Babam orman koruma memuru oluyor
Geçen yaz mevsimlik işçi olarak çalışırken tanıdığım ve sevdiğim servis şoförü Mahmut Abi gelmişti. Onu görünce sevinmiştim. Sarmaş dolaş olduktan sonra babamı sormuştum. Babamın Tarsus’tan yaklaşık 25 km uzaklıkta Berdan Çayı’nın denize döküldüğü yerde, kıyı boyunca bir şerit halinde uzanmakta olan bir kumulda, Turan Emeksiz Ağaçlama Sahasında Koruma memuru olarak görevlendirildiğini söylemişti. Bu habere çok sevinmiştim Sürekli maaş alacağı bir işi ve ailesine tahsis edilen bir konutu olmuştu. Babamın devlet memuru olarak maaşlı bir işe başlaması ailemiz için dönüm noktasıydı. Öyleydi çünkü Bulgaristan’dan ayrıldığımız 1951 yılından bu yana geçen 10 yıllık sürede sürekli yer değiştirmiştik.

İvriz Öğretmen Okulu’nda İstanbul hazırlıkları
İstanbul Çapa İlköğretmen Okulu Müdürlüğü, Türkiye’deki İlköğretmen Okulları müdürlüklerine yazı yazarak; normal derslerin yanı sıra müzik ve resim konusunda uzmanlaştırmak üzere öğrenci alınacağını duyurmuştu. Gerekli koşuları sağlayan, çalışkan, yetenekli öğrenciler; yetenekleriyle ilgili hazırlıkları yaptıktan sonra Eylül ayı ortalarında Çapa İlköğretmen Okulu’nda seçtikleri bölümle ilgili sınava gireceklerdi. Ben Müzik Semineri bölümünü seçmiştim. Sınavlarda başarılı olursam liseyi İstanbul’da okuyacaktım. Bu sınav, üç yıl İstanbul’da okuma fırsatı kazandıracaktı. Bu kazanç benim için çok önemliydi.

İvriz’de 1960-61 Eğitim ve Öğretim Yılı
Madeni anahtar sesleriyle uyanmıştım. Neler oluyor diye gözlerimi açıp, kafamı kaldırdığımda cibinlik ve okaliptüs ağaçlarını görememiştim. Bir an için bulunduğum yeri kestirememiştim, nerede bulunmaktaydım acaba? Bulgaristan’dan göçtüğümüz andan itibaren sürekli yer değiştiriyorduk, göçebe hayatımız vardı adeta. Bazı sabahlar uyandığımda nerede bulunduğum konusunda tereddütlerim olmaya başlamıştı.
Bir ranzanın üst katındaydım. Çevreme baktığımda okul arkadaşlarımın yataklarından inip, hızla giyinmeye başladıklarını görmüştüm. İvriz İlköğretmen Okulu yatakhanesindeydim demek ki. Dün gece Tarsus’tan bindiğimiz trende gecelemiştim. Pazar günü öğleden sonra İvriz’e gelmiştim. Oysa bir önceki gün Karabucak Okaliptüs Ormanındaydım. Yaklaşık üç ay cibinliklerle çevrelenmiş bir çardaktaki yatakta gecelemiştik kardeşimle.

Tarsus Karabucak’ta mevsimlik işçilik dönemi sonu
Karabucak Ormanında çalıştığımız üç buçuk aylık sürede hem kardeşim hem de ben yaklaşık 400’er lira kazanmıştık. Ailemizin bütçesine kazandırdığımız bu paralar yıl içerisinde bize harçlık olarak dönecekti. Babam tren biletlerimizi almış, her birimize 100’er lira da harçlık vermişti. Akşam saat 21,00’de Tarsus’tan kalkacak trenle ben Pazar günü öğleden sonra Ereğli’de olurken kardeşim de akşamüzeri Konya’da olacaktı.

Tarsus’la ilk bağlarımı Ben Hur filmi kurmuştu
Yaklaşık bir buçuk ay olmuştu Karabucak Okaliptüs Orman fidanlığında mevsimlik işçi olarak çalışmaya başlayalı. İlk bir ay fidan dikim sahasında çalışmıştık. Çalışma tarzımız ve disiplinimiz Derviş çavuşun takdirini kazanmıştı. Bu gün birlikte çapa salladığımız Salih’in önerisiyle Tarsus açık hava sinemasında oynamakta olan Ben-Hur filmine gitmeye karar verdik. Böylelikle farklı bir etkinlik gerçekleştirmiş olacaktık.
Akşam yemeğinden sonra bisikletlerle gidip izlediğimiz Filmin ana konusu Ben-Hur isimli bir Yahudi Prensin Roma İmparatorluğu’nun zalim görkemine başkaldırışıydı. Çocukluk arkadaşı Messala güç zehirlenmesi yaşayan bir Roma kumandanı olmuştu. Film, ikisinin çatışmasında, bir tür güç-özgürlük savaşını anlatmaktaydı.

