Bir Picasso Şehri Antibes-Nice

24 Mayıs 2015 Pazar, Antibes Nice…

Fransa Rivierası olarak da bilinen Cote D’Azur bölgesindeki Villeneuve-Loubet kasabasında ikinci günümüz. Önceden yaptığımız program gereği, bu gün 8 km güneybatıda kalan Antibes’e giderek serbest takılmak istiyoruz. Cote D’Azur’daki mükemmel tatil beldelerinden biri de Antibes…

1946 yılında Picasso ve sevgilisi Françoise Gillet Paris’ten ayrılarak Güney Fransa’ya gelirler. Picasso’nun burada rastladığı fotoğrafçı arkadaşı Michel Sima yörenin tarihi zenginlikleriyle birlikte, 14. Yüzyılda inşa edilmiş Antibes’teki Grimaldi Sarayı’ndan söz eder. Bu konuşmadan sonra Picasso Grimaldi Sarayı’na gider, her nasılsa, hayatının bir bölümünü burada geçirir. Sarayda kaldığı sürede yaptığı resimler, günümüzde Picasso Müzesi’ne dönüştürülen bu sarayda sergilenmektedir. Picasso Müzesi’ne ev sahipliği yapmakta olan bu büyülü kenti görmek için bir gün önce, buraya geldiğimiz cumartesi günü araştırma yaptık.

Cote D’Azur Antibes

Her şeyden önce konakladığımız otelimizin çevresini tanımak istedik. Öncelikle sahile gittik. Ucu bucağı görünmeyen Cote D’Azur’un güneşli sahillerini tanımak istemiştik. Nice havalimanı denize kenarına kurulduğu için, Nice ve çevresinde plajlar çakıl taşları ile kaplanmış. Böylece rüzgârın havalimanı pistine kum taşıması engellenmiş. Bu da doğal olarak havalimanına yakın yerlerin plaj kalitesini düşürmüş. Çakıl taşlarından oluşan sahilde İnce kum yoktu. Hava serin olduğundan denize giren de yoktu. Sahile bakan site, villa ve otellere birkaç metre uzakta olacak şekilde, tahta tabanlı bisiklet ve yaya yolu yapılmıştı. Bu yolda yaklaşık 200-250 metre Nice tarafına yürüdüğümüzde, kasabaya adını veren Loup Nehri’nin Akdeniz’e döküldüğü yere ulaştık. 49 km uzunluğundaki bu nehrin Alplerde doğduğu yeri, iki gün sonra gerçekleştireceğimiz bir özel turda görme fırsatımız olacaktı. Kıyıdaki bu kısa araştırmadan sonra, alış veriş yapabileceğimiz market aramaya başladık. Bize oldukça yakın bir alışveriş merkezinin de farkına varamadık.

Cote D’Azur Antibes

Üzerinde ‘’Casino Carburant’’ yazdığı için kumarhane olduğunu zannettiğimiz alış veriş merkezini teğet geçtik.. Oysa kumarhane zannettiğimiz bu merkez yiyecek ve içeceklerin yanı sıra giyim ve kuşamın da satıldığı ultra süper bir alışveriş merkeziymiş. Yaklaşık 1 km uzaktaki bu marketten yiyecek ve içeceklerimizi alıp odamıza döndük. Odamızda güzel bir çay demledik. Çayımız demlenirken de denizi gören balkonumuzda karnımızı doyurduk. Sonra da keyifle demli çaylarımızı içtik. Çay partisinden sonra eşim bavullarımızı açıp içindekileri yerleştirirken ben de, otobüs duraklarıyla tren istasyonlarının yerlerini keşfe çıktım. Google haritalardan öğrendiklerim çok işime yaradı. Baıe des Marina’daki devasa beyaz yelkenlilere benzeyen ve Babil’in asma bahçelerini andıran yapıların arkasından, Antibes’e giden yol üzerinde yaklaşık 500 m yürümem gerekti. Bir alt geçitle anayola ve tren istasyonuna ulaştım. Trenlerin hareket saatlerine bakıp fotoğraflarını çektikten sonra, anayol üzerinde Nice tarafında, yine bir km’ye yakın yürüyüp otobüs duraklarına ulaştım. Bilgilendirme levhalarından, 200 numaralı otobüsle hem Cannes’a, hem de Nice gidebileceğimizi öğrenip, eve dönmüştüm. Böylelikle, 24 Mayıs Pazar günü Antibes’e yapacağımız kısa yolculuğun alt yapısını hazırlamıştım.

