Prof. Dr. Pelin Koçyiğit
Tıp Bayramı nedeniyle, bana babasıymışım gibi emeği geçen doktorlarımızdan Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi’nde Doç. Dr. Burak Kaya, Medicana Hastanesi Onkoloji Bölümünde Doç. Dr. Petek Erpolat ve İbni Sina Üniversitesi Hastanesi Öğretim Görevlisi Prof. Dr. Pelin Koçyiğit’i anmak ve şükran duygularımı sunmanın bir vefa borcu olduğunu düşündüm.
Ulu önderimiz Atatürk ”Beni Türk Hekimlerine emanet ediniz” derken doktorlarımız ve tıp dalında çalışanların önemini vurgulamıştı.
Gerek Pandemi döneminde gerekse 2018 yılından beri kafamdaki cilt kanseri tedavileri döneminde Atatürk’ün vasiyetine uyarak ben de kendimi Türk Doktorlarına emanet ettim.

Anılarımda Elbistan Köyleri
Balkanlardan gelen muhacirlerde, aile reisi babasının adını soyadı olarak kullanmaktaydı. Oysa Türkiye’de Soyadı Kanunu uyarınca baba adı soyadı otomatik olarak alınamıyordu.
Kimlik bilgilerimiz yeniden düzenleniyor. Başta soyadlarımız olmak üzere, meslek ve yerleştirileceğimiz yerler yer alıyordu yeni kimliklerimizde.
Bulgaristan’dan kurtulmanın şerefine, Halil dedem ailesine ‘’Kurtuldu’’ soyadını aldı. Babam, Bulgar mezaliminden kurtulmak için yaptığımız göçü bir akın olarak değerlendirmiş olacak ki ailemize ‘’Akıncı’’ soyadını aldı.
Edirne’ye girdiğimizde ”Ahmet Mustafa Durgud” ailesiydik. Bundan böyle 5 kişilik Ahmet Akıncı ailesiydik…

Misli ve Aziz Vlasios Rum Kilisesi
Misti, Misthi, Mysti, Musthilia, Mustilia, Moustila, Misli gibi adlandırmaların yapıldığı bu antik köy, günümüzde Konaklı Belediyesi olarak biliniyor.
Bazılarına göre Antik Misli ’nin kuruluşu M.Ö. 400 yıllarına tarihlenmişti. M.Ö. 480 yılında, ilk büyük Pers-Yunan Savaşı olan Maraton’un kazanılmasının ardından tam 80 yıl geçmişti.
Persleri kovalamak için Anadolu’ya geçmiş olan Yunanlı paralı askerlerden bir grubun kurduğu bir yerleşim birimiydi Misthi.
Zaten Antik Dönem Grekçesinde Misthi ya da Misthios paralı asker anlamında kullanılan sözcüklerdir. Demişti sonraki yıllarda ilkokul öğretmenim.

Kapadokya’nın giriş kapısı Niğde
Öyle ya da böyle, aklım erdiğinden beri, konaklamak zorunda kaldığım yeri ve yöreyi tanıyarak bütünleşmek istemişimdir hep.
Bir zamanlar, yerüstünden çok yeraltında yaşandığı Niğde ve merkez köylerini tanımak için her türlü yola başvurdum. Bazı bilgileri, yıllar sonra, Kapadokya bölgesini birkaç kez gezerek edindim.
Kudüs merkezli ortaya çıkan Hristiyanlığın yayılmasında Anadolu toprakları ve özellikle Kapadokya önemli bir yere sahipti.
Gördüm ve anladım ki Kapadokya yöresini içine alan yerleşim yerlerinin, neredeyse yüzde yüzü, paganist Roma İmparatorluğu’nun zulmünden kaçan Hristiyanların yaşam alanları olmuştu.