Tarsus Karabucak’ta Haziran ücretlerimizi alıyoruz
Okaliptüs ağaçlarının yaprakları arasından dans ederek gelen ve hafifçe dalgalanmakta olan cibinlikten geçerek gözüme giren güneş ışınlarıyla uyanmıştım. Yerden yaklaşık bir buçuk metre yükseklikte bir çardakta yatıyorduk kardeşimle. Temmuz ayına girmiş olmamıza rağmen ormanın serinliği ve cibinliğin korunaklı yapısı rahat uyumamızı sağlamıştı. Çardaklarda cibinliksiz olmazdı. Öyleydi çünkü Karabucak bataklığında kurulmuş olan ormanda hatırı sayılır sayıda sivrisinek vardı.
Gerinerek doğrulmuştum çardakta. İşe geç kalıyoruz düşüncesiyle kardeşim Mustafa’yı uyandırmak istemiştim. Tam uyandıracaktım ki birden aklıma gelmişti. Bu gün tatildeydik. Mevsimlik işçilere bir günlük tatil verilmişti. Bir aylık çalışmalarının karşılığı olan ücretlerini alacaklar ve evlerinin eksikliklerini tamamlayacaklardı. İçimi tatlı bir sevinç kaplamıştı. Babam, kardeşim ve ben de 27’şer günlük yevmiye alacaktık. Bundan daha büyük bir mutluluk olabilir miydi? Kardeşimi uyandırmaktan vazgeçmiştim.

Tarsus Karabucak ormanında işe başlıyorum
Annemle babamın fısıldaşmaları ve yanmış kireç kokusuyla uyanmıştım. Gözlerimi araladığımda bembeyaz duvarlarla karşılaşmış, bir an için nerede olduğumu anımsayamamıştım… İvriz’de miydim, Misli Köyü’nde miydim, yoksa Mersin’de miydim? Mersin’de olamazdım, barakaların duvarları böyle bembeyaz değildi. İvriz aklıma geldiyse de ranzalardan birinde olmadığım gibi annemle babamın İvriz’de işi neydi… Neredeydim acaba?
Yatakta doğrulup, etrafa göz atınca kardeşim Mustafa’nın yanımda yatmakta olduğunu görmüştüm. Üstelik tavanıyla birlikte bütün duvarları bembeyaz ve pencereleri olmayan bir odada bulunuyorduk. Sineklik olarak tanımlayabileceğimiz tel örgüden yapılmış kapısından giren ışıkla aydınlanmıştı yattığımız yer. Yattığımız odanın normal bir kapısı yoktu yani. Yatakta bir süre oturup, odaya göz gezdirdikten sonra zihnimi toparlamaya çalışmıştım.

Tarsus Karabucak Okaliptüs Orman Fidanlığı
5 Haziran 1960 Pazar, Karabucak…
Kardeşim Konya Maarif Koleji ikinci sınıf, ben İvriz İlköğretmen Okulu üçüncü sınıf öğrencisi olmuş ve yaz tatiline girmiştik. 1951 yılı Nisan ayının son haftasında Bulgaristan’dan başlayan göç sonrasında bir türlü yerleşik düzene geçememiştik. Bunda Türkiye’ye serbest göçmen olarak gelişimizin büyük etkisi olmuştu.
T.C. Hükümeti Serbest Göçmenlere bakmak zorunda değildi. Bu nedenle, ailemiz nerede iş bulduysa oraya göç etmek zorunda kalmıştı. Bu yaz da öyle olmuştu. Okul harçlıklarımızı çıkarmak için çalışmak zorundaydık. Tarsus Okaliptüs Orman Fidanlığı mevsimlik işçi alıyordu.

Yıllar sonra yine Çukurova göründü
İvriz İlköğretmen Okulu’nda 1959-1960 Eğitim ve Öğretim yılını tamamlamıştık. 27 Mayıs 1960 Cuma günü karnelerimiz dağıtılmış, yaz tatiline girmiştik. Tatile girmek ve okuldan ayrılmak istemiyordum. İstemiyordum çünkü tatillerde nerede ve hangi koşullarda olacağımızı bilemiyordum.
Bu kez de öyle olmuştu. Olmuştu çünkü Misli Köyünde bize mülkiyetsiz verilen araziler, beş yıl süreyle işleyemediğimiz için, tekrar hazineye intikal etmişti. Köyde kalmamızı gerektirecek hiçbir neden kalmamıştı. Ailem Mersin’e göçmüştü tekrar.
Geçen yıl yaz tatilinde, Misli ’de, Burçak tarlalarında burçak yolmuştuk annem ve kardeşimle. Bu yaz tatilinde Mersin’de ne yapacağım konusunda kararsızdım. 16 yaşına girmiştim. İlkokul döneminde olduğu gibi simit satabilir miydim? Halka tatlısı yapıp, satabilir miydim? Ya da ayakkabı boyacılığı yapabilir miydim? Bilemiyordum… Her şey Mersin’e ulaştıktan sonra belli olacaktı.

İvriz İlköğretmen Okulu’nda Nevruz kutlaması
İvriz İlköğretmen Okulu da idareci ve öğretmenleriyle, öğrencileri ve hizmetlileriyle baharın gelişini kutlayacaktık bu gün… Yemekhane nöbetçileri ve hizmetlileri tarafından kumanyalarımız hazırlanmış ve sabah kahvaltısından sonra İvriz Kaya Anıtı’na doğru yola çıkılmıştı. Koyun Çayırı olarak bilinen mesire yerine gidilecekti. Henüz İvriz barajı yapılmamıştı. Coşkulu bir şölen havasında yürümekteyken Hüseyin Seçmen öğretmenimizin tarih dersinde verdiği bilgileri anımsamaya çalışıyorduk.