Cote D’Azur Antibes

24 Mayıs Pazar günü odamızda kuvvetli bir sabah kahvaltısı yaptıktan sonra eşimle Appartement Marina Baie des Angesi’in arkasındaki bir alt geçitten yararlanarak otobüs durağına ulaştık. Saat 10,00 da gelen 200 numaralı otobüse binerek Antibes bileti istedik. Kişi başı birer Euro ödeyerek Antibes yolculuğunu başlattık. Sol tarafımızda demiryolu ve ötesinde Akdeniz sahili yer alırken sağ tarafımızda da yerleşim alanları yer alıyordu. Yaklaşık 20 dakika sonra Antibes merkezindeki duraklardan birinde inmiştik. Eşimle hangi caddeyi izlesek konuşmalarını yaparken, yaklaşık benim boyumdan daha kısa, kısa pantolonlu, öğrenci olduğu belli olan oldukça şirin bir genç kız bize yaklaşarak, ‘’Türk müsünüz?’’ dedi. Adının Tuğçe olduğunu öğrendiğimiz genç kızımız gerçekten de öğrenciymiş. Tanışma faslından sonra, O da bizim gruba dâhil oldu.  Boulevard Albert üzerinden sahile ulaştık.

Antibes, Cannes’a çok yakın ve çok güzel bir Fransız kenti. Komşusu Cannes’a göre daha büyük ve daha çok görülmesi gereken bir yer. Hem denizle iç içe oluşu, hem de tarihi sokakları, pazarı, duvarları Cannes’a göre daha ilgi çekici olarak biliniyor. Fransız zenginlerinin sayfiye bölgesi olarak bilinen Antibes, Nice Havaalanından uzaklaşmaya başladığınız sınır bölgelerden biri… Plajların çakıl taşlarıyla döşenmesi uygulaması buralarda pek yok. Bu nedenle, Antibes’den Cannes’a kadar çok güzel plajlar var. Özellikle ikili arasında kalan Juan les Pins plajları  ile meşhur bir yer. Sahili 180 derece tarayıp, çevreyi gözden geçirirken kuzeyinde, ‘’Old City’’ ya da ‘’Eski Antibes’’ kentinin surlarını gördük. Rotamızı Old Antibes’e doğru çevirdik. Surlar, deniz ve denizdeki yelkenliler muhteşem bir tablo oluşturmuştu. Bu görüntünün fotoğraflarını çektik ve keyfini çıkardık. Surlar ile kıyı arasında özel olarak düzenlenmiş yaya yolundan yürürken, bir taraftan da muhteşem taş evlerle kapılarındaki, pencerelerindeki, duvarlarındaki ve balkonlarındaki çiçekleri kıskançlıkla izledik. Bu arada elimizdeki notlardan kentin tarihçesine baktık.

Cote D’Azur Antibes

Antibes tarihçesinin İzmir ve Antik İyon kentleri ile bağlantılı bir yönü vardı. Bilindiği gibi Phokaia-İzmir’in Foça İlçesi’nin Antik Çağ’da ve Bizans Dönemi’ndeki adı olup, On iki İyon kentinden biriydi. İlkçağlarda Marsilya’ya yerleşen Phokaialılarca bir ticaret üssü olarak kurulmuş olan Antibes’in ilk adı Antipolis’ti. Antipolis daha sonra Romalıların eline geçmiş. 1384-1608 arasında da kıyı bölgesine egemen olan Grimaldi ailesinin mülkü olmuş. Oldukça geniş ve çok uzun kollarıyla Cenevizli soylu bir aile olan Grimaldilerin en önemli kolu günümüzde Monaco Prensliğini yönetmektedir. Rotamız üzerinde ve oldukça ileride Grimaldi Şatosu’nun kuleleri görülüyordu. Juan-Les-Pins’de yer alan Grimaldi Şatosu, 12. yüzyıldan kalma ve Monaco kraliyet ailesinin eskiden yaşadığı bir yer idi… Çağlar boyunca birçok kez yenilenmiş olan Grimaldi Şatosu, 1946’da burada kalmış olan Pablo Picasso’nun yapıtlarının sergilendiği bir müze haline getirilmiş. Picasso, 1946’da şatonun bir bölümünü atölyesi olarak kullanmış ve buradaki çalışmalarının ürünü olan 150 kadar eserini buraya bağışlamış. Antibes’in kale surları, adeta bu eski yerleşim bölgesini zamana karşı da korumuş. Grimaldi Şatosu’nun yakınlarındaki bir kemerin altından surları geçerek Eski Kent Antibes’e adım atıyoruz. Bu fazla el değmemiş eski kent doğal Provençal yaşam tarzını merak edenler için adeta bir cennet…