Çapa Öğretmen Okulu’nda gençlik aşkım
Çam ağaçlarının, güllerin, okulun kurucusu ile Atatürk büstünün bulunduğu bir bahçeden sonra çıkılan mermer merdivenler, kocaman bir giriş kapısı, sizi karşılayan kırmızı halılar ve büyük yaldızlı aynalar…
Sonrasında kocaman ve oymalı kapılar, üstte muhteşem çinili yüksek bir tavan…Anıtsal bir yapı olan Çapı Öğretmen Okulu…
Bu anıtsal yapı bana kendimi adeta masallardaki peri padişahının sarayında hissettirmişti.
Bir an için, ilkokul üçüncü sınıfta simit satmaya başladığım Mersin’deki öğrencilik günlerimi, Niğde Misli Köyünün soğuk ve acımasız karlı kış günlerini hatırladığımda, Çapa Öğretmen Okulu yerleşkesi bir saray, sınıfımızdaki kız arkadaşlarımızı da bu saraydaki peri kızları olarak görmek mümkündü.
Öyle de olmuştu…

1961 yılı Çapa Öğretmen Okulu Öğretim Kadrosu
Millet Caddesi’nden geçenlerin hayranlıkla ve gıptayla baktığı mavi çinili bu anıtsal bina ünlü Mimar Vedat Tek’in Erkek Öğretmen Okulu için yaptığı yapıtlarından biriydi.
Oldukça yüksek tavanları, kırmızı halıları ve büyük yaldızlı aynalarıyla bir sarayı andırıyordu.
Bir sarayı andıran bu anıtsal yapı, zamanla, kanatları altında Atatürk Eğitim Enstitüsü ile Çapa İlköğretmen Okulu Müzik ve Resim Seminerlerini de barındırır olmuştu.
İki yıl okuma şansını yakaladığım bu muhteşem okulun eğitim ve öğretim kadrosunu tanıtmayı bir vefa borcu olarak gördüm.

İstanbul Çapa Öğretmen Okulu öğrencisiyim
Her geçen gün hayranlığımızın biraz daha arttığı anıtsal mavi çinili Öğretmen Okulu’nun ön bahçesinde mermer merdivenlerinin önünde 1961-1962 Eğitim ve Öğretim yılının açılış merasimi için toplandık.
Büyük bir heyecan ve coşku içindeydik. Perşembe günü yetenek sınavları sonlanmış, kazananlar üç yıl süreyle bu çatı altında eğitim görme hakkını kazanmışlardı.
İvriz’den benimle birlikte Müzik Semineri için gelen Akif İken ile Resim Semineri için gelen Halit Armutlu da kazananlar içindeydi.

İstanbul Çapa Müzik Semineri giriş hikayem
Parçayı bitirip, kemanı indirdiğimde Ekrem Zeki Ün’e bakmıştım. Halinden başarılı olduğum izlenimini edinmiştim.
Piyanonun başına geçen Halil Bedi Yönetken akorlarla ilgili sorularından sonra solfej tekniğimi ölçmüştü.
Tahir Sevenay da Vivaldi ile ilgili sorular sormuş ve doyurucu yanıtlar almıştı.
Sınavdan çıktığımda kesin kazandım demiştim kendi kendime. Öyle de olmuştu. Bu anıtsal ve muhteşem okulda üç yıl okuma şansımı yaratmıştım. Çok mutluydum…

Anılarımda Mavi Gözlü Kent Tekirdağ
Trakya’nın kimlikli et mutfağının baş ürünleri arasında, şehrinin ismiyle şöhretine bilinirlik katan Tekirdağ köftesi geliyordu. Özellikle baldızım kentin adıyla ünlü bu köfteyi yemek istemişti.
Marka tescilli, ünü tüm Türkiye’ye yayılmış Tekirdağ köftesinin bir diğer ismi, Hacıköylü köftesidir.
Tekirdağ’da bu köfteyi özüne bağlı olarak yapıp, sahip oldukları mekanlarla da perçinleyen Özcanlar Köfte’nin sahiplerinin aktardığına göre, büyük enişteleri Hacıköylü Hüseyin Ağa, 1910 yıllarında bu işi günün şartlarında yapıyormuş.

Gümüldür İzmir
Mis kokulu satsumanın diyarı Gümüldür’ü, 1978 yılında geldiğimiz Merkez Bankası Sosyal tesislerinde yaptığımız bir haftalık tatilimizde tanımıştım.
Maviyle yeşil buluşturan doğası, yedi kilometrelik sahil şeridindeki mavi bayraklı plajları, her bütçeye uygun otelleriyle deniz turizminin hızla gelişen bölgelerinden biri Gümüldür’ü sonraki yıllarda TMO Sosyal Tesislerindeki tatillerimizde daha iyi tanıdım ve sevdim.












