah, Allah, La ilahe İllallah’’ nakaratını Halil Bedii Yönetken davudi sesiyle okumuştu. Özellikle nakarat bölümü bütün arkadaşlarımı duygulandırmış, kendilerinden geçirmişti. Öğretmenimiz tekrar bize döndüğünde bir süre bizleri izlemiş, sonra devam etmişti.
Etkilendiniz değil mi? Elbette etkilendiniz…Demişti. Müzik evrensel olduğu kadar yerel bir dildir de. Öyledir çünkü Müzik hayatın ta kendisidir.

Çapa öğretmen Okulu Resim ve Müzik Seminerleri gerçeği
tatürk “Sanatsız kalan bir milletin hayat damarlarından biri kopmuş demektir.” Sözleriyle sanatın önemini vurgulamıştı. Sanatın her dalı ile ilgili gelişmeleri yakından takip eden Atatürk, müzik konusunda daha ayrı bir özene sahipti. Görevli olarak Sofya’da bulunduğu dönemlerde çok sesli müziğe ilgi duyan Mustafa Kemal, burada klasik müzik ve opera konserlerine gidip bu müzik türleri hakkında daha fazla bilgi sahibi olmuştu. Cumhuriyetin ilanı ve yeniliklerin ardından müzik alanında ülkenin gelişmesine katkı sağlamak için çok sayıda yeni düzenleme ve çalışmalar yapılmıştı. Atatürk bu çalışmalarında başında da bizzat kendisi durup ülkemizde müzik alanında gelişmeleri destelemişti.

Çapa Öğretmen Okulu ilk hafta izlenimleri
Buluğ çağındaki bizlerin hangi motiflerle yönlendirilebileceğimizin, hangi örneklerin bizlerin ilgisini yürekten çekeceğinin hesabını yapabilmek ve bunu gerçekliğe dönüştürebilmek büyük bir yetkinlik ve birikim isterdi. Öğretmenlerimizde bu nitelikler fazlasıyla vardı. Bizlere sahip çıktılar. Kıt olanaklarımızın yolunu açmak için, kimliklerimizi zedelemeden yaptıkları uyarılar ve rehberlikleriyle bizleri hem sosyalleştirdiler hem de kariyer derslerinde yetiştirdiler. Gerçek eğitim ve öğretim buydu. Aktif öğretmenlik dönemlerinde hep onları örnek almıştım.

Çapa Öğretmen Okulunda 1961-1962 ders yılı başlıyor
Okul Müdürümüz Niyazi Akşit kısa ve öz olan konuşmasında eğitim ve öğretimin temel amaçları konusunda bilgi vermiş, müzik ve resim seminerlerinde kazanacağımız bilgi ve becerilerle ülkemizin kurucusu Gazi Mustafa Kemal’in bir özdeyişini vurgulamıştı. ”Sanatsız kalan bir milletin hayat damarlarından biri kopmuş demektir.” Özdeyişini hatırlattıktan sonra ‘’ Sanat en genel anlamıyla, yaratıcılığın ve hayal gücünün ifadesi olduğuna göre…’’ hayal gücünüzü okulumuzun Resim ve Müzik Seminerlerini yöneten yetkin öğretmenlerimizle geliştireceğiz demişti.

Çapa Öğretmen Okulları gerçeği
Yüksek Öğretmen Okulları, lise ve dengi okullara öğretmen yetiştiren eğitim kurumlarıydı. İlklerden biri olan İstanbul Yüksek Öğretmen Okulunun tarihi, Dârülmuallimîn ya da Öğretmenevi adlı okulun açılış tarihi olan 16 Mart 1848’e kadar uzanmaktadır. Demişti okul müdürümüz ve aynı zamanda tarih öğretmenimiz Niyazi Akşit. Benim çatısı altında okuduğum 1961-1963 dönemlerinde, bu tarihi ve anıtsal binamızda; İlköğretmen Okulu, Eğitim Enstitüsü ve Yüksek Öğretmen okulu barınıyordu.

Çapa Öğretmen Okulu’nda yetenek seçme sınavları
Nihayet sınav günü olan Perşembe günü gelip, çatmıştı. Sınava ilk alınan öğrenci olmuş, heyecanlanmama gerek kalmamıştı. Müzik odasındaki bir masanın ortasında Ekrem Zeki Ün olmak üzere yanlarında Halil Bedi Yönetken ile Tahir Sevenay yer almışlardı. Güleryüzle karşılanmıştım. İvriz ve çalışmalarım hakkında konuşmamı sağlayarak benim rahatlamamı sağlamışlar, sonra da kemanda hazırladığım parçayı dinlemişlerdi.
Parçayı bitirip, kemanı indirdiğimde Ekrem Zeki Ün’e bakmıştım. Halinden başarılı olduğum izlenimini edinmiştim. Piyanonun başına geçen Halil Bedi Yönetken akorlarla ilgili sorularından sonra solfej tekniğimi ölçmüştü. Tahir Sevenay da Vivaldi ile ilgili sorular sormuştu.