Cote D’Azur Antibes

Fransız usulü kır yaşamı” olarak tanımlanan provence stilinin doğum yeri Fransa’nın güney kıyıları ve arkasındaki dağlık bölgedir. Akdeniz kıyıları ve lavanta tarlaları bu stilin ilham kaynağı olmuştur. Bölgede yaşayan insanların kültürlerinin çok uzun bir zaman süreci içinde coğrafya, iklim ve en önemlisi bitki örtüsünün etkisinin yaşam tarzlarına yansımasıyla ortaya çıkan Provençal Yaşam Tarzı, oldukça bağımsız bir tarz olarak ortaya çıkmaktadır. Bu bağımsız tarzın tek ortak yönü ise renk paleti ve kullanılan malzemelerin doğadakine en yakın olarak seçilmesi ve kullanılmasıdır. Bol güneşli ve doğa ile iç içe olan Cote D’Azur evlerinin baskın rengi beyaz olsa da aksesuarlar için her renge açık… Yeşil rengin açık tonları, patina gri ve krem rengi, gökyüzünün en uçuk tondaki mavisi, tozpembe, açık sarı ve lavanta rengi birlikte kullanılabilmektedir. Kentte denize açılan kale surları boyunca yürürken tarihi taş binaları, seramik ve el sanatları dükkânları, küçük kâffeleri ve dondurmacıları ile gezmeye doyamadığımız ara sokaklara dalıp çıkmak çok keyifli oldu. Aniden karşımıza çıkan Yerel pazar,  Marche Provencal ile karşılaşmak arayıp da bulamadığımız bir mekân oldu.

Cote D’Azur Antibes

Yerel Pazar alanının sabahları meyve sebze öğlenden sonra ise sanat eserlerine ayrılmış olduğunu öğreniyoruz. Fransa da nedense bu semt pazarları öğlene kadar açık… Bin bir çeşit kokuların ve renklerin birbirine karıştığı bu yerel pazar görsel bir şölen. Zeytinler, reçeller, ballar, baharatlar, meyve ve sebzeler, lavanta sabunları ve keseleri, şapkalar, hasır sepetler ve çiçekler… Yerel pazarın etrafında, bölgesel yiyecekler ve eşyalar satan dükkânlar var. Zeytinyağı, bal, baharatlar, kaz ciğeri ve peynir çeşitleri… Marche Provençal’da fiyatlar biraz pahalı olmakla beraber meyve ve sebzenin yanı sıra kahvaltılık alınabilir. Nitekim eşim, eski kent sokaklarında dolaştıktan sonra, bir fırsatını bulup bu yerel pazara uğradı ve adeta kendini kaybetti. Özellikle kahvaltılıkları bir şöleni izlercesine dakikalarca seyretti. Bir hayli alış veriş yaptı.

Cote D’Azur Antibes

Antibes, 25 km uzunluğunda 48 plajıyla Cote d’Azur’un en güzel bölgelerinden biri. 25 km’lik bir sahil söz konusu olunca bir sürü de limandan söz etmek gerekir. Bu limanlardan birçoğu günümüzde lüks ve ihtişamlı yatların konaklama adresidir. Eski kent içinde yeterince dolaştıktan sonra, surların üzerinden kuzeye doğru yaklaşık 200 metre yürüyerek liman bölgesine yukarıdan baktım. Bölgedeki Port Vauban, Avrupa’nın en büyük yat limanı olarak biliniyor. 2000 yatın demirleyebileceği bir alana sahipmiş. Bu liman aynı zamanda eski bir Yunan kenti olan Antipolis’in de tam kalbinin attığı yerde bulunuyor. Antibes yat limanı yanında surlarla korunmuş, ufak kapalı halk plajı oldukça popüler olmalı ki çok kalabalıktı. Güneşlenenler için, bir taraflarında çarşaf  gibi Akdeniz diğer taraflarında ise Grimaldi Şatosu ve Picasso Müzesi manzarası… Mükemmel olmalı… Surların kuzey ucundan merdivenlerle inerek liman bölgesinde biraz dolaştıktan sonra Port Valuban kapısından surları geçerek Eski Kent Antibes’e tekrar giriş yapıyorum. Old City olarak bilinen eski kent içinde panoramik bir turun yanı sıra onlarca fotoğraf çekiyorum. Yerel pazarda alış veriş yapan eşimle buluşuyor ve konaklama yerimiz olan Villeneuve Loubet’e geri dönmek için otobüs durağına gidiyoruz…

Cote D’Azur Antibes

Share Button